Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Mesele, CHP'nin de ötesinde

Elbette, mahkemenin mutlak butlan kararından söz ediyorum.

Bu meseleleri yakından izleyen eski bir bürokrat dostuma üç, dört ay önce sormuştum, iktidar CHP'nin ipini çeker mi diye.

Demişti ki, CHP'nin başına gelecekleri öngörebilmek için Barrack'ın açıklamalarına ve Tayyip Erdoğan'ın Trump ile yaptığı görüşmelere bakmak lazım.

Gazeteci milleti, genelde günübirlik yaşadığı için siyaseti ve diplomasiyi çoğunlukla bir perspektif içine koymaz.

Günü kurtaran bir demeç ya da birilerinin sağa sola sataşan, polemik yaratan açıklamaları filan...

Türkiye'de son haftalarda yaşanan gelişmeleri çoğu zaman günlük siyasetin dar penceresinden okuyoruz. CHP içindeki tartışmalar, Kılıçdaroğlu'nun açıklamaları, kurultayın toplanıp toplanamayacağı meselesi, Özgür Özel'in sağa sola koşturması, ona buna laf yetiştirmeye çalışması, muhtemel fezlekeler, yargı süreçleri ve parti içi hesaplaşmalar...

Bütün bunları yalnızca iç siyasetin olağan gerilimleri olarak görmek ciddi bir eksiklik olur.

Çünkü yaşananlar CHP'nin içinde olduğu ahval ve şeraitten çok daha büyük bir resme işaret ediyor. Muhalefetin en güçlü aktörlerünün hukuk yoluyla etkisizleştirilmeye çalışılmasının, siyasi rekabet alanının daraltılmasının ve devlet mekanizmasının tek merkezde toplanmasının amacı belli.

Dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım.

Amerikan emparyalizmi, Ortadoğu'da Türkiye'ye nasıl bir rol biçti ve Ankara'da bu role uygun  nasıl bir rejim istiyor.

Cevabı, Trump'ın Türkiye, Suriye ve Irak’tan sorumlu “Başkanlık Temsilcisi” olarak atadığı Barrack vermiş.

“Levant ve Anadolu'yu uzun yıllardır inceleyenlerin yaklaşımına göre Irak, Suriye ve Türkiye, Orta Doğu'da kalıcı istikrarın üzerine inşa edilmesi gereken stratejik ekseni oluşturmaya devam ediyor. Bu üç ülke arasındaki dengeyi koruyabilmek; aşiretsel, dini veya mezhepsel farklılıkların ötesine geçen, tek ve tutarlı bir Amerikan temas ve nüfuz noktasını gerekli kılıyor. Başkan Trump'ın benimsediği bu hayati misyon, bölgenin farklı unsurlarını düzen ve karşılıklı çıkarlara dayalı bütünlüklü bir yapıya dönüştürerek, ortak refah doğrultusunda uyum sağlamasına yardımcı olmayı amaçlıyor”

Aslında söyledikleri gayet açık ve anlaşılabilir. Adam, Bilal'e anlatır gibi anlatmış.

Biz yine de yakın gözlüğümüzü takalım, meseleye öyle bakalım.

Trump yönetimine göre bu üç ülke aynı stratejik eksenin parçaları. Yani, Washington bölgeyi ayrı ayrı ülkeler olarak değil, birbirine bağlı nüfuz alanı olarak görüyor.

Zamanın birinde, - daha sonra Irak Cumhurbaşkanı da olacak – Iraklı Kürt lider Celal Talabani, “Hayalim, başkentinin İstanbul olacağı, Ortadoğu Birleşik Devletleri” dememiş miydi... İşte o hesap...

Devam edelim.

Bu yaklaşımın merkezinde tek adam rejimleri var. Ortadoğu'daki İslam ümmetini yönetecek ve Amerika'nın bir dediğini iki etmeyecek liderler.

Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü filan tabii ki hikaye... Ez cümle, Amerika Ortadoğu'da dişine göre birileri olsun istiyor.

Parlamentoların, siyasi partilerin ya da halk iradesinin hiçbir önemi yok, onun yerine Amerika'nın onay verdikleri ve destekledikleri...

Aslında bu yeni bir fikir değil.

Soğuk Savaş'tan bu yana Batı'nın Ortadoğu politikalarında benzer tercihleri defalarca gördük. Güçlü kurumlar yerine güçlü isimleri desteklediler; demokratik denetim yerine yönetilebilir istikrar tercih ettiler.

Almanya Şansölyesi Merkel'in Tayyip Erdoğan'la ilişkisini hatırlayalım!

Sığınmacılar, Avrupa'ya gelmesin diye Türkiye'deki bütün hukuksuzluklara gözünü kapamış, Tayyip Erdoğan'a toz bile kondurmamıştı.

Ancak bugün ortaya çıkan tablo bir miktar farklı. Eskiden kimse böylesine fütursuzca hareket etmezdi, bu işleri milletin gözüne soka soka yapmazdı.

Mutlak butlan kararı öncesinde Tayyip Erdoğan'ın Trump'la yaptığı telefon görüşmesi ve sonrasında Trump'ın sosyal medya paylaşımı...

Hiçbir şeyi saklama ihtiyacı içinde değiller.

Mutlak butlan tartışmasına dönersek; eğer amaç yalnızca CHP'de bir lider değişikliği olsaydı, bu kadar büyük bir enerjiyi seferber etmezlerdi.

Amerika, Türkiye'deki tek adam rejimini hukuken ve siyaseten kalıcı hale getirmek istiyor ki, Washington'ın -Barrack'ın da söylediği gibi- Ortadoğu siyasetine daha rahat hizmet edebilsin.

Ancak bunun önündeki en büyük engel, seçim kazanma ihtimali bulunan örgütlü bir muhalefetin varlığı.

Yani CHP'nin...

Ya Türkiye'de iktidar, yarın öbür gün demokratik yollarla el değiştirirse ya CHP'nin başındaki isim, - artık o kim olursa - tabanın baskısıyla Amerika'nın tekerine taş koyarsa...

Anlaşılan o ki Atlantik ötesindeki stratejik oyun kurucular böyle bir risk almak istemiyor. Gittiği kadar Tayyip Erdoğan ile devam edecekler, sonrasını muhtemelen zamanı geldiğinde düşüneceklerdir!

İşte bu yüzden Trump, CHP'nin ipini çekmesi için Tayyip Erdoğan'a yol verdi. Verilen bu yolla yarın Özgür Özel'in dokunulmazlığı kaldırılabilir, Mansur Yavaş tutuklanabilir, CHP'nin kapısına kilit vurulabilir.

Biz, şimdiden notumuzu düşmüş olalım.

Diğer yandan Kılıçdaroğlu tayfasının “Gülhane Parkı'ndayız her şeyin farkındayız” yaklaşımının da üzerinde durmak gerekiyor. Bülent Kuşoğlu, Cansu Çamlıbel'e yaşananları açıklarken devlet aklından filan söz etmiş.

Soralım, hangi devlet aklı?

Cumhuriyet'i kuran devlet aklı mı?

Tam bağımsızlık ilkesini esas alan devlet aklı mı?

Yoksa Türkiye'de siyaseti yeniden dizayn etmeye çalışan başka bir akıl mı?

CHP'nin başına örülen çorapta gördüğümüz, zinhar klasik anlamda bir devlet refleksi değil. Cumhuriyetçi kadroları tasfiye eden, ulus-devlet fikrini aşındıran, siyaseti kimlikler üzerinden yeniden şekillendiren bir müdahale biçimiyle karşı karşıyayız.

Bu nedenle mesele “devlet aklı” filan değil, olsa olsa Trump'ın aklıdır, Amerikan aklıdır.

Bülent Kuşoğlu, bunu bilmiyor mu?

Hasılı kelam, CHP, bir yandan Atatürk'ün kurduğu cumhuriyetin mirasını taşıdığını söylerken, diğer yandan küresel merkezlerin Türkiye için biçtiği elbiseyi giymeye zorlanıyor.

Mutlak butlan tartışmaları da bu büyük hesaplaşmanın sadece görünen yüzü.

Özgür Özel, gerçekten yeni bir sayfa açmak istiyorsa sadece Kılıçdaroğlu ile değil, CHP'yi yıllardır kuşatan bu vesayet anlayışıyla da arasına kalın bir çizgi çekmek zorunda, eğer ki böyle bir niyeti gerçekten varsa.

Kılıçdaroğlu dönemini bir yöntem, bir zihniyet ve bir siyaset tarzı olarak geride bıraktığını açıkça ilan etmeli. Aksi halde CHP'nin yaşadığı kriz, isimlerin değiştiği fakat akılların aynı kaldığı bir tiyatrodan ibaret olacaktır.

Otoriterleşmenin bir sıçramayla değil, küçük görünen eşiklerin tek tek aşılmasıyla ilerlediğini çok iyi biliyoruz.

Merak eden 20'nci Yüzyılın Avrupa tarihine şöyle bir bakabilir.

Bu nedenle CHP meselesi, CHP'nin çok ötesindedir, bir kez daha tekrarlamış olalım.

Yani, burada karşımıza çıkan, iktidarın ömrünü uzatma çabasından daha büyük bir arayış.

Ülkelerin rejimleri, öyle sabahtan akşama değişmiyor. Emperyalist müdahelelerle önce kurumları  zayıflatılıyor, hukuk sistemi istisnalarla aşındırılıyor ardından siyaset rekabet alanı olmaktan çıkarılıyor.

Sonunda toplum, olağanüstü sayılması gereken gelişmeleri olağan kabul etmeye başlıyor.

İşte zurnanın zırt dediği yer.

Buradaki asıl mesele, Türkiye'nin Amerika'nın çıkarlarına kayıtsız koşulsuz hizmet edebilmesi için insafsızca yapılan mıntıka temizliğini yurdum insanının hala göremiyor olmasında, diyerek yazımıza noktayı koyalım.