Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

'Bizim Mahalle' neden hep kurban?

Geçtiğimiz günlerde siyaset bilimi ve iletişim çevrelerinde çok konuşulan, Amsterdam Üniversitesi’nden Patrick van Erkel ve ekibinin bir araştırması önüme düştü. Araştırma, 2024 Avrupa Parlamentosu seçimleri sırasında Almanya, Hollanda ve Polonya’da yaklaşık 4 bin kişiyle yapılan bir panel araştırmasına dayanıyor.

Bulgular insanların, internetteki yalan haberlerin ve dezenformasyonun en çok kendi destekledikleri siyasi partiyi hedef aldığına inandığını gösteriyor. Karşı tarafın uğradığı dezenformasyon ise ya görmezden geliniyor ya da “zaten hak ettiler” düşüncesiyle geçiştiriliyor.

1982 yılında Stanford Üniversitesi’nde temeli atılan ve siyasi iletişim literatüründe Düşmanca Medya Etkisi (Hostile Media Effect) denilen bu kavram bize şunu söyler: Bir ideolojiye veya partiye bağınız ne kadar güçlüyse, ana akım medyanın size karşı o kadar önyargılı, niyetinin o kadar kötü olduğunu düşünürsünüz.

Bu kavram, yapay zekanın ve sosyal medyanın ürettiği sahte haberlerle etkisini daha da genişletti. Artık karşımızda bir de “Düşmanca Yanlış Bilgilendirme Etkisi” var. Kutuplaşmanın adeta bir yaşam pratiği haline geldiği Türkiye’de ise kavramın karşılığının çok daha sert ve somut örneklerine şahit olmaktayız.

Türkiye'de Herkes Mağdur

Türkiye’de dezenformasyonun en çok yaratıldığı mecra, sosyal medya. Algoritmalar bizi “filtre balonları” dediğimiz yankı odalarına hapsediyor, karşıt mahalleler ise sosyal medyadaki -bazıları sahte olmak üzere- haber ve içerik dünyasında kendi mağduriyet hikayelerini devşiriyor. Çünkü algoritmalar uzlaşmayı ve dayanışmayı ödüllendirmiyor.

Öfkeyi, korkuyu, mağduriyet hissini ödüllendiriyor. Karşı tarafı şeytanlaştıran içerikler daha fazla yorum, etkileşim, paylaşım alıyor, daha fazla görünür oluyor. Sonuçta insanlar yalnızca kendi fikirlerini değil, kendi mağduriyet hikayelerini de sürekli yeniden üreten bir içerik evreninde yüzüyor.

Örneğin son genel seçim dönemini hatırlayın. X veya TikTok’ta da dolaşıma sokulan, yapay zeka eliyle üretilmiş sahte bir ses kaydı ya da montajlanmış bir video ile kamuoyu yaratılmış, cepheler sağlamlaştırılmıştı.  Tarafların “troller yine düğmeye bastı, bize karşı karalama operasyonu yapıyorlar!” iletilerine karşı “Dış güçler ve içerideki uzantıları, liderimizi ve partimizi hedef alıyor!” yanıtlarını hepimiz hatırlıyoruz.

Tabi safları sıkılaştırmak için sık sık kullanılan “devlet aklı” argümanını da küçümsememek gerek. Farklı bağlamda cümleler kurulsa da hikaye değişmiyor: Herkes kendi mahallesinin hedefte olduğuna inanıyor. Bu arada araştırmanın bir diğer bulgusu “siyasi haber bağımlısı” olan insanların, haberleri daha fazla önyargılı ve kendilerine karşı bulmalarıdır. Dolayısıyla sürekli günlük siyaseti takip eden, sürekli kendi görüşünü destekleyen hesapları izleyen ve yalnızca kendi mahallesinin haber kaynaklarından beslenen insanlar zamanla daha fazla bilgi sahibi olmuyor;  düşman medya etkisini daha fazla hissediyor.

Bir noktadan sonra ortaya çıkan her yeni haber önce gerçeklik testinden değil, siyasi perspektif testinden geçiyor. “Doğru mu?” sorusu geri planda kalıyor. Bu insanlar karşı tarafa yönelik üretilen yalanları “hak edilmiş birer gerçek”, kendi tarafına yönelik üretilen yalanlar ise “büyük bir komplo” olarak kodluyor. Araştırmadaki çarpıcı bir diğer detay, düşmanca yanlış bilgilendirme etkisinin sağ ideolojik pozisyondaki insanlarda çok daha yüksek düzeyde yaşandığı şeklinde.

Belki de araştırmanın en önemli sonucu tüm tarafların dezenformasyon kurbanı olduğuna inanması. Bu bağlamda eğer internette, televizyonda veya gazetede gördüğümüz her haberin sadece “sizin partiye” karşı yapılmış bir itibar suikasti olduğunu düşünmeye başladıysanız, belki de algoritmaların ve güdülenmiş akıl yürütme dürtülerinizin esiri olmuşsunuz demektir.

Panzehir ise bilgi akışımızı kar odaklı algoritmaların, tıklama tuzaklarının ve sosyal medya trollerinin insafına bırakmamak. Bu nedenle sokağın ve siyasetin gerçeğini editör süzgecinden geçirerek sunan, bağımsız, halka yalan söylemeyen mecraları tarayıcılarımızda “Tercih edilen kaynaklar” listemize eklemeliyiz. Ancak o zaman bizi çevreleyen filtre balonlarını patlatabilir, sahte haber ve dezenformasyon gürültüsünün içinden sıyrılıp gerçeğe ulaşabiliriz.