Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,7258
Dolar
Arrow
44,8670
İngiliz Sterlini
Arrow
59,5126
Altın
Arrow
6343,1714
BIST
Arrow
10.729

ABD saldırganlığı ve Çin’in tavrı

ABD – İsrail ikilisinin İran’a saldırıları sürüyor. ABD’nin Venezuela’daki haydutluğu ve ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanını kaçırması sonrasında, İran’da ortaya çıkan tablo, ABD’nin emperyalist saldırganlığının boyutlarını ve gücünün sınırlarını da gösteriyor. ABD; İran’dan sonra Küba’ya saldıracağını söylemekten çekinmiyor. ABD’nin bu saldırılarının jeopolitik, stratejik, ekonomik, askeri yönleri yanında, Çin’e mesaj verdiği de açık. Çünkü ne yaparsa yapsın Çin’in yükselişini engelleyemiyor. Venezuela’nın Çin’le yakın ilişkileri, Çin’in Panama Kanalı’na verdiği önem, Ortadoğu petrollerinin en büyük müşterilerinden birinin Çin olması, İran’ın Çin’le yakın ilişkileri, Hürmüz Boğazı’nın Çin’in dış ticaretinde ve enerji tedarikindeki önemi dikkate alındığında, dünyada çok haklı olarak Çin’in bu konulardaki tavrı merak ediliyor. 

Çin; zamanın kendi lehine işlediğini düşünüyor. Muazzam ekonomik gücüne, üretim kapasitesine güveniyor. Stratejik bir sabırla, ABD’nin yıpranmasını seyrediyor. Dünyanın fabrikası olarak anılan Çin; en fazla doğrudan yatırım çeken ülke olması yanında, ileri teknolojiye, yapay zekâya, yenilenebilir enerjiye en fazla yatırım yapan, en çok kaynak ayıran ülke olarak da biliniyor. Çin’in en hassas noktası ise enerjide yüksek oranda dışa bağımlı olması, kullandığı enerjinin kabaca dörtte üçünü ithal etmesi. Dünyanın en fazla enerji tüketen ülkesi olan Çin (onu ABD ve Hindistan takip ediyor); enerjide yüksek dışa bağımlılığı azaltmak için, bir yandan nükleer enerjiye diğer yandan yenilenebilir enerjiye büyük ölçekli yatırımlar yapıyor.  

ÇİN EKONOMİSİ ve BİR KUŞAK – BİR YOL PROJESİ 

Çin; sürekli olarak sürdürülebilir kalkınmanın, toplumsal adaletin ve planlamanın altını çiziyor. Sağlıklı ve güçlü bir orta sınıf toplumu olmanın hesabını yapıyor. Çinli yöneticiler, ülkenin kuruluşunun 100. yılında, 2049’da, Çin ulusunun gurur duyacağı güçlü bir devlet olmaya odaklandıklarını söylüyorlar. Ekonomik düzlemde, ülke kaynaklarının tutumlu, etkin, verimli, üretken bir anlayışla kullanılması için önlemler alıyorlar. Dışa açılmayı hızlandırırken, sadece Çin için değil, yabancı yatırımcılar için de önemli bir sorun olan rüşvet ve yolsuzluğun üzerine sert önlemlerle gitmeye çalışıyorlar. 

Çin’in ekonomide iddialı hedefleri ve programları var. Doğal kaynakların bolca kullanımı ve ucuz işgücünün yerini yenilikçilik, verimlilik, nitelikli işgücü ve yüksek kaliteli üretimin almasına çalışan Çin; zamanla, ağır sanayinin yanında, hizmet sektörünün de öne çıkması, hatta ağır sanayiyi geçmesini amaçlıyor. Ekonomide teknolojik yenileşme, markalaşma ve tam istihdam hedefleniyor. Yoksulluk sınırının altında kimsenin kalmaması gibi, dünyanın en iddialı yoksullukla mücadele programlarından birine sahip Çin. 

Devletin bir diğer iddialı hedefi de, büyük kentlerde hava kirliliğini önlemek. Slogan şu: Gökyüzünün mavi, toprağın yeşil, suyun temiz olduğu güzel bir Çin. Büyük önem verilen geleceğin 10 sanayi sektörü arasında, yeni nesil iletişim teknolojileri, sayısal kontrol araçları ve robotlar, uzay ve uydu araçları, okyanus mühendisliği ve ileri teknoloji içeren gemiler, enerji üretiminde kullanılan malzeme ve araçlar, tıp ve sağlık araçları, yeni materyaller, yeni enerji türbinleri, demiryolu araçları, tarım araçları öne çıkıyor. Çin; rüzgâr ve güneş enerjisinde dünyada kurulu kapasitenin en yüksek olduğu, kömürü en fazla kullanan ve elektrikli toplu taşıma sisteminde dünyada ilk sırada olan ülke. 

Çin; piyasa ekonomisini, serbest ticareti, küresel ölçekte ticari rekabeti savunuyor. Ülkede sayıları zenginlerle gurur duyuyor. Dünyada küreselleşme sürecinden kazanç sağlayan az sayıdaki ülkeyle de, bu sürecin mağduru olan çok sayıdaki ülkeyle de ilişkilerini geliştiriyor. Siyasi, diplomatik gerilim yaşadığı Japonya’yla da ticaret yapıyor, ABD ve İngiltere’nin dümen suyunda olan Avustralya’yla da. Bir diğer ifadeyle, ilişkileri kompartımanlara ayırıyor. Çok yönlü, çok boyutlu dış politika izliyor. Para birimi Yuan’ın (resmi adıyla Renminbi) küresel ticarette rezerv para birimi olarak kullanımını yaygınlaştırmaya çalışıyor. 

Dünyanın en büyük otomotiv pazarı olan Çin; otomobil üretiminde ABD ve Japonya’yı geçti. Kendi markalarına ilaveten, yerli ortaklarla birlikte Volkswagen, Audi, General Motors, Hyundai, Nissan, Honda, Toyota gibi birçok markanın üretimini de yapıyor. Üretilen araçların yüzde 55’i yabancı markalar. Sadece otomobil üretiminde değil, tersane kapasitesiyle de ilk sırada geliyor. 

Klasik güç unsurlarının yanında, Çin’in yumuşak gücü ve kamu diplomasisi denince akla gelen ilk kurum, dünyada yaklaşık 160 ülkede bulunan 550 dolayındaki Konfüçyüs Enstitüleri. Bu enstitülerin yarısı, Kuşak ve Yol Projesi’ne katılan ülkelerde bulunuyor. Çin; ekonomik gücüne koşut olarak, eğitim, bilim ve teknolojide de atılım yaptığından, son yıllarda dünya çapında en büyük 100, en büyük 500 içindeki Çinli şirketlerin sayısı nasıl artıyor ise ilk 100, ilk 500 içindeki Çin üniversitelerinin sayısı da artıyor. Bilim ve teknolojiye ayırdığı bütçeyi sürekli artıran Çin’in, patent sayısında ilk sıraya yerleşmesi de bu gerçeği kanıtlıyor. 

Çin’in öncülük ettiği Kuşak ve Yol Projesi’nin ölçeği çok büyük. ABD; ne yaparsa yapsın, bu projenin ilerlemesini engelleyemedi. Dahası, ABD’nin pek çok müttefiki, projeye katıldı. O nedenle Kuşak ve Yol Projesi, yaklaşık olarak dünya ekonomisinin üçte birini, dünya nüfusunun üçte ikisini, dünya enerji kaynaklarının dörtte üçünü kapsıyor.

ÇİN’İN DIŞ POLİTİKADAKİ ÖNCELİKLERİ 

Çin; Afrika başta olmak üzere, gelişmekte olan ülkelere yüksek miktarda kredi veriyor. Öyle ki, Çin’in verdiği kredi, pek çok ülkede, Dünya Bankası’nın verdiği kredilerden fazla. Ayrıca Çin; bu ülkelerin kendi aralarında kurdukları ittifakları da destekliyor. Çin para birimiyle dış ticareti teşvik ediyor. Çin, Afrika’nın potansiyelini görüyor. 55 üyesi bulunan Afrika Birliği’yle ilişkileri güçlü. Bu büyük, yoksul ve sorunları çok olan kıtanın, dünyanın madenlerinin beşte birine, yeraltı su kaynaklarının beşte ikisine sahip olduğunu biliyor. Çin’in sadece Afrika’da değil, Latin Amerika’dan Orta Asya’ya, Avrupa’dan Ortadoğu’ya çok geniş bir coğrafyada, pek çok ülkenin, ilk sıradaki dış ticaret ortağı olduğunu da unutmamak gerekiyor.   

Çin; ekonomik ve politik gücünün, güçlü ordusunun, savunma sanayisinin ve teknolojisinin de etkisiyle, dış politikada daha görünür olurken, arabuluculuk faaliyetleriyle, ev sahipliği yaptığı zirvelerle, öncülük ettiği ittifaklarla da öne çıkıyor. Bu anlamda Çin akademisinde de uluslararası ilişkiler alanına, ülkenin dış politikasına ilişkin farklı ekoller, yaklaşımlar dikkat çekiyor. Bu konuda kısa süre önce, Türk akademisinin genç ve parlak isimlerinden, gazeteci Dr. Elif İlhamoğlu Akkoç’un, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Doç. Dr. Hasan Duran danışmanlığında, Çin merkezli uluslararası ilişkiler teorileri üzerine yazdığı kapsamlı doktora tezi, Çin’de bu alanda yapılan çalışmalar hakkında önemli bilgiler veriyor. 

Bu konuda ABD’de önemli çalışmalara imza atan Prof. Dr. Peter Gries (İngiltere’de Manchester Üniversitesi’nde), Prof. Dr. David Shambaugh gibi uzmanların çalışmaları da, aralarındaki kimi akademik, politik görüş ayrılıklarına karşın, Çin’in yükselişi ve bunun devamının geleceği konusunda örtüşüyorlar. Belirtmek gerekir ki, dünyada da Çin’in izleyeceği siyaset hakkında görüş birliği yok. Pek çok uzman, Çin’in uluslararası statükoyu değiştirmek istediğini, sessiz ve derinden ilerlediğini söylerken, bu teze karşı çıkanlar Çin’in yayılmacı olmadığını, ülkelerin rejimine, toprak bütünlüğüne saygılı olduğunu, gücünün sınırlarını bildiğini dillendiriyorlar. Bu tezi savunanlara göre Çin; dilini, kültürünü, damak tadını, sinemasını, müziğini, eğlence anlayışını, yaşam tarzını, eğitim kurumlarını, spor kulüplerini yumuşak güç unsuru olarak kullanmada, bunları küreselleştirmede, ABD kadar başarılı olamayacağını biliyor. Bu uzmanlar örneğin; Çincenin asla İngilizcenin yerini alamayacağını, Çin’in hızlı yemek anlayışının ve meşrubatlarının Mc Donalds veya Coca Cola ile rekabet edemeyeceğini, Çin kültürünün Batı kültürüne seçenek oluşturamayacağını öne sürüyorlar. 

Prof. Dr. David Shambaugh, Çin’de dış politikada 7 düşünce ekolü olduğunu belirtiyor. Bu ekolleri; 1- Küreselciler, 2- Seçici çok taraflılık yanlıları, 3- Küresel güney yanlıları, 4- Asya önde gelir yanlıları, 5- Büyük güçler yanlıları, 6- Gerçekçiler, 7- Milliyetçiler olarak sıralıyor. Gerçekçilerin en etkili akım olduğunun, pek çok konuda milliyetçilerle örtüştüklerinin, ABD hegemonyasına kesinlikle karşı olduklarının, güçlü bir orduya sahip olmak gerektiğini düşündüklerinin, egemenlik, bağımsızlık, toprak bütünlüğü konularında kıskanç olduklarının altını çiziyor. 

Hindistan’ın ardından dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi; ABD’nin ardından dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan ve 9.5 milyon kilometre yüzölçümü bulunan Çin’in, yaklaşık çeyrek yüzyıl boyunca, kabaca yüzde 10 ortalamayla büyüdüğü biliniyor. Bu büyüme hızının, sanayileşme, kentleşme ve orta sınıflaşmanın, ülkenin ekonomisine ve siyasal yapısına yansıması kaçınılmaz. Bu da elbette Çin’i sadece dış politikada değil, Çinli yatırımcıları iş dünyasında, Çinli turistleri dünyanın pek çok ülkesinde, Çinli öğrencileri dünyanın farklı ülkelerindeki üniversitelerde daha görünür kılıyor. Bugün Çin nüfusunun yüzde 55 kadarı, kentlerde yaşıyor. Ulusal İstatistik Bürosu verilerine göre; bu oran 1980’de yüzde 20 idi. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun muvazzaf personel sayısı 2.3 milyonu, Çin Komünist Partisi’nin üye sayısı 100 milyonu geçiyor. 

Özetle Çin; ABD merkezli Atlantik sistemine açıktan karşı çıkıyor. Çok kutuplu bir düzeni savunuyor. ABD’nin öncülük ettiği kurumlara alternatif örgütlenmelere öncülük ediyor. ABD’nin baskı yaptığı ülkelere yardımda bulunuyor, yatırım yapıyor. Rusya’yla ilişkilerine, her açıdan büyük önem veriyor. ABD’nin ekonomik olarak zayıflamasını, dünyada ABD karşıtlığının artmasını, ABD’nin itibar kaybetmesini, ABD’nin müttefikleriyle arasında ve Batı ittifakının önemli kurumlarında (NATO gibi) çatlaklar oluşmasını memnuniyetle izliyor.