Peşinen söylemekte yarar var, bunun cevabını vermek için henüz erken.
Önümüzdeki günler son derece kritik gelişmelere gebe.
Aslında perşembenin gelişi, çarşambadan belliydi. Türkiye’de siyaseti az buçuk rasyonel zaviyeden takip edenler için “mutlak butlan” kararı hiç sürpriz olmadı.
İşlerin bu noktaya tırmanacağını tahmin etmek için illa müneccim bardağından su içmiş olmak gerekmiyor.
Tayyip Erdoğan'ı biraz olsun tanıyanlar, kendisine emri hak vaki olana kadar o koltukta oturabilmek için, önünde en büyük engel olarak gördüğü CHP'nin çanına bir şekilde ot tıkayacağını zaten biliyordu.
Yaptı da...
Kaseti biraz geri saralım.
CHP'li belediyelere peş peşe yapılan operasyonlar, soruşturmalar, tutuklamalar; haber kanallarında sonu gelmeyen tartışmalar, sosyal medyadaki trollerin şaibe üretimleri, kriminalize edici yayınlar, sürekli pompalanan “kirli ilişkiler” söylemi; bütün bunlar yalnızca gündelik siyasetin parçası değildi. Aynı zamanda toplumun zihnini büyük bir kırılmaya hazırlayan psikolojik operasyonlardı.
Bir nevi siyasi yumuşatma atışlarıydı.
Arkasından altın vuruş yani “mutlak butlan” kararı geldi.
Türkiye'de demokrasinin, hukuk devletinin artık kırıntısının bile kalmadığını söyleyebiliriz.
Konvansiyonel siyasetin ruhuna da el Fatiha...
Sadece bunlar değil; polisin, bir işgal kuvveti gibi CHP Genel Merkezi'ni basması... Hepsi Türkiye'nin siyasi tarihine kara bir leke olarak geçti.
Memlekette uzun süredir klasik bir iktidar-muhalefet mücadelesi yok. Mesele seçim kazanmak ya da kaybetmek de değil. Mesele, devlet gücünü elinde tutan bir siyasi aklın, iktidarını ilanihaye sürdürmek için memleketin temellerine dinamit koymayı göze almış olmasıdır.
Gelin yakın gözlüğümüzü takalım.
Tayyip Erdoğan, son derece ince hesaplanmış bir zamanlamayla hareket etti.
Önce bayram tatilini dokuz güne çıkardı ki yurdum insanı tatil için sağa sola gitsin.
Derken sıra “devam et, arkandayım” cümlesini duymaya geldi. Trump'la konuştu, istediği “meşruiyeti” aldı.
Bitmedi...
Sonrasında Truth Social hesabından Tayyip Erdoğan'a teşekkür etti.
Bu da nereden çıktı filan diye düşünmemize hiç gerek kalmadı, çünkü devamında tırnak içinde "Trump dünyanın asırlardır beklediği lider. Gücün bizzat kendisi" diye yazdı.
Yani kendisine yönelik övgünün Tayyip Erdoğan'a ait olduğunu ima etti.
Bu yüzden cümlesinin başında teşekkür etmişti.
Tabi, mesajın yerine ulaşmasından sonra bu paylaşım kaldırıldı.
Birbirlerine böylesine nağme yapmalarının memleket için hiç hayra alamet olmadığını tahmin edebiliyorduk. Zaten düğün yok bayram yok eniştem beni niye öptü diye düşünmedik, “geliyor, gelmekte olan” dedik.
Geldi de...
Tatil başlamadan bir gün önce düğmeye bastı.
İnsanlar, tatil telaşıyla yollara düşmüş, Trump'tan “meşruiyet” devşirilmiş, DEM heyeti terörist başını ziyarete gitmiş filan derken, çömlek patladı. CHP’ye yönelik müdahale planı devreye sokuldu.
Yeri gelmişken soralım; eğer Trump yeşil ışık yakmamış olsaydı...
Tayyip Erdoğan bu kadar fütursuzca hareket edebilir miydi; mahkeme mutlak butlan kararı verebilir miydi, polis işgal kuvveti gibi CHP binasına girebilir miydi, plastik mermilerle, gaz bombalarıyla ortalığı birbirine katabilir miydi?
Elbette hayır...
Türkiye'deki siyasal İslamcıların arkalarını kime yasladığını çok iyi biliyoruz.
Peki ya iktidarın yedek oyuncusu Kılıçdaroğlu.
Lafı uzatmayalım.
Kendisine yakışanı yaptı.
Tayyip Erdoğan'ı iktidarda tutmak için canını dişine takmış olması kimsenin garibine gitmemeli. 13 seçim kaybetmiş ve inatla CHP'nin başında olmak isteyen birinden söz ediyoruz. Tabanda oluşan öfkenin temelinde yalnızca siyasi kırgınlık değil, “ihanete uğrama” hissi de var.
Operasyonun en dikkat çekici tarafı yalnızca polis görüntüleri değildi. Asıl kritik nokta, CHP’nin içeriden parçalanma ihtimali üzerinden yürütülen Kılıçdaroğlu hesabıydı.
Eğri oturup doğru konuşalım.
2010 yılında CHP'nin dümenine geçtikten sonra kaybettiği ilk seçimle birlikte, demeyelim ama ikincisinin ardından, partililer ve delegeleler mutlaka gereğini yapmalıydı. İnatla ve ısrarla Kılıçdaroğlu'nu korudular, kolladılar. Çıkıp adam gibi hesap soran olmadı. Biraz sesini yükselteni, “Alevi düşmanı” diye yaftaladılar.
Kılıçdaroğlu, ne kadar Atatürkçü, Cumhuriyetçi varsa partiden uzaklaştırırken, kimin sesi çıktı?
O gün olması gerektiği gibi tavır almazsan, bugün karşında iktidarla işbirliği yaparak CHP'yi ele geçiren bir Kılıçdaroğlu bulursun.
Devam edelim.
Bundan sonra sıra Özgür Özel’e gelecek.
Orası artık çok belli.
Yurdum insanı, iktidarın Özgür Özel'i siyaset dışına itmek, hatta mümkünse tutuklayarak memlekette yeni bir korku iklimi yaratmak isteğinin farkında. Ankara'daki hava da bunu destekliyor.
Tutuklama furyası Özgür Özel ile sınırlı kalmayabilir.
Mansur Yavaş da Beştepe'nin radarında.
Ancak iktidarın evde yaptığı bu hesabın çarşıya uymama ihtimalini göz ardı etmeyelim
Bizden söylemesi.
Özgür Özel’in teslimiyet görüntüsü vermek yerine, partisini yeniden doğduğu yere; Meclis’e çekerek mücadeleyi oradan yürütme kararı alması önemli. Eğer ki, bir şekilde Kılıçdaroğlu ve iktidarla uzlaşıp tornistan etmezse! Bu ihtimali yok saymıyoruz, diyerek şimdiden notumuzu düşelim!
Hamlesi yalnızca siyasi değil, aynı zamanda sembolik bir anlam taşıyor. Çünkü Meclis, Türkiye’de milli iradenin elde kalan son kurumsal zemini.
Bu yüzden iktidarın yaptığı müdahale, paradoksal biçimde CHP’nin ideolojik omurgasını yeniden hatırlamasına neden olabilir. Umarız, CHP de yıllardır bir kenara bıraktığı – sözde değil, özde – milli mücadele dilini yeniden kullanmaya başlar.
Ya, diğer muhalefet partileri...
Türkiye’de demokrasinin ipi çekilirken diğerleri neden Özgür Özel’in yanında değiller?
Sonrasında sıranın kendilerine gelebileceğini gerçekten görmüyorlar mı?
Bugün yaşananların yalnızca CHP'nin meselesi olmadığını çok iyi biliyoruz.
Bir kez daha vurgulamış olalım.
Bu, Türkiye'nin meselesidir!
Beştepe'deki saraydan bakanlar belki “son kaleyi de düşürdük” diye keyifleniyor olabilir. Ama direnişin bundan sonra yalnızca kalenin içinde değil; sokakta, meydanda, yurdum insanının vicdanında yükselebileceğini de hesap etmişler midir?
Özgür Özel'in omuzlarında tarihi bir sorumluluk var. Bunun ne kadar farkındadır, bilmiyoruz ancak o direniş hattı, sadece bir partinin değil, Türkiye'nin kaderini belirleyecek.
Genel Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra yaptığı bütün fahiş hataları şimdilik bir kenara bırakalım. Onlar artık bugünün meselesi değil, sırası geldiğinde eleştiri hakkımızı elbette kullanırız ama şimdi, yurdum insanının Özgür Özel'in arkasında güçlü şekilde durmasının zamanıdır, diyerek yazımıza noktayı koyalım.
Çok Okunanlar
Real Madrid'e veda eden Arbeloa'dan Arda Güler'e övgü dolu sözler
MHP'li Feti Yıldız'dan mutlak butlana itiraz
Müsavat Dervişoğlu’ndan CHP'ye yapılan operasyona tepki
Burdur'da bir kadın boşandığı erkek tarafından tabancayla ağır yaralandı
Cengiz Ünder'in düğününden en özel kareler ortaya çıktı: Fenomenle evlenmişti
Son kale düştü mü yoksa direniş yeni mi başlıyor?
Temizlediği arabasında uyudu, yüzde 90 görme kaybı yaşadı
Barış Yarkadaş Kılıçdaroğlu'nun Özgür Özel hamlesini açıkladı!
Sahte MHRS randevu linkini tıkladı, hayatının şokunu yaşadı
Mansur Yavaş'tan yandaş gazetecinin 'çay-çorba' iddiasına yalanlama