Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptal edilmesi ve ardından tutuklanmasına dair perşembenin gelişi çarşambadan belliydi diye yazmıştık.
Değerli araştırmacı Bekir Ali Yüksel'in başında olduğu Siyaset Araştırma Merkezi (SİYASAM) bu süreci anlatan çok güzel bir simulasyon hazırlamış. Tablonun bütününü görmek isteyenler için iyi bir kaynak.
Özetle, Özgür Özel'in daha ilk günden adını koyduğu “sivil darbe” göstere göstere gelmiş.
Gelin yapılan bu çalışma üzerinden meseleye derli toplu bakalım!
1'nci safha: İstanbul, il ve ilçe başkanlarına yönelik operasyonlar:
İstanbul’da ilçe belediye başkanlarına yapılan operasyonlar, Ekrem İmamoğlu’na uzanan sürecin ilk aşamasıydı. Bu operasyonların muradı, İmamoğlu'na yönelik adımın meşruiyetini oluşturmak ve belediye başkanlarından İmamoğlu aleyhine ifade almaktı.
Operasyon, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ile başlatıldı ve Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın tutuklanmasıyla devam etti. Bu isimlerin gözaltına alınması hem kamuoyunun tepkisini ölçme fırsatı sundu hem de İmamoğlu’na gidecek yolun taşlarını döşedi.
2'nci safha: İYİ Parti’ye siyasi operasyon:
İYİ Parti, ikinci açılım sürecine ve Erdoğan’a yönelik en etkili muhalefet yürüten parti olduğu için ciddi bir siyasi operasyonla karşı karşıya kaldı. İYİ Parti’den belirli aralıklarla milletvekilleri transfer edilerek İYİ Parti’nin direnci ve söylem gücü kırılmaya çalışıldı.
3'üncü safha: Gezi Dosyası üzerinden Ayşe Barım’ın gözaltına alınması:
Operasyonun ikinci adımı, Gezi Parkı davası üzerinden Ayşe Barım’ın gözaltına alınmasıyla hayata geçirildi. Ayşe Barım, Dilek İmamoğlu’na da oldukça yakın bir isimdi. Bu hamle, Gezi Parkı davasında daha sonra yapılacak geniş kapsamlı operasyonların provasını teşkil etti. Aynı zamanda, ileride yaşanacak hukuk ihlallerine karşı sokağa çıkmayı düşünen kitlelere ve sanat dünyasına yönelik net bir gözdağıydı. Mesaj açıktı: “Hareket etmeyin, bedeli ağır olur”
4'üncü safha: Ümit Özdağ’ın tutuklanması:
Operasyonun diğer ayağı ise Ümit Özdağ’a yönelikti. Özdağ, Türk milliyetçilerini mobilize edebilecek, PKK ile yürütülen yeni çözüm sürecine etkili muhalefet geliştirebilecek aktörlerden biriydi. Sokak eylemlerine etki edebilecek ve sosyal medyada kitlesel mobilizasyon sağlayabilecek biri olarak etkisiz hale getirildi.
Özdağ’ın tutuklanması, çözüm süreci ve İmamoğlu operasyonuna giden yolda en kritik adımlardan biriydi. Çünkü sokaktaki refleksi, en etkili çağrıcılarından birini kaybetti. İktidar, bunu zamanlamasıyla birlikte ustalıkla yaptı. Özdağ sokakta etkili olduğu anda alındı, toplum henüz tepkisini organize edemeden süreç tamamlandı. Bu aynı zamanda İmamoğlu’nun alınmasına toplumun vereceği tepkiyi test etme aşamalarından birisiydi.
5'nci safha: TÜSİAD Başkanı’na operasyon:
İş dünyasına verilen bir diğer gözdağıydı. Türkiye ekonomisinin hatırı sayılır bir kısmını elinde tutan sermaye gruplarının sinir uçlarına basıldı. Bu adım, Gezi Parkı’na destek veren büyük iş adamlarına yapılacak olası operasyonların simülasyonu olarak okunabilir. Gezi sürecinde sanat ve iş dünyasının reflekslerinin test edildiği gibi, TÜSİAD hamlesinde de büyük sermayenin vereceği tepki ölçüldü.
6'nci safha: Geleneksel medyanın dizaynı:
Aralık ayında Ciner Holding’e bağlı aralarında Show TV, Habertürk ve Bloomberg’in olduğu kanallar 800 Milyon Dolara satıldı. Alım işleminin arkasında farklı grupların olduğu yönünde söylentiler ortaya çıktı. Flash TV’nin sahibi tutuklandı, Halk TV’ye ise operasyonlar yapıldı ve medya dizayn etme süreci tamamlandı.
7'nci safha: Ekrem İmamoğlu Operasyonu:
Ekrem İmamoğlu, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilmeden önce tutuklandı. Bu adım, Ümit Özdağ ile daha önce denenmiş simülasyonun bir benzeriydi. Tıpkı Ayşe Barım ve TÜSİAD Başkanı örneklerinde olduğu gibi, kamuoyunun tepkisi önceden ölçüldü. Her safhada toplumsal ve uluslararası tepkiler analiz edilerek nihai hamleye geçildi.
TÜSİAD Başkanı’na yapılan operasyon, iş dünyası figürlerine yönelik daha büyük adımların habercisi olabilir. Gezi ile başlayan süreçte sanat ve sermaye dünyasına verilen mesajlar, bu aşamada yeni bir evreye taşındı. Ve son olarak da İsmail Saymaz tutuklandı.
İmamoğlu operasyonuna zemin hazırlayan dış politika faktörleri.
Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyon, sadece iç siyasi denklem üzerinden değil, uluslararası konjonktürün hükümete sunduğu fırsatlarla birlikte değerlendirilmelidir. İktidarın bu hukuksuzluğu yapabilmesini sağlayan ve “neden şimdi?” sorusunu anlamlı kılan temel unsurlar, dış politikadaki kırılmalar ve yeni denklemlerden besleniyor.
ABD’de yönetim değişti ve baskı azaldı.
Biden yönetiminin sona ermesi ve Trump’ın yeniden iktidara gelmesiyle Washington’un Türkiye’ye yönelik dış politika yaklaşımı köklü bir değişim geçirdi. Biden döneminin insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü vurgusu, Türkiye gibi ülkelerin iç politikalarına sınır çizen bir işlev görüyordu. Özellikle muhalefet üzerindeki baskılar ve temel hak ihlalleri, Amerikan yönetiminin radarındaydı. Trump yönetimi ise tamamen iç meselelerine odaklanmış durumda. Müdahaleci bir dış politika anlayışından uzak, otoriter eğilimli iktidarları sınırlamayan bir yapı ortaya çıktı.
İktidar açısından bu, elini rahatlatan ve uluslararası baskıların minimize olduğu bir dönem anlamına geliyor. İktidar, Batı’dan gelen reflekslerin zayıflığını gördü ve uzun süredir hazırladığı adımları hayata geçirme konusunda daha serbest hareket edebileceği bir zemin buldu.
AB, Türkiye'ye muhtaç hale geldi.
Avrupa, göç krizinin derinleşmesiyle birlikte Türkiye’ye bağımlı hale geldi. Özellikle Almanya ve Fransa gibi ülkeler, Türkiye’yi göçü sınırlandıran, Orta Doğu’da tampon görevi üstlenen bir aktör olarak görmekte. Bu, Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerinde geçmişte var olan insan hakları ve demokratik standartlara ilişkin eleştirel söylemleri ikinci plana itti. Güvenlik ve istikrar kaygısı, AB’yi Türkiye’deki mevcut rejimi tolere etmeye itti. Bu durum, iktidarın elini rahatlatan bir diğer faktör oldu.
İran’a yaklaşan müdahale.
Daha spekülatif ama göz ardı edilmemesi gereken bir faktör de, Türkiye’nin bölgesel pozisyonlanmasında ortaya çıkan değişimlerdir. ABD ve Batı bloğunun İran’a karşı yeni bir cephe oluşturma çabasında olduğu görülüyor. Türkiye’nin bu blokta, özellikle İran’a karşı bir pozisyon alması olasılığı artıyor. Böyle bir konumlanma, içeride mutlak kontrolü gerektiriyor.
İsrail’in güvenlik paradigmasını genişletmesi de bu süreçte İran’a yönelik baskıyı arttırıyor ve hükümetin İsrail’e karşı tavrının da sadece iç politik söylemden ibaret olduğunu hepimiz biliyoruz. Hükümetin bu hukuksuzluklara cesaret etmesinde sadece iç politik faktörlerin etkisinin olduğu düşünülmemeli.
Ekrem İmamoğlu’na yapılan operasyon, yalnızca iç siyasi hesaplarla açıklanamaz. Bu adım, dış politikada ortaya çıkan fırsatlar, Batı’nın Türkiye’ye yönelik ilgisinin ve baskısının azalması ve bölgesel dengelerde ve İsrail’in güvenlik paradigmasının genişlemesiyle mümkün hale gelebildi.
Çok Okunanlar

İşte Mourinho ve Okan Buruk arasında yaşananlar...

Erdoğan kiminle bayramlaşmadı?!..

Aybüke Pusat sessizliğini koruyan Tolga Sarıtaş’tan tepki çeken hamle!

Gelinim Mutfakta 3 Nisan Perşembe puan durumu: Bugün çeyrek altını kim aldı?

Göstere göstere...

2 Nisan reyting sonuçları açıklandı! Dün en çok izlenen yapım ne oldu?

Atatürk'ün Üniversite Reformu

Oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu'nun emniyet sorgusu ortaya çıktı

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan adaylık iddialarına net yanıt!

Gazeteler, 2 Nisan Boykotu'nu nasıl gördü?