Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
50,1864
Dolar
Arrow
43,1286
İngiliz Sterlini
Arrow
57,9549
Altın
Arrow
6189,2011
BIST
Arrow
10.729

İran çökerse…

Kimsenin kuşkusu olmasın; sıra hızla Türkiye’ye gelir.

Hele İran’ı, Kürt etnikçiliğinin desteğiyle bölüp parçalarlarsa —ki hiç ihtimal dışı değil— PKK ve türevlerinin şımarıklığının önünü almak mümkün olmayacaktır.

Bunun, bugünün ahval ve şeraiti içinde Türkiye’ye nasıl yansıyacağını tahmin edebilmek için ne kristal küreye ne de müneccim bardağına ihtiyaç var. Az buçuk diplomasi okuryazarlığı olan herkes bunu kolayca öngörebilir.

Altını kalın kalemle çizelim.

Ortadoğu’da hiçbir protesto masum değildir. İran’da CIA ve Mossad ajanlarının cirit attığını bilmeyen yok. Ne kadar haklı sebeplere dayanırsa dayansın, ucu mutlaka dış istihbarat servislerinin stratejik planlamalarına dayanır.

Hele ki söz konusu olan, bölgesel dengeyi ayakta tutan İran gibi bir ülkeyse…

Harici gündem, Trump’ın bir eşkıya gibi Maduro’yu ve eşini kaçırması üzerine yoğunlaştı ama biz kendi mahallemizi mercek altına almaya devam edelim.

İran sokaklarında başlayan hareketlilik, yalnızca ekonomik kriz ya da rejim karşıtlığı başlığıyla okunmamalı. Bu işin arkasında çok daha tanıdık bir senaryo var.

Şöyle formüle edelim:

Eğer emperyalizmin menfaati varsa önce devleti zayıflatır, sonra toplumu ayrıştırır; çözer, etnik ve mezhepsel fay hatlarını kaşır. Ardından olmuş armut gibi düşmesini bekler.

Tabii ki biz bu filmi daha önce seyrettik. Hem de kaç kere…

2003’te Irak’ta, ardından Suriye’de… Şimdi ise aşağı yukarı aynı senaryo, birkaç önemsiz değişiklikle İran’da sahneye konuyor. Devrik İran Şahı’nın oğlunun da oyuncular arasında olduğunu düşünürsek, mesele bu kez sanki biraz daha ciddi.

İran neden hedefte?

Çünkü bütün sorunlarına ve sıkıntılarına rağmen hâlâ bir devlet. Üstelik kendisini hem siyasi hem de stratejik olarak İsrail’e karşı konumlandırıyor.

Daha da önemlisi, Amerika’ya tam teslim olmuş değil.

İsrail’in bölgesel hesaplarını bozan bir ağırlığı var.

İran deve dişi gibi durduğu sürece, İsrail bölgede köpeksiz köyde çomaksız gezer gibi rahat edemeyecek. Özellikle Netanyahu açısından daha elim ve daha vahim olan ise İran’ın her an nükleer silah kapasitesine sahip olma ihtimali.

Alın size İsrail için tam bir felaket senaryosu…

Washington için ise mesele İran halkının özgürlüğü falan değil. Bunu az buçuk kafası çalışan herkes görebilir.

Hiçbir zaman da olmadı.

Mesele; tam olarak itaat etmeyen, teslim olmayan, Amerikan emperyalizminin menfaatleri doğrultusunda uluslararası kapitalist sisteme eklemlenmeye itiraz eden ve üstelik İsrail için hayati tehdit oluşturan bir ülkenin hizaya getirilmesidir.

Bu kadar basit.

Hesap şu: Sokaklarda yükselen haklı itiraz, eğer dışarıdan iyi yönlendirilirse, kısa sürede bir rejim değişikliği aparatına dönüşür.

Amerika zaten bu konuda uzman. Tutar mı? Üç vakte kadar anlarız.

Ama burada bizim için asıl tehlike, protestoların etnik hatta çekilmesidir. Yani Kürt kartının, PKK ve türevleri üzerinden sahaya sürülmesi…

ABD bunu neden yapar?

Çünkü ayrılıkçı Kürt hareketleri devlet dışıdır, sınır tanımaz; Türkiye, Irak ve Suriye gibi bölge ülkelerini aynı anda baskı altına alır.

Yakın tarihte gördüğümüz gibi Irak’ta denediler, Suriye’de denediler ve büyük ölçüde başarılı oldular.

Şimdi İran için aynı stratejik planlama masada.

Eğer İran’daki protestolar “Kürt özerkliği”, “federal yapı”, “kendi kaderini tayin” gibi başlıklarla birleştirilirse, bu sadece İran’ın iç meselesi olmaktan çıkar. Bu, Türkiye’yi doğrudan hedef alan bir jeopolitik operasyona dönüşür.

İran’da muhtemel bir etnik kırılma, PKK’nın İran kolu PJAK’ı ayağa kaldırır; Kandil–Sincar–Rojava hattını güçlendirir. PKK’ya yeni bir nefes borusu açar.

Bu, Türkiye’nin doğudan ve güneyden eş zamanlı kuşatılması demektir.

Üstelik ortada yalnızca bir güvenlik meselesi de olmayacaktır.

Göç dalgaları gelir, sınır kaçakçılığı artar; silah, uyuşturucu ve militan trafiği hızlanır.

Türkiye zaten Suriye ve Irak yükünü taşırken, İran kaynaklı bir istikrarsızlık kaldırılamaz bir baskı yaratır.

Türkiye’nin Nahçıvan’dan başlayıp Suriye’ye kadar uzanan sınırı fiilen bir terör koridoruna dönüşür. Yani İran’daki çatlak, Anadolu’nun kapısına kadar uzanır.

Bu meseleye zinhar mezhepçi bir gözlükle bakmamak gerekir. “İran zayıflasın” demek stratejik körlüktür. Molla rejimine kimse sempatiyle bakmak zorunda değil; ancak iş dönüp dolaşıp memleketin âli menfaatlerine geldiğinde, rasyonel düşünmenin ve buna göre siyasi pozisyon almanın önemi ortaya çıkar.

Türkiye’nin menfaati; parçalanmış, etnik ve mezhepsel kamplara bölünmüş, vekâlet savaşlarıyla yönetilen bir coğrafya değildir.

Bunu iyi görmek gerekir.

Türkiye’nin çıkarı; bütünlüğünü koruyan, devlet refleksi olan komşulardır.

Bugün İran’da yakılan ateşe alkış tutanlar, yarın o ateş kendi evlerine sıçrarsa şaşırmamalıdır, diyerek yazımıza noktayı koyalım.