Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,1056
Dolar
Arrow
47,7325
İngiliz Sterlini
Arrow
64,4679
Altın
Arrow
6800,5838
BIST
Arrow
13.654

'Bana ihanetin resmini çizebilir misin?'

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Büyük usta Nâzım bugünleri görebilseydi, herhalde böyle sorardı:

Bazı ihanetlerin resmini çizmek için illa ressam olmaya gerek yok.

Bir tek “evet” yeter.

Özgür Özel'in “çerçeve yasa” karşısındaki tutumu tam da böyle!

Peşinen söyleyelim.

Mesele yalnızca bir siyasi taktik hatası değildir.

Özgür Özel, Mustafa Kemal Atatürk'ün bıraktığı siyasi mirasa ihanet etmiştir.

Gerisi, boş lakırtıdır.

Çıktı, uzun uzun konuştu.

“İktidara değil milletimize güvenerek... bu metne değil partimizin duruşuna güvenerek... bu metne kefil olmadan ama barışın sorumluluğunu taşıyarak evet diyeceğiz” dedi.

Sonra da milletvekillerini, bulundukları bölgelerin hassasiyetlerine göre karar vermeye çağırdı.

Anlayan beri gelsin!

Hem “evet” diyeceksin...

Hem metne kefil olmayacaksın...

Hem tarihsel sorumluluk üstlendiğini söyleyeceksin...

Hem de milletvekillerine “bulunduğunuz yere göre karar verin” diyeceksin.

Böyle siyaset olmaz!

Vatan pahasına siyaset yapılmaz.

Bu, topun gelişine vurup günü kurtarmaktır.

Daha doğrusu, yarın için kaçış kapısı bırakmaktır.

Tabanından yükselen tepki bu kadar sert olmasaydı, insanlar nefret kusma noktasına gelmeseydi, Özgür Özel, böylesine kıvırma payı bırakan bir açıklama yapar mıydı!

Taban öfkelendi.

Öfkenin sandığa, örgüte, sokağa nasıl yansıyacağını gördü.

Frene dokundu.

Gün gelir devran dönerse, “Ben metne kefil olmadım” diyebilmek için...

Ama tamamen durmadı.

Eğri oturup doğru konuşalım.

Burada memleketin âli menfaatlerinden önce gelen başka bir hesap var.

Koltuğu korumak.

Özgür Özel'in hesabı, Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli sonrası için.

İktidar alanının doğal yollarla boşalacağı günü bekliyor.

O gün geldiğinde siyaset meydanının kendisine kalacağını düşünüyor.

İmamoğlu içeride.

Mansur Yavaş'ın ise henüz “ben buradayım” diyecek bir siyasi irade ortaya koymadığını görüyoruz.

Dolayısıyla Özgür Özel ilan etmese detek aday olduğunu biliyor.

Ama bir sıkıntı var.

O güne kadar koltuğunu koruması lazım.

O da çok kolay değil.

İşte zurnanın zırt dediği yer burası.

Çünkü herkes biliyor:

İktidar, öpmeyeceği eşeğin önüne ot koymaz.

O yüzden başından beri bir yumuşama...

Bir ılıklaşma...

Saray'a nağme yapma...

Kareli ceketle verilen pozlar...

İslamcı çevrelere selamlar...

Kürtçü siyasete göz kırpmalar...

Hepsi aynı siyasi hesabın farklı parçaları!

Nitekim iktidar da bu hesabı görmüş.

Ali Mahir Başarır ağzından kaçırdığında öğrenmiştik.

Bahçeli'ye gitmişler, “Sen Kılıçdaroğlu'nu CHP'den uzak tut, biz de karşılığında komisyona üye verelim” demişler.

Bahçeli onları üç kuruşa sattı, muhabbetleri yine de daim... Diyecek bir şey yok!

Şimdi yeni bir perde açıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Özgür Özel ve Veli Ağbaba hakkında dokunulmazlıklarının kaldırılması istemiyle hazırlanan fezlekeleri Adalet Bakanlığı'na gönderdi.

Dosyada Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesi kapsamında “zincirleme şekilde rüşvet almak” suçlaması da bulunuyor.

Suçlamanın temel cezası dört yıldan 12 yıla kadar hapis. Zincirleme suç hükümleri uygulandığında üst sınır 21 yıla kadar çıkabiliyor. Eğer iktidar düğmeye basarsa, dokunulmazlığın kaldırılması süreci başlayabilir.

O zaman bugünkü bütün hesapların ne kadar kırılgan olduğu ortaya çıkar. Çünkü Saray'la iyi geçinmenin siyasi karşılığı sanıldığı kadar garanti değil.

Bugün elini tutan, yarın ipini de çekebilir.

O vakit?

Havada bulut, sen bütün siyasi hayallerini unut!

İşte bu nedenle ‘çerçeve yasa’ya evet kararını yalnızca Kürt seçmeninden oy alma hesabıyla, demokrasi sevdasıyla, sözüm ona terörsüz Türkiye laflarıyla açıklamaya çalışmak eksik kalır.

Mesele oy hesabı kadar, hatta belki ondan daha fazla, Özgür Özel'in iktidarla kurmak isteği ilişki meselesidir.

Kim ne derse desin muhalefetin blok halinde “hayır” dememesi, iktidar açısından önemli bir siyasi başarıdır. Bu aynı zamanda, Tayyip Erdoğan'ın yeniden aday olmasının belki de emri hak vaki olana kadar o koltukta oturmasının önü açacaktır.

Ancak faturası Yeni Parti'nin kendi tabanındaki kırılmadır.

İlk ciddi sınavında çuvallamıştır.

Mesela, Federasyon Anayasası önüne geldiğinde Özgür Özel “hayır” diyebilecek midir? Yoksa, “aman durduk yere koltuğumuzdan olmayalım” diyerek hepsinden önce tuzluğu eline alıp koşacak mıdır?

Hasılı kelam, Yeni Parti'nin yıllardır Cumhuriyetçi ve Atatürkçü çizgide duran insanların gözündeki “umut” olma vasfını kaybetmesine ramak kalmıştır.

Özgür Özel bunu görüyor mu?

Bilmiyoruz.

Ama ortada olan şu:

Siyaset meydanının kendisine kalacağı günü beklerken, o meydanın en önemli bölümünü oluşturan Atatürkçü, Cumhuriyetçi seçmen sessiz sedasız uzaklaşıp gidiyor.

Çünkü mesele bir yasa maddesinden ibaret değil.

Mesele, Cumhuriyet'in kurucu değerlerinin, memleketin birliğinin, bütünlüğünün siyasi pazarlık konusu yapılıp yapılmadığıdır.

Nihayetinde, bir siyasi parti sırf genel başkanı koltuğunu korusun diye tarihsel kimliğinden kendisine emanet edilmiş manevi mirastan ne kadar vazgeçebilir?

Bunun cevabı sandıkta verilecek.

Ama şimdiden görünen bir şey var.

Bazı siyasi hesaplar tutsa bile, bazı kırılmaların telafisi kolay olmaz.

Ak sakallı tarih baba günü kurtarmak için söylenen sözleri değil, kritik eşiklerde verilen kararları yazar.

Nâzım'ın sorusuyla bağlayalım;

“Bana ihanetin resmini çizebilir misin?”

Elbette çizebiliriz.

Hem de tek bir “evet” ile, diyerek yazımıza noktayı koyalım.