Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
52,3151
Dolar
Arrow
45,1545
İngiliz Sterlini
Arrow
60,3249
Altın
Arrow
6511,8588
BIST
Arrow
10.729

Akit, İsmail Arı’yı eleştirirse: Ayna kime tutuluyor?

Akit Gazetesi’nde Ali Karahasanoğlu BirGün Gazetesi muhabiri İsmail Arı’nın tutuklanması sonrasında gazeteciyi eleştiren bir yazı kaleme aldı. Karahasanoğlu yazısında bir dizi örnek vererek Arı’nın iyi bir gazeteci olmadığını söylüyor ve Arı’yı kastederek şöyle diyordu: 

“Gazetecilik adı altında dindarlara iftira atmak; solcuların yolsuzluklarını ise görmezden gelmek, hatta savunmak, kim ne derse desin asla ve asla gazetecilik değildir.”

Karahasanoğlu’nun söyledikleri şurada dursun biz şimdi Akit’in nasıl gazetecilik yaptığını hangi olayda nasıl bir çizgi izlediğini gelin yeniden hatırlayalım.

Örneklere geçmeden önce gazetenin Arı’nın ile ilgili kullandığı şu ifadeleri aktarmak istiyorum:

“Kendini "gazeteci" olarak tanıtan, Kızıl Soros Osman Kavala'nın kurduğu solcu taklidi yapıp küresel çetelere hizmet eden BirGün yazarı İsmail Arı…”

Kendini gazeteci olarak tanıtmak ne demek.. Solcu taklidi yapmak ne demek…Takdirinize bırakıyorum.

Geçelim örneklere..

Akit, Müjdat Gezen’in geçmişte yaptığı açıklamalardan yola çıkarak 2018 yılında -üzülerek ifade ediyorum ki- kendisiyle ilgili haberin başlığını aynen şöyle kurmuştu:

“'Pezevenk' Müjdat Gezen meğer sübyancıymış!”

Ne zamandan beri nefret dilinin adı gazetecilik oldu? Dahası böylesi bir üslubun hâkim olduğu yerde, kim bu ifadeleri gazetecilik adına savunabilir?

Fark etmişsinizdir yukarıda da aktardığımız  üzere Akit, Arı ile ilgili haberini kullanırken Osman Kavala’ya atıf yapmıştı. Bilindiği üzere Kavala “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlamasıyla” ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. İşte Akit, Osman Kavala ile ilgili neredeyse bütün haberleri “Kızıl Soros” başlığı ile gördü. Bütün haberlerinde bu ithamı, bu dili kullandı. Hatta kendisine destek veren Avrupalı vakıfları bile şöyle haberleştirdi:

“Kâr Amacı Gütmeyen Kurumlar (KAGK) kisvesiyle Türkiye’de fitne tohumları eken, PKK terörüne destek veren, eşcinsel sapkınlığın yaygınlaşması için çaba gösteren, Gezici vandallara finansal destek sağlayan Avrupalı vakıflar, “Kızıl Fitne” Osman Kavala’nın serbest bırakılması için harekete geçtiler.”

Karahasanoğlu, Arı’nın gazeteciliğini sorguluyor ya, tekrar soralım: bu ifadeler mi gazeteciliği temsil ediyor, bu cümleler mi bize yol gösteriyor? 

Ya da şöyle soralım Türkiye’de gazetecilik bu seviye ve anlayışla mı yapılmalı? Akit, gazetecilikten bunu mu anlıyor?

Devam edelim.

Akit’te Ramazan Alkan imzasıyla Evrensel Gazetesi ile ilgili şu manşet kullanılmıştı: "PKK sözcüsü Evrensel kapatılıyor.”  

Haberin içeriğinde ise Evrensel’in attığı manşetlerle Türk halkını hedef haline getirdiği ve kamudan atılan PKK’lı öğretmenlere sahip çıktığı yönünde görüşlere yer veriliyordu. 

Akit, benzer bir yakıştırma ve üslupla yapılacak bir haberin öznesi olmayı kabul ediyorsa, bu yaptığına kendileri açısından habercilik diyelim. Değilse ne olduklarına yine kendileri karar versinler. Sonra konuşalım.

Akit deyince, Prof. Dr. Türkan Saylan’ı anmamak olmaz. Bakın Akit, Saylan ile ilgili hangi ifadeleri kullanmıştı: 

“Annesi İngiltere doğumlu, kendisi ve terör örgütü PKK yandaşlarına burs bağlayan vakfı ÇYDD MİT raporlarında misyoner olarak geçen, ömrü boyunca başörtüsü düşmanlığı yapan fakat ömrünün sonunda başörtüsüne mahkum olan Türkan Saylan kimdir?”

“Türkan Saylan kimdir” derken kullandığı dili ile bu sorunun yanıtını bile gereksiz kılan bir çizgi mi gazetecilik ilkelerini hatırlatacak?  Saylan’ın kim olduğuna dair açıklamalar muhtelif biçimde yapılabilir. Lakin hedef göstererek, nefret objesi haline getirerek, yaşamış olduğu rahatsızlığı bile görmeyip “başörtüsüne mahkûm oldu” diyerek bir tanımlama yapılabilir mi? 

Türkan Saylan deyince akla hiç kuşkusuz cüzzamla ilgili yaptığı o olağanüstü çabalar, çalışmalar, tıbbi gayretler ve elbette kız çocukları ile ilgili duyarlılığı, eğitime yönelik hassasiyeti akla gelir. Akit bunların hiçbirini görmemiş. Fakat şimdi biz Arı’nın haberciliğini tartışacağız öyle mi? Geçiniz..

Son örneğimiz de aylardır hastalıkları ile gündeme gelen tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’la ilgili. Akit, Başkan Çalık’ın hastalığıyla ilgili haber yaparken şu başlığı uygun görmüştü: “Çalık Turp Gibi.” 

Haberin detaylarına burada girmeyeceğim. Onun yerine doğrudan Çalık’ı ziyaret eden Bülent Arınç’ın şu sözlerini aktarmak isiyorum:

"Bir utanmaz gazete var. Ahlâktan, edepten yoksun bir gazete. Gözlerini hırs bürümüş. Manşet üstünde bir başlık atmış. Buradan söyleyeyim. Murat Çalık turp gibi falan değil. Murat Çalık'ı ben ziyaret ediyorum, ettim.”

Akit’in haber dili ve izlediği çizgi böyle. 

Bir de basın özgürlüğüne dair ülkenin içinde bulunduğu bir gerçeklik var. Şöyle ki, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün yayımladığı 2025 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'ne göre Türkiye, basın özgürlüğü konusunda 180 ülke arasında 159'uncu sırada.  Yani Pakistan (158), Bahreyn (157), Sudan (156) ve Irak (155) gibi ülkeler bile bizden daha iyi durumda.

Peki, Akit konuyla ilgili bugüne kadar eleştirel bir gazetecilik çizgisi izlemiş mi?

Medya ve basın özgürlüğünü savunmuş, gazetecilerin keyfi sebeplerle gözaltına alınmasını, tutuklanmasını kınamış mı?

İfade hürriyetinden, basının denetleme işlevinden yana olmuş, bununla ilgili kaygılarını dile getirmiş mi?  Yok.

Bırakın böyle bir kaygı ve sorumluluk içinde olmayı bugün bile İsmail Arı’nın gazeteciliğini sorgulayıp, bununla ilgili yazı ve haberlere imza atıyor Akit.

Ne diyelim…

Gazetecilik, elindeki aynayı hep başkasına tutanların mesleği değildir.

Gazetecilik, başkasının kusurunu büyüteçle ararken kendi dilini karanlıkta bırakanların işi değildir.

O ayna eninde sonunda herkese döner.

Siz onu ne kadar başkalarına tutarsanız tutun, hakikat sabırlıdır; bekler.

Ve gün gelir, çehrenizden sakladığınız ayna tam karşınıza dikilir.

İşte o an, yüzünüzü değil; kullandığınız dili, kurduğunuz cümleleri ve saklamaya çalıştığınız gerçeği görürsünüz.

Çünkü hakikat, saklanan değil, er ya da geç ortaya çıkan şeydir.