Siyasette bazen alınan kararın kendisinden çok, o kararı savunmak için üretilen bahanelere takılıyorum
Aklıma ister istemez, bu insanlar savunduğu şeye gerçekten inanıyor mu yoksa bütün dertleri birilerine ittirmek için süslü cümlelerle bahane bulmak mı, sorusu düşüyor.
Özgür Özel'in ‘evet’ini aklamaya çalışanların yaptığı gibi!
Lafı eğip bükmeden dosdoğru söyleyeyim; bunlar siyaset bilimcilerden ziyade daha çok sosyal psikologların hatta bu meselelere kafa yoran psikiyatristlerin izahına muhtaç olacak kadar gerçeklikten kopuk, mantık silsilesinden uzak, rasyonel akıldan yoksunlar.
Okudukça, gülelim mi yoksa ağlayalım mı şaşırıp kalıyoruz.
Mesela “solcu” kimliği ile ekranlarda sıkça arzı endam eden Alper Taş, “Bir oyun tezgahlıyor iktidar, Özgür Özel onu bozdu, komisyona dahil olarak bozdu. İkincisi, bugün kendisi evet oyu vererek bozdu” demiş.
Sonra da “Zaten ana muhalefeti iktidara taşıyan en önemli dinamiklerden biri Kürt dinamiği. 'Bak gördünüz işte, bu sürecin önüne taş koyuyorlar. İşte bunlar Kürt düşmanı, bunlar barış düşmanı' buradan bir siyaset dili kuracak. Şimdi Özgür Özel bence akıllı bir taktik yaptı” buyurmuş.
Bu açıklamayı neresinden tutalım!
Böylesine saçmalaması, Özgür Özel’den bir İkbal beklentisi içinde olmasından değilse, muhtemelen memleketi eşkıya gibi esir alan sıcakların etkisindendir diye düşünmek istiyor insan!
Sadece Alper Taş mı?
Hayır...
Sosyal medyayı açın, bu ve benzeri paylaşmışların nasıl dolaşıma sokulduğunu görürsünüz.
Ciddiye alınacak yanı yok ama ne yazık ki siyaset böyle yürüyor.
Bunlar, iktidarın önlerine koyduğu siyasi çerçeveyi zinhar sorgulamıyorlar; muhalefetin neden o çerçevenin içine girmesi gerektiğini anlatmanın derdine düşüyorlar.
“Yasa sıkıntılı olabilir ama 'hayır' deseydi, iktidarın propagandası nedeniyle Kürt seçmenin desteğini kaybederdik”
Allah Allah, Mehmet Ali Erbil'in dedigi gibi, niyeküne?
Bu tayfanın mantığına bakarsak muhalefet, iktidarın yapacağı muhtemel propagandaya göre siyasi pozisyon belirleyecek, Meclis'te buna göre oy kullanacak?
Öyle mi?
Eğer ki siyasetten anladıkları buysa, muhalefetin ne zaman kendi özgün siyaseti olacak? Yemeyip, içmeyip iktidarın kurduğu oyuna göre mi siyasi pozisyon alacak?
Kaldı ki, eskiden beri Kürt seçmenin tercihini ya DEM'den ya da AKP'den yana kullanma eğiliminde olduğunu çok iyi biliyoruz.
Özgür Özel, sırf bu yasaya “evet” dedi diye, Kürt oylarının Yeni Parti'ye akacağını düşünmek...
En hafif tabiriyle safdillik olur.
Sonra...
Nerede kaldı, muhalefetin kendi meramını anlatabilme becerisi.
Yiğidi öldürelim, hakkını verelim. Çoğu sade suya tirit lakırdı olsa da Özgür Özel'in ağzı iyi laf yapıyor.
Çıkıp, iktidar bize böyle bir tuzak kurma niyetinde ama biz bu tuzağa düşmeyiz, Cumhuriyetin temel ilkelerine ve değerlerine bağlıyız, terörün insanlık suçu olduğundan hareketle, memleketin birliğini bütünlüğü hedef alan bir örgüte af çıkarmak, bizim anlayışımızla bağdaşmaz, diyebilecek cesaretiyok mu?
Büyükşehirlerde Kürtlerin desteğini almak için iktidarın önüne koyduğu her düzenlemeye “evet” demek mecburiyetinde mi?
Üstelik bugün “evet” denilen yasa üzerinden yarın seçim sandığında kimlerin kimin yanında duracağı da meçhul.
Siyasette kimse geleceğin seçmen davranışını bugünden kontrata bağlayamaz.
Başka...
Mesela,
“Yasa sorunlu ama destekleyelim. Hiç olmazsa süreci içeriden etkiler, barış ve demokratikleşme yönünde değiştirebiliriz.”
İnsan bu cümleleri okuyunca, diyaframdan gelen şöyle gök gürültüsü misali bir sesle “yapma yaaa” diyesi geliyor.
Şaka gibi...
Ne diyelim, Alageyik sokaktan bakire çıkar ama bu sistemden barış da demokratikleşme de çıkmaz. Kimse boşuna umut bağlamasın.
Hiç mi görmüyorsunuz, ikisi de aynı iktidar.
Otoriterleşme gökten inmedi. Yargının siyasallaşması, sesini çıkaranın üzerine çullanan bir rejim, koskoca devlet mekanizmasının muhalefeti susturmak için sürekli teyakkuzda olması falan!
Hal böyleyken, aynı zihniyetin hazırladığı bir yasanın kendiliğinden demokratikleşme üretmesini beklemek...
Üstelik bunun küçük bir provası zaten yaşandı.
CHP'ye “Komisyona girin, içeriden etkileyin” dediler,
CHP komisyona girdi.
Peki geçen süre içinde ne değişti?
Türkiye daha demokratik bir ülke mi oldu?
Muhalefet üzerindeki baskı mı azaldı?
Yargı bağımsız mı oldu?
Bir de bütün bunları “devlet projesi” kavramıyla açıklama çabası var.
Hani başa çıkamadıkları durumlarda, ulusalcı tayfayı kafesleyebilmek için uydurdukları “devlet aklı” hikayesi var ya; bunun devlet projesi olduğunu, bu yüzden Özgüt de Özel ve Ekrem İmamoğlu'nun itiraz etmediğini yedirmeye çalışıyorlar.
İyi de hangi devlet?
Siyasetin üzerinde duran, hükümetlerden bağımsız çalışan, kendi aklı ve stratejisi bulunan bir devlet mekanizmasından söz ediliyorsa, bunun Türkiye'nin bugünkü gerçekliğiyle ne kadar ilgisi var?
Devlet mekanizmasının iktidardan tamamen bağımsız işlediğini varsaymak için yargının ve bürokrasinin muhalefet üzerinde kurduğu sistematik baskıyı görmemek gerekiyor.
Türkiye'de devlet ile hükümet arasındaki sınırların neredeyse tamamen kalktığı bir dönemde, her siyasi tercihi “devlet projesi” diyerek ittirmek ve tartışılmaz hale getirmek, aslında siyaseti tartışma dışına çıkarmaktır.
Bunun altını da kalın kalemle çizmiş olalım.
Hasılı kelam, istenirse her seferinde bahane bulunur:
“Şimdi itiraz edersek şu seçmeni kaybederiz”
“Şimdi karşı çıkarsak iktidar bunu propaganda malzemesi yapar”
“Şimdi destek olmazsak süreç bozulur”
Böyle böyle muhalefet, kendi seçmenine ne söyleyeceğini değil sürekli olarak iktidarın ne söyleyeceğini ne yapacağını hesaplayan bir siyasi yapıya dönüştü.
Ortada gerçek anlamda muhalefet de kalmadı.
Siyaset, başkasının kurduğu sahnede figüranlık yapmak değildir.
Gelelim, Özgür Özel'in 'evet'ine şaşıranlara!
Parti tabanının kahir ekseriyeti, sanki bugüne kadar söylediklerinden haberleri yokmuş gibi tepki gösterdi.
Oysa CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturduğu günden beri Kürt meselesine yaklaşımı sır değil.
Her fırsatta yaptığı açıklamalar, kurduğu cümleler ortada.
Devlet Bahçeli ile sidik yarışına girip “Kürtlere devlet vadediyorum” diyen, Mustafa Kemal Atatürk'ün “Türk Milleti” kavramını bir kenara itip PKK'nın jargonuyla “eşit yurttaşlık” diye tutturan başkası mıydı?
Diyarbakır'da, “Kürt sorunu olup olmadığına Kürtler karar verir, devlet karar veremez”, “Onların demesiyle Kürt sorunu bitmez, aksine onlar böyle söyledikçe derinleşir”, “Kürtlerin sorunları, Kürtler ‘sorun kalmadı’ diyene kadar vardır ve çözülmesi gerekir” filan diye Kürtçülerin ağzıyla mesaj veren kimdi?
Dolayısıyla bugün yaşanan şaşkınlığı anlamak gerçekten zor
Hadi diyelim, söylediklerini “siyaseten verilmiş mesajlar” olarak kabul ettik.
Peki Abdullah Öcalan istedi diye kurulan Meclis komisyonuna “Bu zaten bizim önerimizdi” diyerek balıklama atlamasını nereye koyacaksınız?
Seçmenin tepkisinden korktuğu için İmralı'ya temsilci gönderememişti ama sonrasında milletvekillerinin özür dileme yarışına girmiş olması da mı kimsenin dikkatini çekmedi?
Şimdi dönüp bütün bunları unutmuş gibi “Nereden çıktı bu evet?” diye sormanın anlamı yok.
Ne diyelim, böyle başa böyle tıraş...
Çok Okunanlar
Muğla’da Türk bayrağını yakan şüpheli gözaltında
CHP MYK, Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı
Taban şartlanması
AHBAP soruşturmasında 1 milyon euro iddiası
Böyle başa böyle tıraş!
Muharrem İnce’den dikkat çeken ‘Bahçeli ve Öcalan’ çıkışı
Hazin oylama
Fatih Altaylı'dan ultrAslan lideri Şirin'in geçmişiyle ilgili çarpıcı iddia
Takım otobüsünde 86,5 kilo esrar ele geçirildi
'Soykırımcı Netanyahu’nun sözlerini sahiplenen bir yaklaşım...'