Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

CHP delegesi!

Bazen kitabın ortasından konuşmak gerekir.

Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan'ı iktidarda tutmak için yürüttüğü misyonunu layıkıyla yerine getirmediğini düşünmüş olacak ki, “mutlak butlan” diyerek yeniden CHP'nin başına çöreklenince, kızılca kıyamet koptu.

Kendisine “muhalif” sıfatını uygun gören ama çaktırmadan Saray'ın değirmenine su taşıyan haber kanallarında sabah akşam aynı teraneyi dinliyoruz.

Yatıyoruz Kılıçdaroğlu, Özgür Özel, mutlak butlan, yeni parti, kurultay, CHP'li belediyelere operasyon filan... Kalkıyoruz aynısı!

Memleketin gündemini Saray'ın istediği şekilde bir güzel manipüle ediyorlar. Sanki başkaca derdimiz tasamız yokmuş gibi.

Yurdum insanını gündem yorgunu yaptılar.

Nihayetinde bunun kime yarayacağını tahmin edebilmek için öyle ahım şahım siyaset sosyolojisini bilmek gerekmiyor.

Ama gelin biz şimdi meseleye başka zaviyeden bakalım.

Özgür Özel, Kılıçdaroğlu ile lafta köprüleri atıp kurultay için bastırıyordu ya, ben kendi adıma meselenin bu tarafına takılı kaldım.

Hiç lafı eveleyip gevelemeden soralım:

Bugün gelinen safhada, o kurultaylarda oy veren delegelerin hiç mi sorumluluğu yok.

İşte zurnanın zırt dediği yer burası!

Nihayetinde, son genel seçim hezimetinin ardından Genel Başkanı değiştirmiş olmaları, geçen yıllardaki günahlarını affettirmiyor.

Delegeler her kurultayda Kılıçdaroğlu’nu rekor oylarla o koltuğa sabitlemeseydi, bugün ne "mutlak butlan" tartışmaları siyasetin gündemini esir alabilirdi ne de 13 seçim kaybetmesine rağmen sarsılmayan bir genel başkanlık iradesi inşa edilebilirdi.

Eğri oturup doğru konuşalım. Türk siyaseti yine tanıdık bir girdabın içinde.

Sokaktaki her on vatandaştan dokuzunun tepkiyle, şaşkınlıkla ve öfkeyle izlediği bu geri dönüş tiyatrosunda oklar doğal olarak Kılıçdaroğlu’na yöneldi.

"13 seçim kaybettin, bu neyin hırsı?" filan...

Ancak kimsenin madalyonun tersini çevirmeye, o görkemli Ankara salonlarının perdelerini aralayıp asıl sorumlularla yüzleşmeye niyeti yok!

Siyaset bilimi de rasyonel akıl da bize bir liderin, arkasında örgütlü ve amansız bir delege iradesi olmadan o koltukta bir gün bile oturamayacağını söyler.

Yani, Kılıçdaroğlu’nu eleştiren insanların asıl sorması gereken “Neden, CHP delegeleri, bütün başarısızlığına rağmen Kılıçdaroğlu'nu onca yıl koltuğundan indirmedi?” sorusudur.

Gelin, hafızamızı tazeleyelim ve Türk siyasi tarihinin en korunaklı, en steril ve toplumsal gerçeklikten en kopuk yapılarından biri olan CHP kurultaylar tarihine, yani delegenin o sadakat arşivine yakından bakalım.

Kılıçdaroğlu’nun "yenilmez" koltuk nizamı, sandıktaki hezimetlerin hemen ardından toplanan kurultay salonlarında, o kutsal delegelerin ellerini kalplerine götürerek (veya başka hesaplarla) verdikleri oylarla inşa edildi.

Yurdum insanı dışarıda değişim çığlıkları atarken, kurultay delegeleri içeride oylarıyla statükoya can suyu verdi:

17-18 Temmuz 2012, 34. Olağan Kurultay:

Deniz Baykal döneminin ardından partiyi toparlama iddiasıyla yürüyen Kılıçdaroğlu, genel seçim mağlubiyetinin hemen ertesinde girilen bu kurultayda adeta bir güç gösterisi yaptı. Kayıtlı bin 282 delegenin oy kullanma hakkı bulunduğu salonda, geçerli olan 1164 oyun tamamını aldı, tek aday olarak gövde gösterisi yaptı. Sokak şaşkındı ama delege halinden son derece memnundu.

5-6 Eylül 2014, 18. Olağanüstü Kurultay:

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu formülünün duvara toslaması, parti içinde ilk ciddi isyanı tetikledi. Muharrem İnce bayrak açarak Kılıçdaroğlu’nun karşısına dikildi. Toplumda İnce rüzgarı eserken, delege odalarında tahkimat çoktan yapılmıştı. Kılıçdaroğlu 740 oy alarak koltuğunu korurken, Muharrem İnce 415 oyda kaldı. Delege, dışarıdaki fırtınaya kulaklarını tıkamayı seçti.

16-17 Ocak 2016, 35. Olağan Kurultay:

7 Haziran ve 1 Kasım 2015 seçimlerinin ardından, Türkiye tarihinin en kritik virajlarından biri geçilmiş, CHP yine ana muhalefet sıralarına mahkum kalmıştı. Parti içi muhalefet bir kez daha şansını denemek istedi ancak Mustafa Balbay gibi isimler gerekli delege imzasını bile bulamadı. Seçime tek aday olarak giren Kılıçdaroğlu, 1225 delegenin 990’ının oyunu alarak dördüncü kez liderliğini tescilledi.

3-4 Şubat 2018, 36. Olağan Kurultay:

"Adalet ve Cesaret" temasıyla Ankara Spor Salonu’nda toplanan kurultay, belki de delege-halk kopukluğunun en net belgesiydi. Muharrem İnce bir kez daha şansını denedi. Sokak, meydanlar ve partinin tabanı değişim için nefesini tutmuşken, kurultay delegelerinin 790’ı tercihini yine Kılıçdaroğlu’ndan yana kullandı. İnce ise 447 oyda kalarak salon barajını aşamadı.

25-26 Temmuz 2020, 37. Olağan Kurultay:

Pandemi gölgesinde, Bilkent Odeon’da yapılan bu kurultayda İlhan Cihaner ve Aytuğ Atıcı gibi isimler delege duvarını aşarak aday bile olamadılar. Kılıçdaroğlu, oy kullanan 1318 delegenin tam 1251’inin oyunu alarak rekor bir destekle yeniden genel başkan seçildi. Sokaktaki insan ekonomik kriz ve siyasi sıkışmışlıkla boğuşurken, delege yapısı genel başkanına dikensiz bir gül bahçesi sunuyordu.

4-5 Kasım 2023, 38. Olağan Kurultay:

Mayıs 2023’teki tarihi cumhurbaşkanlığı ve genel seçim hezimetinin ardından toplanan bu kurultay, artık mızrağın çuvala sığmadığı yerdi. Delege nihayet bir kırılma yaşadı. İlk turda Özgür Özel 682, Kılıçdaroğlu 664 oy aldı ve salt çoğunluk sağlanamadı. İkinci turda Özgür Özel 812 oy alarak partinin yeni genel başkanı olurken, Kemal Kılıçdaroğlu 536 oyda kaldı.

Ancak dikkat edin; 13 seçim kaybetmiş, cumhurbaşkanlığı gibi hayati bir seçimi kaçırmış bir lidere, partinin en ağır yenilgisinin ertesinde bile hala 536 delege sadakatle oy verebiliyordu!

Yukarıdaki rakamlar bize fısıldamıyor, adeta haykırıyor. Ama dinleyen kim!!!

Kılıçdaroğlu, her seçim mağlubiyetinin ardından evine gidip istirahat etmek yerine, partinin Ankara’daki genel merkez koridorlarında delege mekanizmasını kusursuz bir mühendislikle tahkim etti. İl kongrelerinden kurultay salonlarına uzanan o delege zinciri; genel başkanın lütfedeceği milletvekilliği sıralarına, belediye başkanlığı adaylıklarına, parti meclisi üyeliklerine, küçüklü büyüklü belediye ihalelerine endeksli bir yaşam formu haline getirildi.

Sokaktaki vatandaşın, "Yeter artık, değiştirin bu lideri" diye feryat ettiği dönemlerde, o kurultay salonlarında kırmızı plakaların, delege ikramlarının ve siyasi ikbal garantilerinin rüzgarı esiyordu.

Seçmen sandıkta gözyaşı dökerken, delege kurultayda zafer çığlıkları atarak Kılıçdaroğlu’nu omuzlarında taşıyordu.

Dolayısıyla bugün Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kapılarından sızan "mutlak butlan" formülleriyle ya da hukuki boşlukları zorlayarak yeniden koltuk hesabı yapabilme cüretinin arkasındaki yegane güç, ona yıllarca bu konfor alanını sağlayan delege yapısıdır.

Bunun altını kalın kalemle birkaç defa çizelim ki hatırımızdan çıkmasın.

Bugün yurdum insanı haklı olarak "Bu nasıl bir koltuk hırsıdır?" diye soruyor ama bu sorunun muhatabı sadece Kılıçdaroğlu değildir. Asıl muhatap; 2012’de, 2014’te, 2016’da, 2018’de ve 2020’de, yani her hezimetin ardından o salona gelip "Genel başkanımızla yola devam" diyerek imza veren, oy kabinine girip statükonun pusulasına mühür basan o yüzlerce şanslı delegedir.

Eğer bir partinin kurultay delegesi, sokağın sesine, seçmenin feryadına ve sandığın acı gerçeklerine bu denli kör, sağır ve dilsiz kalabiliyorsa, orada üretilen siyasetin topluma umut olma şansı zaten yoktur.

Kılıçdaroğlu’nun bugün hala bitmeyen o genel başkanlık iştahı, kendi kişisel hırsından ziyade, partinin genetiğine işlenmiş ve delegeler eliyle büyütülmüş o kör sadakat muhasebesinin doğal bir sonucudur.

Siyaset sahnesinde gerçek bir temizlik ve değişim isteniyorsa, hesaplaşmaya sadece liderden değil, o lideri rekor oylarla o koltuğa çivileyen delege iradesinden başlanmalıdır.

Aksini düşünmek, sadece kendimizi kandırmak olur, diyerek yazımıza noktayı koyalım.