Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
52,0627
Dolar
Arrow
43,7734
İngiliz Sterlini
Arrow
59,6525
Altın
Arrow
7045,2110
BIST
Arrow
10.729

Özgür Özel'in 'duygu kontrolü' sorunu

Türkiye siyasetinde bunun bir kroniği tutulacak olsaydı, hiç kuşku yok ki son dönemdeki CHP, bu defterin bütün sayfalarını doldururdu.

Lafı eveleyip gevelemeyelim, bu ahval ve şerait içinde 23 yıllık AKP iktidarını değiştirme iddiasıyla yola çıkan ama en ufak kriz anında ruhsal çözülme yaşayan bir CHP liderliğinden söz ediyoruz.

Keçiören Belediye Başkanı’nın istifası sürecinde yaşananlar bu tablonun sadece yeni bir örneği değil, aynı zamanda Özgür Özel için bir karakter meselesi haline gelmiş siyaset tarzının dışavurumu.

Altını kalın kalemle çizelim.

Keçiören gibi sembolik bir ilçenin belediye başkanının partiden ayrılması elbette önemli bir siyasi meseledir.

Tartışılırdı, eleştirilirdi, hatta son derece sert cevaplar verilebilirdi. Ama bu, CHP'nin siyasi ağırlığına, olgunluğuna ve özgüvenine halel getirmeyecek şekilde yapılırdı.

Ne yazık ki öyle olmadı.

Özgür Özel’in sosyal medyaya da yansımış olan tepkisi, siyasi olmaktan çok psikolojikti.

Whatsapp üzerinden ağzına geleni söylemesi, hakarete varan cümleler sarf etmesi, meseleyi kişiselleştiren bir tavır sergilemesi; duygularını kontrol edemeyen, öfkesini yönetemeyen bir genel başkan profili çizmesi...

Oysa muhalefetin en büyük partisinin başında bulunuyor, üstelik iktidara gelme ve Türkiye'yi yönetme iddiasında!

Bu tablo ile ilk kez karşılaşmıyoruz.

Özgür Özel’in siyaset sahnesindeki temel sıkıntısı tam burada; duygularını siyasi aklın önüne koymasında.

Açık açık yazmakta fayda var; bir genel başkanın kızması elbette mümkün; ama kızgınlığını yönetememesi, kişisel alınganlıklarını kurumsal refleks gibi ortaya koyması, bunu kişisel zaaf olmaktan çıkarır, hem başında olduğu parti hem de seçmen kitlesi açısından siyasi bir risk hâline getirir.

Keçiören'de yaşanılanlar bunun çok güzel bir örneği.

Sosyal medyaya baktığımızda yurdum insanı yine her zaman olduğu üzere karpuz gibi ikiye bölündü. Bir tarafta, Özgür Özel'in tavrını eleştirenler, diğer yanda "Ağzına sağlık, az bile demiş" diyerek alkış tutanlar.

Peşinen söyleyelim, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ın CHP'den istifası, aynı zamanda hem AKP'ye hem de MHP'ye mavi boncuk dağıtması kelimenin tam anlamıyla siyasi ahlaksızlıktır. Yerel seçimde, CHP seçmeninin iradesini heybesine koyduktan sonra şimdi bu oyları peşkeş çekeceği bir çatı araması, Türkiye'de siyasetin nasıl kirlendiğini, çürüdüğünü, siyasetçilerin ne kadar güvenilmez olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Bunun tartışılacak yanı zaten yok.

Tekrarlamakta fayda var, burada asıl mesele, Özgür Özel'in kriz durumlarında yaşadığı duygusal taşkınlık hâlidir.

Elbette, geçmişteki performanslarını da bildiğimiz için bu pek fazla sürpriz olmadı.

Gözyaşlarını tutmayı beceremeyen, siyasetin sertliği karşısında duygusal olarak dağılan bir figürden söz ediyoruz.

Mesela, Kemal Kılıçdaroğlu’nun veda konuşmasını dinlerken de çıktığı bir televizyon programında CHP’yi 100 yıl sonra iktidara taşımayı hedeflediğini anlatırken de hüngür hüngür ağlamıştı. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek'in, Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’ın cenaze törenlerinde göz yaşlarına boğulduğunu hepimiz canlı yayında izledik.

Soma kararı açıklandığında yine göz yaşlarını tutamamıştı. Tıpkı, İmamoğlu'nun mazbatasını aldığı sırada olduğu gibi!

Çok sayıda örneği var.

Elbette ağlamak başlı başına bir kusur değil, gayet insani bir durum. Bunda kuşku yok ama siyaset, özellikle de Türkiye siyaseti, sürekli ağlama, sulu gözlü olma, duygularını kontrol altında tutamama halini “liderlik özelliği” olarak kabul etmez, taşımaz, taşıyamaz!

Yurdum insanı, bu tür parçalı bulutlu, mutedil dalgalı ruh halini sevmez, zayıflık olarak görür.

Demirel, Ecevit, Erbakan, Özal ya da Türkiye'nin yakın tarihindeki diğer siyasi figürler, Özgür Özel gibi değildi. İster iktidarda olsunlar ister muhalefette, her türlü krizde bir devlet adamına yakışan şekilde soğukkanlı davranabiliyorlardı.

Devlet terbiyesinin bunu gerektirdiğini çok iyi biliyorlardı.

Mesela, 1974'te Ecevit'in Türk askerinin Kıbrıs'a ayak bastığını duyururken sesi bile titrememişti. Keza Abdullah Öcalan'ın yakalandığını açıklarken de!

Demirel her türlü siyasi inişi çıkışı yaşamış ama kendisini özellikle de kameralar önünde duygusallığa bağlamamıştı.

Erbakan, ilk kez Başbakanlık koltuğuna oturduğunda bile yaşadığı heyecanı göstermemiş, üç gün önce muhalefetteyken nasıl konuşuyorsa öyle devam etmişti.

Her ne kadar tribünlere oynamış olsa da Kardak krizi sırasında “O bayrak inecek o asker gidecek” diye Yunanistan’a kendince posta koyan Tansu Çiller'in gözleri bile dolmamıştı.

Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Devam edelim...

Daha da ilginç olan, Özgür Özel'in bu duygusal savrulmaların bazen neredeyse çocukça bir sevince dönüşmesi. Mesela, CHP Genel Başkanı seçildikten sonra “sevindirik” olup telefona sarılması, iktidarın tetikçilerinden Buket Aydın’ı araması, “Bak ben seçildim” diye aferin beklemesi!

Kameralar önünde ciddiyetle bağdaşmayan hâlleri, el kol hareketleri, biteviye birilerine laf yetiştirme çabası; bunların hepsi tek tek bakıldığında pek kıymetlendirilmeyebilir, magazin olarak görünebilir. Ama yan yana koyduğunuzda ne yazık ki, krizde dağılan, başarıda ölçüsüzce sevinen, duygusal iniş çıkışları yüksek bir liderlik profili ortaya çıkmakta.

Keçiören krizi karşısında gösterdiği refleks işte bu çizginin devamı. Parti içi çözüm mekanizmaları işletilmeden, ortak akıl oluşturulup kamuoyuna soğukkanlı bir açıklama yapılmadan, öfke patlamalarıyla gösterilen bir tepki.

Oysa bir genel başkanın görevi, her istifayı önlemek değildir. Asıl görev, çok kritik bir istifa olduğunda bile partinin kurumsal vakarını korumaktır.

Kaldı ki, bir sürü genel başkan yardımcısı, Ankara milletvekilleri, il, ilçe başkanları varken bir belediye başkanını doğrudan muhatap almasının anlaşılabilir yanı da yok.

Yani, aslında partide meseleye el atması gereken yığınla insan varken bu Özgür Özel'in işi olmamalıydı.

Diğer yandan CHP’nin etkili ve yetkili isimlerinde de uzun süredir vakar değil, histerinin hâkim olduğu görüyoruz.

Bu tespiti açık yüreklilikle yapmak gerekiyor.

Bu ruh hâlini besleyen ise ne yazık ki bizzat Genel Başkan. Özgür Özel'in “değişim” iddiasıyla geldiği koltukta, CHP’nin en eski hastalıklarını daha görünür hâle getirdiğini söylemek abartı olmayacaktır.

Sorun şu ki, CHP gibi iddialı bir muhalefet partisinin başında duran kişi, kendi duygularını yönetemediği sürece, topluma güven veremez. Yurdum insanı da “Bu adam ülkeyi yönetecek krizi nasıl idare eder?” sorusunu ister istemez sorar.

Ankara'nın bir ilçesindeki belediye başkanının istifası karşısında kontrolünü kaybeden bir genel başkan, memleketin bekasını ilgilendiren meselelerde, daha büyük fırtınalarda ne yapar?

Burada mesele sadece Keçiören değil. Mesele, CHP’nin başındaki ismin devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir ruh hâli sergilemesi. Siyaset, eşittir duygusuzluk değil ama sadece duygularına göre davranmak da olmamalı.

Ne yazık ki Özgür Özel, bu dengeyi bir türlü kuramıyor.

Üstelik bu hâl, parti içindeki disiplini de zedeliyor. Çünkü liderin duygusal tepkileri, kurumsal mekanizmaların önüne geçiyor. Her şeyin kişisel algılanmasının önü açılıyor; her itirazın kişisel meseleye dönüşme riski artıyor.

Memleketin, siyasal İslamcı iktidarın elinde freni patlamış kamyon gibi uçuruma doğru giderken Türkiye'nin en son ihtiyacı olan şey, anamuhalefet partisinin başındaki kişinin duygusal kontrolünü sağlayamıyor olmasıdır, diyerek yazımıza noktayı koyalım.