Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
52,0780
Dolar
Arrow
44,9145
İngiliz Sterlini
Arrow
60,1360
Altın
Arrow
6266,6433
BIST
Arrow
10.729

ABD – İsrail saldırganlığı, bir kez daha neleri gösterdi?

ABD – İsrail ikilisinin, İran’a saldırıları sürüyor. İran; batılı uzmanların tahminlerinin çok ötesinde güçlü bir direnç gösteriyor. ABD ve İsrail saldırganlığına, barbarlığına, haydutluğuna karşı çıkarken, İran halkı da, ister rejimi desteklesin, ister rejime muhalefet etsin, vatanını, milletini, devletini savunuyor. Emperyalist ABD; kurallarını kendisinin koyduğu, kurumlarını kendisinin kurduğu dünya düzenini, bizzat kendi yıkıyor. Bunu kendisi itiraf ettiği gibi, müttefikleri de (örneğin Kanada, Almanya) kabul ediyorlar. 

ABD ve İsrail; askeri açıdan İran’ın direncini, savaşma azmini, kabiliyet ve kapasitesini kırmayı, nükleer faaliyetlerini ve tesislerini ortadan kaldırmayı amaçlıyorlar. Siyasi hedefleri ise rejimi değiştirmek ve eğer becerebilirlerse İran’ı etnik kimlikler üzerinden parçalamak. 

Biliyoruz, emperyalist ABD; İsrail’le birlikte, uzun zamandır Ortadoğu’yu dinsel, mezhepsel, etnik temelde bölmek, bu kimlikler üzerinden bölge ülkelerini de birbirleriyle savaştırmak istiyor. Irak’ta bu konuda yol aldı. Suriye’de istediği oldu. Şimdi İran’a saldırıyor. Sonraki hedefinin Türkiye olduğunu bilmeyen yok. Amacı Sünni – Şii, Fars – Arap, Fars – Kürt, Türk – Fars, Türk – Kürt, Arap – Kürt savaşı çıkarmak. Bölge ülkelerini güçsüzleştirmek ve bölmek. Bu sayede İsrail’in denetiminde bir Ortadoğu düzeni kurmak.

ABD’nin, feodalizm artığı, ortaçağ kalıntısı alt kimlikler üzerinden böldüğü ülkelere önerdiği model, bir türlü siyasi ve iktisadi istikrara kavuşamayan Lübnan modeli. Bilindiği gibi, Lübnan’da cumhurbaşkanı Maruni Hristiyan, başbakan Sünni, meclis başkanı Şii’dir. Meclis başkan yardımcısı ve başbakan yardımcısı Rum Ortodoks’tur. Genelkurmay başkanı Dürzi'dir. ABD, 2003’te Irak’ı işgal ettikten sonra, Lübnan modelini, Irak’ta da hayata geçirmiştir. Irak’ta cumhurbaşkanı Kürt, başbakan Şii, meclis başkanı Sünni’dir. 

ABD VE İSRAİL SAVAŞ SUÇLUSUDUR

ABD; savaş suçlarına ilişkin olarak ne Cenevre Sözleşmelerini ne Roma Konvansiyonu’nu umursuyor. Taraf olmadığı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin de, taraf olduğu ama zorunlu yargı yetkisini kabul etmediği Uluslararası Adalet Divanı’nın da (Lahey) anlamı yok ABD açısından. Savaş suçu, soykırım suçu, insanlığa karşı suç işleyen stratejik ortağı İsrail’le birlikte, her türlü barbarlığı, haydutluğu, saldırganlığı yapıyor. 

ABD; geçtiğimiz yüzyılda yaşanan iki dünya savaşına da, kendi istediği zamanda ve koşullarda girmişti. İki savaşta da İngiltere başta olmak üzere, Avrupalı müttefiklerini kurtarmıştı. 1. Dünya Savaşı’na 1917’de, 2. Dünya Savaşı’na 1941’de giren ABD; o zamanlar ekonomik olarak güçlüydü. Örneğin, 2. Dünya Savaşı bittiğinde, dünya üretiminde ABD’nin payı yüzde 50’ydi. Günümüzde bu oran yüzde 20’nin biraz üzerindedir. Yani, o günden bu yana ABD’nin dünya ekonomisindeki payı, yarı yarıya azalmıştır. Bu gerilemenin siyasi, askeri, diplomatik güce yansıması kaçınılmazdır. ABD; ekonomik olarak zayıf düştükçe, dış politikasında, askeri güce de başvurarak, jeopolitik saldırganlığı artmaktadır. Venezuela ve İran, bunun son örnekleridir. 

ABD; ne yaparsa yapsın, Çin ve Rusya’yı istediği çizgiye getiremediği gibi, Çin ve Rusya’nın kendi aralarında yakınlaşmasını, ŞİÖ ve BRICS gibi yapılara öncülük etmesini de engelleyememiştir. Önceliğini Çin’i yakın çevresinden kuşatmaya ayıran ABD; bu konuda da amacına ulaşamamıştır. Fakat ABD emperyalist bir güçtür. O nedenle de Çin’i asıl büyük düşman olarak görse bile, Ortadoğu’dan, Akdeniz’den, Basra Körfezi’nden tamamen çekilmesi beklenemez. 

ABD AÇISINDAN DENİZLERİN ÖNEMİ

Dünya ticaretinin kabaca yüzde 90’ı denizlerde yapılmaktadır. O nedenle ABD açısından denizler, deniz yolları, ticari açıdan önemi yanında, stratejik güzergâhların denetimi de vazgeçilmezdir. Denizlere hâkim olmak sadece askeri boyutuyla, stratejik ve jeopolitik boyutuyla değil, aynı zamanda iktisadi, ticari boyutuyla da yaşamsaldır. ABD dolarının küresel ticarette rezerv para birimi olarak kalması da büyük ölçüde deniz hakimiyetine bağlıdır. 

ABD’nin, enerji sıkıntısı yaşayan Avrupalı müttefiklerine, İran ve Rusya’nın enerji kaynaklarını alabilmeleri yönünde kısa süre için izin vermesi, İran ve Rusya’ya bu konuda bizzat kendisinin getirdiği yaptırımları gevşetmesi (Nisan ayına kadar), bu konuda Avrupa’nın ABD’ye yönelik ısrarının boyutlarını ve çaresizliğini göstermiştir. ABD’nin Kanada ve Grönland ısrarının, Venezuela’daki haydutluğunun, Panama Kanalına yönelik ilgisinin, en önemli nedenlerinden biri enerjidir. 

ABD; tarihsel müttefiki olan (stratejik müttefiki değil, stratejik müttefiki iki tanedir, İsrail ve İngiltere) Avrupa’yı aşağılamakta, azarlamakta, Avrupa’nın tarihsel kimliğini, değerlerini, hassasiyetlerini, önceliklerini küçümsemektedir. Bu durum, Avrupa’yı ürkek biçimde de olsa, Çin’e daha çok yaklaştırmaktadır. Çin’le ilişkilerinin gelişimini hızlandırmaktadır. İran’a saldıran ABD’nin, Hürmüz Boğazı’ndaki talepleri konusunda, İngiltere’yi bile tam olarak ikna etmekte zorlanması, Japonya, Güney Kore, Avustralya gibi NATO üyesi olmayan yakın müttefiklerini bile istediği hizaya sokamaması, ABD’nin hegemonya kabiliyetindeki, ekolojik hakimiyetindeki, emperyalist tahakkümündeki gerilemeyi de ortaya koymaktadır. 

ABD’nin bu gerilemesi, sadece Avrupalılarla ilişkilere yansımamakta, NATO’ya da yansımaktadır. Avrupalıları nankörlükle, vefasızlıkla, korkaklıkla suçlayan ABD Başkanı Trump’ın, “ABD olmadan NATO bir kağıttan kaplandır” demesinin sebebi budur. ABD başkanının karakter analizi çok yapılmıştır. İster kabalık, küstahlık, güvenilmezlik deyin, ister özgüven patlaması, bencillik deyin, sonuçta ABD emperyalizminin saldırı ve işgal aygıtı olan NATO’daki bu çatlak, önemlidir. 

Şüphesiz bu tablo, Çin ve Rusya’yı fazlasıyla memnun etmektedir. ABD’nin İran karşısında düştüğü durum, dikkatini, kaynaklarını, enerjisini İran’a ayırması, ABD’nin mali yükünü, borçlarını artırmakta, itibarını sarsmaktadır. ABD kamuoyunda, yönetici seçkinler arasında derin çatlaklar yaratmaktadır. Ayrıca, Rusya karşısında, umutları zaten azalmış olan Ukrayna’yı daha da umutsuz hale getirmektedir. Ukrayna’nın kendisine verilmesini beklediği silahlar, İran’a karşı kullanılmaktadır. Rusya’ya konan yaptırımların gevşemesi de, Rusya’nın elini güçlendirmektedir. 

Sonuçta, ABD’nin ve daha genel ölçekte Atlantik ittifakının yaşadığı açmaz, bir kez daha görülmüştür.