Çok belli ki Özgür Özel, 35 sene evvel SHP'nin başına gelenlerden kat'iyyen ders almamış.
Bugün takındığı siyasi pozisyonunun nelere mal olabileceği konusunda ya hiçbir fikri yok ya da gerçekten siyasal İslamcı iktidarın sittin sene memleketin başında kalması için yürütülen projenin ortağı!
Bir kez daha anlamış olduk, Meclis'te “ihanet” komisyonuna, “bu zaten bizim fikrimizdi” diyerek balıklama atmasının asıl amacı, içeride olup biteni yurdum insanına anlatmak, iktidarın memleketi nasıl bir felakete doğru sürüklemekte olduğunu ifşa etmek filan değilmiş.
Özgür Özel'in dümene geçtikten sonra yemeyip içmeyip her bulduğu fırsatta Kürtçülere nağme yapmasının burada, böyle uç vereceğini üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliyorduk. Ama açık açık yazmaya içimiz el vermiyordu.
Bu ihanet komisyonunun nihai raporu üç vakte kadar çıkacak ya, dün yapılan toplantı sonrasında MHP bombanın pimini bir güzel çekti, CHP'nin kucağına bırakıverdi.
Feti Yıldız, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir ile kameraların karşısına geçti.
Gazeteciler, Abdullah Öcalan'a “umut hakkı var mı?” diye sordu.
O da hiç uzatmadan “Uzlaştık, uzlaştık” cevabını verdi. Yani sadece MHP adına değil, komisyon adına konuşmuş, buna CHP'yi de dahil etmişti.
İki kelimeden oluşan açıklamasını kafi görmemiş olacak ki, üstüne basa basa “Çok önemli bir aşamaya geldik. Önümüzdeki hafta meseleyi bitiririz. Tam mutabakat var” diye devam etti .
Yanı başında konu mankeni edasıyla arzı endam etmekte olan Murat Emir'in hali ise içler acısıydı.
Memleketin iktidara oynayan ana muhalefet partisinin etkili, yetkili vekillerinden birisi gibi değildi. Sanki o fotoğraf karesi içine metazori iliştirilmişti.
Laf sırası kendisine geldiğinde karmakarışık bir yüz ifadesiyle, “vaziyeti biraz olsun kurtarabilir miyiz“ hamlesi yaptı, ama olmadı, beceremedi; “Tam mutabakat olmasa da o mutabakata varacağız. Hiçbir konuda tam uzlaşmadığımızı, her konuyu konuştuğumuzu ve partilerin birbirine yaklaştığını ama mutabakat olmadığını ısrarla söylüyorum" diye eveleyip geveledi.
Uzatmayalım; Feti Yıldız'ın ağzından “uzlaştık” kelimesiyle ilan ettiği ve Murat Emir'in de utangaç çocuklar gibi mırıldanmaktan öte bir şey söyleyemediği umut hakkı meselesi bugünün siyasetinde kelimenin tam anlamıyla bir kırılmadır.
Daha açık soralım:
CHP, Abdullah Öcalan’ın fiilen serbest bırakılmasının önünü açabilecek bir sürece siyasi onay mı veriyor?
Cevabın net olması lazım, değilse cümlelerdeki muğlaklık bile çok şey anlatır.
Günün sonunda CHP, MHP'den güzel bir gol yemiş oldu. Bu saatten sonra o top o kaleden çıkmaz, kimse boşuna beklemesin.
Mesele bu zaviyeden bakıldığında basit gibi görünüyor ama aslında bayağı çetrefilli.
Öyle hemen, “al sana umut hakkı, çık İmralı'dan, gel Ankara'da siyaset yap” demeleri mümkün değil.
Gördüğümüz kadarıyla, meseleyi bir şekilde AİHM kararlarına bağlayacaklar ki yurdum insanına ittirebilmek için güzel bir bahaneleri olsun.
Sanki, iktidar Avrupa Konseyi'ni de AİHM'i de çok sallıyormuş gibi.
Güya, uluslararası antlaşmalara saygılılar.
Özgür Özel de böylelikle zevahiri kurtarabilecek. Fırsat bilip bunun arkasına saklanacak, “Vallahi, billahi bizlik bir mesele yok, AİHM kararlarına göre Abdullah Öcalan'a umut hakkı verilmesi lazım” filan diyerek kendisini mazur göstermeye çalışacak.
Selahaddin ile Osman'ı da saldılar mı, kılıfı bulmuş olurlar.
Yersen...
Bunları tahmin edebilmek için kahin olmanın lüzumu yok. Bir miktar siyaset okur yazarlığı olan herkes görebilir.
Peki, yurdum insanı ikna olur mu?
İşte zurnanın zırt dediği yer!
Özgür Özel, eğer AİHM kararları filan diyerek top çevirirsem vaziyeti kurtarırım, diye düşünüyorsa, hayatının hatasını yapar.
Devam edelim...
Bugünün yürürlükte olan mevzuat, Abdullah'a Öcalan'a umut hakkı verilmesine imkan tanımıyor. Bazı kanunlarda değişiklik yapmak mecburiyetindeler.
Aslında AKP, MHP ve DEM'ciler, Meclis'te ekseriyete sahip ama CHP yanlarında olmazsa meselenin meşruiyeti sıkıntıya düşer.
O yüzden işin bu tarafını kritik önemi haiz görüyorlar.
Tabi, bir de yarın öbür gün devran döndüğünde iktidar yeniden “milliyetçilik” kozunu eline alırsa, CHP'yi şamar oğlanına çevirmesi için elinde muhteşem bir malzeme olacak.
Dün Kürtçülerin kenarından köşesinden geçmediği halde terörist ilan edilen CHP, Öcalan'a umut hakkı verilmesine yeşil ışık yakarsa o vakit yandı gülüm keten helva. İktidardan artık nasıl sopa yer, orasını okuyucularımızın tahayyülüne bırakalım.
O vakte kadar, Devlet Bahçeli de MHP de zaten misyonunu tamamlayıp tarihin karanlık sayfaları arasına gömülüp gitmiş olacağından, bu meselenin faturası sadece CHP'ye çıkarılacaktır, kimsenin şüphesi olmasın; eğer ki Tayyip Erdoğan, hele bir de şu milliyetçi tayfayı güzelce tahkim edeyim diye düşünsün! Sonra al gözüm seyrelye...
Söylemeden geçmeyelim, kimse çıkıp bunun CHP'ye kurulmuş bir tuzak olduğunu iddia etmesin.
Yeşim Salkım'ın dediği gibi, “Ben yoldan gönüllü çıktım...”
Bu bir tuzak değil, kumpas hiç değil. Bu, CHP'yi bugün işgal altında tutan kimlikçi, neoliberal, küreselleşmeci zihniyetin takındığı bilinçli bir siyasi pozisyondur.
Hasılı kelam, toplumun geniş kesimlerini ilgilendiren ekonomik yıkımda, adalet krizinde, liyakat çöküşünde filan verip veriştirmek kolay. Ama Abdullah Öcalan meselesi, bu memleketin hâlâ en hassas sinir uçlarından biri, diyelim ki kanamaya devam eden yarası.
Özgür Özel, bunu bilmiyor olamaz.
Buna rağmen “umut hakkı” gibi teknik görünen ama son derece tehlikeli bir kavramın arkasına sığınarak siyaset yapmaya devam ederse bu, kimseye fayda sağlamayacaktır; memlekette zaten bıçak sırtı dengeler alt üst olacak, insanlar arasında duygusal kopuş tetiklenecek, sosyal fay hatları geri dönüşü olmayacak şekilde kırılacaktır.
Ne yazık ki, CHP burada kimseyi ikna edemiyor, edemez de... Kendi çekirdek tabanı tedirgin, kararsız seçmen kaçıyor ve Özgür Özel avucunun içinde tutabileceği kadar yakın olan iktidarı Tayyip Erdoğan’a altın tepsi içinde sunuyor.
1991’de SHP de böyleydi. Kendinden emindi. Erdal İnönü, “Doğru olanı yapıyoruz” diyordu. “Tarih bizi haklı çıkaracak” filan... Sonra tarih geldi ve SHP’yi siyasetin dışına itti, kuyruğuna teneke bağladı.
Bugün CHP’nin yaptığı da özünde farklı değil. Aynı özgüven, aynı gerçeklik kopuşu, aynı seçmeni hafife alma hali.
Sadece “bize tuzak kuruldu” deme lüksü olmayacak. Çünkü ipi çeken de, düğümü atan da, sandalyeyi tekmeleyen de bizzat CHP’nin kendisi.
SHP’yi bitiren sadece Kürt siyasetçileri Meclis’e sokması değildi; bunu yaparken yurdum insanının geri kalanını hesaba katmamasıydı. CHP bugün bire bir aynı yanlışı yapıyor. “Nasıl olsa bizim seçmen anlar” rehavetinde!
Ama kazın ayağının öyle olmadığını biliyoruz.
Yazıyı bağlarken, CHP'nin en büyük hatası, geleneksel tabanını uzaklaştırdıktan sonra hala seçimi kazanacağını düşünmek, diyelim ve yazımıza noktayı koyalım.
Çok Okunanlar
İmamoğlu ve Yanardağ'ın da aralarında olduğu isimler için iddianame hazırlandı
Epstein'ın hücre ve ceset fotoğrafları ortaya çıktı
CHP'li Emir'den 'Umut hakkında uzlaştık' açıklamasına düzeltme geldi
Kante transferinin perde arkası ortaya çıktı
Nakliyat-İş Sendikası Migros kasalarını kilitledi
Bahçeli'nin Demirtaş ve Öcalan çıkışının arka planı...
'Uçarı kaçarı yok, kazanmaya devam edecek'
Barış Alper Yılmaz'dan dili boğazına kaçan Ahmed Kutucu'ya hayati müdahale
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli erken seçime kapıyı kapattı
İktidar kapıyı kapattı ama halk erken seçim istiyor