Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,0822
Dolar
Arrow
47,9447
İngiliz Sterlini
Arrow
65,2664
Altın
Arrow
7020,7241
BIST
Arrow
14.430

'Hiçbiri' alarmı...

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

ASAL Araştırma’nın 5-10 Ağustos 2026 tarihleri arasında Türkiye genelinde 26 ilde, 18 yaş ve üzeri 2 bin kişiyle yaptığı araştırmada öyle basitçe geçiştirilecek kadar sıradan rakamlar yok.

Tabii, görmek ve okumak isteyenler için...

Araştırmanın en önemli sonucu AKP’nin yüzde 33,4’ü, Yeni Parti’nin yüzde 21,2’si, DEM Parti’nin yüzde 9,5’i, CHP’nin yüzde 9,2’si, MHP’nin yüzde 8,5’i değil.

Asıl çarpıcı rakam yüzde 39,5.

“Bugün Türkiye’nin sorunlarını hangi siyasi parti çözebilir?” sorusuna verilen “Hiçbiri” cevabının oranı!

İşte üzerinde durulması gereken rakam budur.

Çünkü bu, herhangi bir partiye yönelik sıradan bir memnuniyetsizlikten çok daha büyük bir meseleye işaret etmektedir.

Seçmen yalnızca,

“Ben AKP’ye güvenmiyorum” demiyor.

“Yeni Parti'ye veya CHP’ye güveniyorum” da demiyor.

“Başka bir parti çıkar, ona bakarım” da...

Neredeyse her on seçmenden dördü, Türkiye’nin sorunlarını çözebilecek hiçbir siyasi parti görmediğini söylüyor.

Biz adını koyalım:

Bu, siyasetin güven krizidir.

Hatta biraz daha ileri gidelim.

Bu yalnızca bir güven krizi değil, aynı zamanda bir temsil krizidir de.

Çünkü vatandaşın zihnindeki soru artık “Hangi parti?” olmaktan çıkıp bir tık ötesine yani “Hangi parti benim sorunumu gerçekten çözecek?” noktasına gelmiş durumda.

Verilen cevap, siyaset açısından son derece ağır:

Hiçbiri!

Üstelik bu sonuç yeni de değil.

ASAL’ın daha önceki araştırmalarında “Hiçbiri” yanıtının yüksek oranlara ulaştığı görülmüştü.

Örneğin Mart 2025'de bu oran yüzde 38,3 olarak açıklanmıştı.

Demek ki ortada bir günlük tepki yok.

Bir siyasi partiye, bir lidere ya da bir gündem maddesine dönük geçici bir öfke de...

Yurdum insanında, daha derinde, süreklilik kazanan bir “siyaset çözemez” duygusu oluşmuş.

İşte tehlikeli olan bu!

Çünkü demokrasilerde vatandaşın iktidarı değiştirme umudu kadar, siyasetin sorun çözme kapasitesine ilişkin inancı da önemlidir.

Vatandaş “Bunlar gider, başkaları gelir ve işler değişir” diyebiliyorsa sistem çalışıyor demektir.

Ama vatandaş, “Kim gelirse gelsin benim hayatım değişmeyecek” noktasına gelmişse, mesele artık seçim sonucunun çok ötesindedir.

Üstelik aynı araştırmanın başka sonuçları bu tabloyu daha anlamlı hale getiriyor.

Türkiye’nin en önemli sorunu yüzde 61,5 ile ekonomi ve hayat pahalılığı.

İkinci sırada yüzde 11 ile adalet ve hukuk sistemi var.

Eğitim yüzde 4,1.

İşsizlik ve istihdam yüzde 4.

Emekli maaşları ve asgari ücret yüzde 3,2.

Ahlaki değer kaybı yüzde 2.

Göç ve mülteci sorunu yüzde 1,8.

Terör yüzde 1,5.

Güvenlik ve asayiş yüzde 1,4.

Kürt sorunu ise yüzde 1,2.

Şimdi bu rakamlara biraz daha dikkatli bakalım.

Yüzde 61,5!

Türkiye’de her on kişiden altısından fazlası ülkenin en önemli sorununu ekonomi ve hayat pahalılığı olarak görüyor.  Yurdum insanının kahir ekseriyeti açlık sınırında yaşıyor, asgari ücretlinin, emeklinin hali harap.

Üstelik ikinci sıradaki adalet ve hukuk sisteminin oranı bunun beşte birinden bile az.

Bu bize aslında toplumun gündemini anlatıyor.

Vatandaşın önceliği çok açık:

Karnını doyurabilmek, geçinebilmek.

Kirasını ödeyebilmek.

Markete gittiğinde sepetini doldurabilmek.

Çocuğunun eğitim masrafını karşılayabilmek.

Emekliyse ay sonunu getirebilmek.

Çalışıyorsa ücretinin ayın sonuna kadar yetmesini sağlamak.

Geleceğe ilişkin bir plan yapabilmek.

Bütün bunların yanında hakkını aradığında adaletin karşısında kendisini güvende hissedebilmek...

Peki siyasetin gündemi ne?

İşte araştırmanın asıl sorgulanması gereken tarafı burada başlıyor. Vatandaşın gündemi ile siyasetin gündemi arasında ciddi bir mesafe oluşmuş durumda. Siyaset kendi tartışmalarını yürütüyor. Vatandaş ise kendi hayatını kurtarmaya çalışıyor.

Siyaset kendi gündemini topluma dayatmaya çalışırken vatandaş, “Benim gündemimi kim anlatacak?” diye bakıyor.

Bir başka çarpıcı rakam daha var:

Kararsızlar yüzde 32,6.

Bu oranı yalnızca “Seçmen henüz kararını vermedi” diye açıklamak büyük bir kolaycılık olur. Elbette bunun içinde gerçekten hangi partiye mührü basacağına karar vermemiş insanlar vardır.

Ancak yüzde 32,6 gibi olağanüstü yüksek bir oranı yalnızca seçim tercihi üzerinden okumak eksik kalır. Çünkü kararsızlık yalnızca “Kime oy vereceğim?” sorusunun cevapsızlığı değildir. Çoğu zaman, “Söylediklerinize artık inanmıyorum” demektir.

Bazen, “Sizin vaatlerinizin benim hayatımda karşılığı yok” demektir.

Bazen, “Kim gelirse gelsin değişen bir şey olmayacak” duygusudur.

Bazen de, “Benim hayatımı anlatan bir siyasi adres göremiyorum” anlamına gelir.

İşte yüzde 39,5’lik “Hiçbiri” ile yüzde 32,6’lık kararsızlık yan yana geldiğinde ortaya çıkan fotoğraf tam da bu nedenle önemlidir.

Bu iki oranı matematiksel olarak toplamak elbette doğru olmaz; Ancak aynı toplumdaki iki ayrı siyasal davranış göstergesi olarak birlikte okunduğunda, siyasetin temsil ve güven sorununun boyutunu anlatmış oluyor.

Bir tarafta “Hiçbir parti çözemez” diyenler...

Diğer tarafta “Hangi partiye oy vereceğimi bilmiyorum” diyenler...

Ez cümle:

Seçmen yalnızca parti seçmekte zorlanmıyor; siyasetin kendisine güvenmekte zorlanıyor.

Araştırmada bir başka dikkat çeken nokta da Kürt sorununun yüzde 1,2'de kalması.

Vatandaşın öncelik sıralamasında bu meselenin ekonomi, adalet, eğitim ve istihdamın çok gerisinde olduğunu görüyoruz.

Yani siyaset hangi meseleyi ne kadar büyütürse büyütsün, vatandaşın cebindeki yangın onun gündemini belirliyor.

Buradan demokrasinin geleceğine ilişkin daha önemli bir noktaya geliyoruz.

Demokrasi yalnızca sandığa gidip oy kullanmak değildir.

Demokrasi aynı zamanda vatandaşın, “Benim oyum bir şeyi değiştirebilir” duygusunu taşımasıdır.

Seçmen sandığa giderken seçeneklere güvenmiyorsa...

Seçeneklerin hiçbirinin sorunlarını çözemeyeceğine inanıyorsa...

Siyasetçilerin söylediklerinin hayatında karşılık bulmadığını düşünüyorsa...

Orada yalnızca siyasi partiler değil, siyasal sistem de alarm vermeye başlar.

Çünkü demokrasiyi ayakta tutan şey yalnızca oy değildir.

Oy verme umududur.

Daha da önemlisi, oy verdiğinde hayatının değişebileceğine ilişkin inançtır.

İşte yüzde 39,5'lik “Hiçbiri” bu nedenle üzerinde durulması gereken bir alarmdır, diyerek yazımıza noktayı koyalım.