Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,8357
Dolar
Arrow
43,8812
İngiliz Sterlini
Arrow
59,0280
Altın
Arrow
7227,8872
BIST
Arrow
10.729

Ramazan etkinlikleri genelgesi ve Laiklik tartışması

Teneffüs aralarında ilahilerin çalındığı, okulların dört bir yanının Ramazan Bayramı temalı afişlerle donatıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu uygulamalara itiraz edenler ise kimi zaman açık, kimi zaman örtük biçimde “din düşmanlığı” ile suçlanıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara gönderilen Ramazan Etkinlikleri Genelgesi, hâlâ tartışmaların merkezinde yer alıyor. Veli-Der, Eğitim Sen ve Eğitim-İş gibi sendika ve sivil toplum örgütleri genelgeye karşı çıkmayı sürdürüyor. Bu itirazlar temelde iki noktada yoğunlaşıyor: laiklik ilkesinin ihlali ve bireylerin manevi alanına müdahale.

Söz konusu örgütler, genelgenin laikliğe açıkça aykırı olduğunu ve bu durumun kabul edilemez olduğunu vurguluyor. Ayrıca bu tür etkinliklerin öğrenciler ve öğretmenler arasında ayrışmalara yol açacağı; kamusal alan olması gereken okullarda inanç temelli bir kutuplaşmayı derinleştireceği ifade ediliyor.

Aslında bu ayrışmaların nasıl tezahür edeceğini görmek için beklemeye gerek yok. İktidara yakın sendikalardan Eğitim Bir-Sen’in “Ramazan Etkinlikleri” hakkında yaptığı son açıklama bunun çarpıcı bir örneği. Sendika, Eğitim Sen ve Eğitim-İş’i “saplantılı sendikalar” olarak nitelemekle kalmadı; bu örgütlerin tutumunu “dini değerlere karşıtlık” gibi son derece tehlikeli bir söylemle tanımladı. Daha da ileri giderek muhalif sendikaları, dolayısıyla üyelerini ve ailelerini, “İslami değerlere tahammül edemeyen, hatta bu değerlere nefretle bakan” kişiler olarak kodladı.

Ramazan Genelgesi’ne yönelik laiklik temelli eleştirilere Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’den de bir yanıt geldi. Bakan, muhalefeti “okuma yazmaya” davet ettikten sonra okullarda süslenen Noel ağaçlarını gündeme getirdi ve “Ona neden itiraz etmediniz?” diye sordu. Ancak şu sorular cevapsız kaldı: Noel ağaçlarına ilişkin bir genelge yayımlandı da bizim mi haberimiz yok? İtiraz edilseydi Ramazan Etkinlikleri Genelgesi geri mi çekilecekti? Mesele gerçekten bundan mı ibaret?

Bu noktada, eleştirileri bizzat muhataplarından dinlemenin önemli olduğunu düşündüm ve sendika yöneticileriyle görüştüm. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak’a doğrudan şu soruyu yönelttim:

“Genelgeye neden karşısınız? Genelgeyi savunanlar, ‘Bunun kime ne zararı var, manevi değerlerin öğretilmesinden neden rahatsız oluyorsunuz?’ diyor. Cevabınız ne olur?”

Irmak şu yanıtı verdi:

Laiklik, aynı zamanda kamusallık demektir. Devlet, tüm inançlar karşısında eşit mesafede durmak zorundadır. Devlet kurumlarında inançlar yaşatılamaz. Yarın Aleviler ‘Okullarda semah dönelim, Aleviliğe özgü kutsal günlerde genelge yayımlansın’ derse ne olacak? Bu örnekler çoğaltılabilir. Sonuç kaos olur.”

Irmak ayrıca bu tür genelgelerin toplumda kamplaşmayı ve ötekileştirmeyi artıracağını vurguladı. Etkinlikler her ne kadar “gönüllülük” esasına dayandırılsa da katılmayanların dışlanacağını ve “öteki” olarak damgalanacağını ifade etti.

İtiraz edenler sıklıkla din ve İslam düşmanlığıyla suçlanıyor. “Dine karşı bir hassasiyetiniz mi var?” sorusuna ise Irmak şu yanıtı verdi:

Bizim insanların inançlarıyla ilgili hiçbir sorunumuz yok. Aynı topraklarda yaşayan, aynı havayı soluyan insanlarız. Sorun, iktidarın dini araçsallaştırması ve ülkede, okullarda yaşanan yoksulluğun bu tür uygulamalarla örtmeye çalışmasıdır.”

Eğitim-İş İstanbul 3 No’lu Şube Başkanı Oğuz Akkaş da genelgenin Anayasa’nın 25. maddesine ve Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı olduğunu belirtti. Bu tür uygulamaların okullarda din ve mezhep temelli ayrışmaları derinleştireceğini söyledi. Akkaş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Okul kantinlerinde ürünlerin fahiş fiyatlara satıldığı, birçok öğrencinin beslenme çantasının boş ya da bir kuru ekmekle dolu olduğu bir ortamda; çocukların temiz içme suyuna, bir öğün sıcak yemeğe dahi erişemediği bir gerçekken onlara ‘Haydi oruç tut, oruç çok güzel bir şeydir’ diyemeyiz. Dememeliyiz.”

Akkaş’a göre öncelik, nitelikli eğitim için gerekli fiziki koşulları sağlamak olmalı. Temizlik, hijyen, temiz su ve erişilebilir gıda çocukların okuldaki en temel ihtiyaçlarıdır. Bedenen sağlıklı olmayan bir çocuğun zihinsel olarak sağlıklı olması da mümkün değildir. Çocukların beden ve ruh sağlığı devletin sorumluluğudur; inanç ise bireysel bir alandır.

Görüşüne başvurduğum tarihçi-yazar Mustafa Solak ise meseleyi sorular üzerinden tartışmaya açtı. Solak şunları sordu:

Alevi yurttaşların Muharrem Orucu’nun, Hristiyan ve Yahudi yurttaşların kendi oruç dönemlerinin de okullarda panolarla, süslemelerle görünür kılınmasını savunuyor musunuz? Savunuyorsanız, henüz fikri gelişimini tamamlamamış çocukların din üzerinden çatışmaya girmesini nasıl önleyeceksiniz? Savunmuyorsanız, bu tutumu demokrasi ve laiklikle nasıl bağdaştırıyorsunuz?”

Solak sorularını şöyle sürdürdü:

‘Müslüman bir ülkede yaşıyoruz’ diyerek herkesi Müslüman varsayıp kendi anlayışınızı mı dayatacaksınız? Herkesi kendi Müslümanlığınızla mı ölçeceksiniz? Buna uymayanlara ‘Gerçek Müslüman benim’ mi diyeceksiniz? Bu tutum toplumu çatışmaya sürüklemez mi? Dahası, dini vicdani alanından çıkarıp araçsallaştırmış olmaz mısınız?”

Görüşüne başvurduğum bir diğer isim olan hukukçu-yazar Gürkan Çakıroğlu ise genelgede bir sorun görmediğini belirtti. 

Ancak ekledi:

Aynı durum Aleviler ve diğer inanç gruplarını da kapsayacak şekilde uygulanmalı. Daha kapsayıcı ve kuşatıcı bir politika izlenmeli. Diğer bir ifadeyle söz konusu genelge eşit yurttaşlık temelinde hayata geçirilmeli; siyasal İslam propagandasına dönüşmemeli. Aksi halde Sünnilik, inançtan ziyade kimliğe ve kültürel bir aktiviteye indirgenir ki, bu durum Sünnileri de rahatsız eder.”

Değerlendirmeler böyle.

Toplumsal meseleleri, iktidarın uyguladığı siyasetten ve ülkenin bütünsel gerçekliğinden bağımsız ele almak mümkün değildir. Bu nedenle Ramazan Genelgesi de adalet, eşit yurttaşlık, özgürlük ve laiklik ilkeleri temelinde değerlendirilmelidir. Buna karşın eleştirilere yanıt vermek yerine kişi ya da grupları hedef almak, düşünce yerine kimliği tartışmak açık bir ad hominem safsatasıdır.

Öte yandan özellikle toplumsal konularda hakikatin üzerini örtmek için dini bir kalkan olarak kullanmak, teokratik yönetimlerin tarih boyunca en sık başvurduğu yöntemlerden biri olmuştur. Bu tür rejimlerde iktidara yönelen her itiraz, sözde “Tanrı’nın buyruğu” ile bastırılmış; işlenen suçlar, alınan adaletsiz kararlar ve yaratılan tahribat kutsallık kisvesi altında meşrulaştırılmıştır.  

Tarih bu konuda suskun değildir. Yüzyıllar önce karanlığa karşı yakılan o güçlü meşalelerin, bugün hâlâ yolumuzu aydınlatabilecek bir ışık sunduğunu hatırlatır.

Çünkü hakikatin ışığı asırlar geçse de sönmez, tarih ötesidir o ışık.