Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,5665
Dolar
Arrow
48,4912
İngiliz Sterlini
Arrow
65,7312
Altın
Arrow
6917,8762
BIST
Arrow
14.479

Sağ yükseliyorsa, önce sola bakmak gerekir

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Almanya’da AfD yükseliyor.

Sıradan bir ülkeden değil, Nazi geçmişinin ağırlığını hâlâ üzerinde taşıyan, 20'inci Yüzyıl'ın ilk yarısında yaşlı kıtayı felakete sürüklemiş, on milyonlarca insanın ölümünden sorumlu olan bir ülkeden söz ediyoruz.

6 Eylül'de yapılan Saksonya-Anhalt eyalet seçiminde AfD oyların yaklaşık yüzde 44'ün alarak tarihindeki en yüksek eyalet seçim sonucuna ulaştı.

Tabii alarm zilleri çalmaya başladı.

Geçen sene yapılan federal seçimlerde ülke genelinde oyların yüzde 20,8'ini almış, 2021'de yüzde 10,4'lük oranını tam 10,4 puan arttırıp 152 milletvekili çıkarmıştı.

Yani, Saksonya-Anhalt eyaletinde aldığı sonuç tesadüf değildi.

Almanya’da aşırı sağın güç kazanması fazlasıyla kaygı verici. Fakat yalnızca sandıktaki sonuca bakarsak, o sonucu doğuran nedenleri ıskalayabiliriz.

Asıl sorulması gereken soru şudur:

Alman seçmeni neden AfD’ye yöneliyor?

Bu soruya verilecek en kolay cevap:

“Irkçılık yükseliyor”

Ardından AfD’ye oy veren milyonlarca insanı bir kalemde “ırkçı” ilan edip dosyayı kapatalım!

Ne kadar kolay!

Aynı zamanda konforlu...

Çünkü seçmeni anlamaya çalışmak yerine onu ahlaken mahkûm ettiğinizde, kendi politik başarısızlığınızla yüzleşmek zorunda kalmazsınız.

Almanya artık eski Almanya değil.

Önce bu tespiti yapalım.

Bir zamanlar Avrupa’nın refah toplumunun vitrini olan Almanya, bugün geniş kesimlerin gelecek kaygısı yaşadığı bir ülkeye dönüştü.

Merkez siyasetin sunduğu seçeneklere bakıyorsunuz; üç aşağı beş yukarı hepsi aynı telden çalıyor. Partilerin isimleri, logoları, seçim bildirgeleri farklı. Ama iş neoliberal sistemin, vahşi kapitalizmin yarattığı eşitsizliğe, servetin adaletsiz dağılımına, emeğin değersizleşmesine, sosyal devletin aşınmasına geldiğinde...

Hepsi aynı perdeden ses vermeye başlıyor.

Burada sağın tavrını anlamak mümkün. Çünkü onlar neoliberal düzenin motor gücü.

Peki ya sol?

Sol partilerin tarihsel görevi, sermayenin yarattığı eşitsizliğe itiraz etmek, emeğin hakkını savunmak, sosyal devletin alanını genişletmek, çalışan insanların hayatını kolaylaştıracak politikar üretmek değil mi?

Öyleyse ne oldu da sağın dümen suyuna girdiler?

Açıkça söyleyelim, vahşi kapitalizmin açtığı yaralara merhem olması gereken sol, zaman içinde bu düzenin sınırlarını, mekanizmalarını ve hatta felsefesini kabullendi. Emeğin yerine kimlikleri, sınıfın yerine kültürel, dinsel, mezhepsel ve hatta cinsel çatışmaları, ekonomik adaletin yerine sembolik  tartışmaları koymaya başladı.

Yani sol, sınıf temelli politikalardan uzaklaştıkça kimlik temelli politikaların sığ sularında debelenir oldu.

İşsizliğin, yoksulluğun, güvencesizliğin, konut krizinin ve gelir dağılımındaki bozulmanın karşısına somut bir ekonomik program koyamadı, onun yerine toplumun farklı kesimlerine karşı nasıl konuşulması gerektiği üzerine bir tarz benimsedi.

Daha önemlisi sağın ekonomisini yönetip kendisini sol olarak pazarlamaya soyundu. İşçiye daha fazla ücret istemekten utanan, kiracıya daha güçlü bir konut politikası vaat etmek yerine piyasanın “dengeleyici” gücünden söz eden, özelleştirmeye itiraz etmeyip özelleştirmenin nasıl daha “sosyal” yapılabileceğini tartışan, çalışma hayatındaki güvencesizliğe son vermekten kaçınıp güvencesizliği yönetmeye çalışan bir sol olabilir mi?

Ez cümle, insanların hayatını belirleyen maddi gerçekliği politikanın merkezinden çıkarırsanız, o insanların öfkesini başkalarına bırakırsınız.

İşte Almanya'da aşırı sağ tam burada devreye girdi. Yaptıkları şey son derece basitti. Ekonomik sistemin ürettiği öfkeyi aldı, gerçek sorumluların yerine kolay hedefler koydu. Böylece sınıfsal öfkeyi kimlik çatışmasına çevirdi.

Sol ise işçinin elinden tutup onu bu yalandan azade kılmak yerine, işçiye neden yanlış düşündüğünü anlatmaya çalıştı.

Sonra sağ yükselince şaşırdı kaldı!

Gülelim mi, ağlayalım mı?

Bir kez daha tekrarlayalım. Avrupa solu, uzun zamandır sağın ekonomik programına gerçek bir alternatif üretmekten vazgeçmiş durumda.

Asıl kopuşu burada.

Sol, seçmenini ikna etmeye çalışmaktan önce onu küçümsemeye başladı. Kendisinden uzaklaşan   işçiye “Neden gidiyorsun?” diye sormak yerine “Sen zaten cahilsin, ırkçısın, gericisin” demeyi tercih etti.

Böylece kendi seçmenini kaybetmekle kalmadı; kaybettiği seçmenin neden kaybolduğunu da anlayamaz hale geldi.

Bu, yalnızca stratejisi hatası değildir. Teşhisi doğru koyalım, bu politik kimlik krizidir.

Çünkü kendisini emekçilerin temsilcisi olarak tanımlayan bir hareket, emekçilerin önemli bir bölümünün neden kendisine güvenmediğini artık sorgulamıyorsa, ortada ciddi bir sorun var demektir.

Ne yazık ki sol, sermayeye karşı mücadele etmek yerine sermayeyle pazarlık yapmanın hesabında. Eşitsizliği ortadan kaldırmak yerine eşitsizliğin daha katlanılabilir olmasını öneriyor. Sistemi değiştirmek yerine sistemi makyajlıyor. Sonra da sandıktan aşırı sağ çıkınca demokrasi alarmı veriyor.

Elbette alarm verilecek. Ama biraz da aynaya bakacak.

Çünkü aşırı sağın yükselişini yalnızca aşırı sağın başarısıyla açıklamak, siyasetin yarısını görmemektir.

Sağın yükselişinin en önemli nedeni, solun boşalttığı alandır. Sol sınıf temelli politikalardan  çekildikçe, sağ sınıf öfkesini kendi diliyle örgütlüyor.

Sol emekçinin ekonomik sorunlarını konuşmadıkça, sağ emekçinin öfkesine tercüman oluyor. Bu nedenle Avrupa solu artık yalnızca sağın yükselişinden korkmamalı. Kendi politik iflasıyla da yüzleşmeli.

Emekçiyi yeniden kazanamayan bir solun, aşırı sağa karşı demokrasi nutku çekmesinin fazla bir anlamı yok.

Önce kendi seçmenini hatırlaması gerekiyor.

Önce sınıfı...

Önce emeği...

Önce ekmeği...

Çünkü insanlara hayatlarını değiştirecek bir gelecek sunamadığınızda, onların öfkesini kimin yöneteceğini siz belirleyemezsiniz.

Yani, sağ yükseliyorsa...

Önce sola bakmak gerekir, diyerek yazımıza noktayı koyalım.