Euro
Arrow
55,6461
Dolar
Arrow
49,8308
İngiliz Sterlini
Arrow
66,3681
Altın
Arrow
6487,6935
BIST
Arrow
11.165
Anasayfa > Yazarlar > Av. Aydın Davran > Cumhuriyet’in tarihsel anlamı

Cumhuriyet’in tarihsel anlamı

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 29.10.2026 06:00

Cumhuriyet’in ilanını yalnızca 29 Ekim 1923 tarihinde alınan bir karar olarak değerlendirmemeli, Türk Devrimi’nin tarihsel gelişiminden bağımsız düşünmemeliyiz.  Cumhuriyet, bir günde ortaya çıkmış bir düşüncenin değil, yaklaşık yarım yüzyıla yayılan siyasal arayışların, mücadelelerin ve nihayetinde Millî Mücadele’nin sonucunda ulaşılmış bir sonuçtur.

1876 yılında Kanun-ı Esasi’nin ilanıyla başlayan anayasa yapma deneyimi, Osmanlı Devleti’nde iktidarın sınırlandırılması ve yönetimde temsil düşüncesinin hayata geçirilmesi bakımından önemli bir aşamaydı. Ancak, 2.Abdülhamit anayasanın ilanı ve meclisin açılmasından yaklaşık ondört ay sonra meclisi süresiz olarak kapattı. Aldığı kapatma kararının dayanağı anayasada mevcuttu. Karar hukuka uygundu, ancak padişaha meclisi kapatma yetkisi veren bir anayasanın egemenlik hakkının sahibini olarak padişahı tanıdığı ve halen mutlak egemenin padişah olduğu açıktır.

1908 Devrimine kadar geçen 30 sene boyunca  Meşrutiyet’in yeniden yürürlüğe girmesi, anayasal bir düzen ve egemenliğin paylaşılması arayışının sona ermediğini ortaya koyuyordu. Ne var ki anayasal kurumların varlığı, tek başına özgürlüğü, hukukun üstünlüğünü ve en önemlisi millet iradesinin egemenliğini güvence altına almaya yetmedi.

İmparatorluğun savaşlar ve Anadolu’nun işgali sonucunda çözülmesiyle birlikte sorun artık mevcut yönetimin nasıl düzenleneceğinin ötesine geçmişti: devletin bağımsızlığı nasıl korunacak, millet kendi geleceğine nasıl sahip çıkacaktı?

Kanımca cumhuriyet rejimin ilanı için mağlubiyet yaşadığımız 1.Dünya Savaşı ve ardından zaferimizle sonuçlanan Kurtuluş Savaşı süreci hızlandıranen önemli olaylardır. Eski rejimin üzerine toprak atmak için aranan meşruiyet zaferle sonuçlanan ulusal bağımsızlık savaşımızdı. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yürütülen Millî Mücadele’nin tarihsel önemi burada ortaya çıkar. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla egemenliğin millete ait olduğu ilkesi yalnızca bir düşünce olmaktan çıkmış, yeni devletin kuruluş iradesine dönüşmüştür. Kurtuluş Savaşımız kongrelerle, meclisle yürütülmüştür. Bağımsızlık savaşı verirken anayasa yapmış bir ulusuz. 1921 Anayasası işgal koşullarında yürürlüğe girmiştir. 

Cumhuriyet, egemenliğin kaynağını hanedandan millete taşımıştır.Ardından gerçekleştirilen hukuk, eğitim ve toplumsal yaşam alanlarındaki devrimler de bu köklü dönüşümün devamı ve tamamlayıcısı olmuştur.

Bugün Cumhuriyet’i değerlendirirken asıl üzerinde durmamız gereken, onun hangi koşullarda kurulduğu kadar hangi ilkeler üzerine inşa edildiğidir.Laiklik, eşit yurttaşlık ve aklın özgürleşmesi, Cumhuriyet’in birbirinden ayrı düşünülemeyecek temelleridir.

İçerisinde bulunduğumuz koşullar ve Atatürk’ün Nutuk’ta kullandığı ifade ile “vaziyet ve manzara-i umumiye” için olumlu konuşmanın mümkün olmadığı aşikar. Sorunumuz yalnızca Anayasa’da yapılması tartışılan değişikliklerin rejim değişikliğine yol açma ihtimali taşıması ile sınırlı değil. Paylaşımdaki adaletsizlik, emeğin değersizleşmesi ve sömürüsü, doğal kaynakların yağmalanması, hukuk devleti ilkesi ile çelişen uygulamarın yaygınlaşması gibi büyük ve karmaşık sorunlarla karşı karşıyayız. 

103 sene önce ilan edilen cumhuriyet rejimi büyük devrimci bir iradenin sonucuydu. Atatürk önderliğinde 20. yüzyılın en büyük devrimlerinden birini başardık. Bugün bize düşen başta Atatürk olmak üzere kurucularımızı minnet ve saygı ile anmanın ötesinde, altı oktan biri olan devrimciliğin gereğini yerine getirerek, kaybettiklerimizin yerine daha iyisini koymak için çalışmaktır. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin 103. yılı, bir başka ifade ile Türk ulusunun doğum günü kutlu olsun. 

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları