Cumhuriyeti yok saymak, kimi ne yapar?
Atatürk’ün sözüdür; “Kuvvet birdir ve o milletindir”.
TBMM’nin duvarında şu söz yazar: “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir”.
Kurtuluş Savaşımızın başlangıç evresindeki örgütün adı, Kuvayı Milliye’dir.
Sivas’ta tek bir çatı altında örgütlenen cemiyetin adı; Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’dir.
Ankara’da açılan meclisin adı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı yıllarında çıkardığı gazetelerin adı Hakimiyet-i Milliye ve İrade-i Milliye’dir.
Atatürk, kahraman ordumuza yönelik hitaplarında genelde söze şöyle başlamıştır savaş yıllarında; “TBMM Orduları”.
Kurtuluş Savaşı; Atatürk’ün Sivas Kongresi’ndeki sözleriyle, "Kuvayı Milliye’yi amil ve irade-i milliyeyi hâkim kılmak esası” için verilmektedir.
Adında “milli” olan iki bakanlık vardır: Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı.
Bu örnekler çoğaltılabilir elbette.
Hepsinde de Atatürk’ün milli irade, milli egemenlik, milli bağımsızlık konusundaki duyarlılığı belirgindir.
Ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık, Kurtuluş Savaşı’nın, Türk Devrimi’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin özüdür.
Mustafa Kemal Atatürk; milleti birleştiren, bütünleştiren devrimcidir.
Milletin mezhep, din, mezhep, etnik köken, bölge aidiyeti üzerinden, alt kimlikler üzerinden, Ortaçağ artığı, feodalizm kalıntısı aidiyet, mensubiyet ve hassasiyetler üzerinden bölünmesine, ayrıştırılmasına, parçalanmasına karşıdır.
Çünkü bu alt kimlikler, milli bilincin en büyük düşmanları oldukları gibi, sınıf bilincinin de en büyük düşmanlarıdır. Milleti böldükleri gibi, emekçileri de bölerler.
Atatürk’ün millet tanımı şudur: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk Milleti denir”.
Atatürk’ün yurttaş tanımı da şudur: “Ne mutlu Türküm diyene”.
Bu tanımları görmezden gelmek, yok saymak, küçümsemek, bu tanımlara burun kıvırmak, kimseyi daha solcu, daha devrimci, daha milliyetçi, daha Türkçü, daha muhafazakâr yapmaz.
Peki ya ne yapar?
Emperyalizmin uzantısı, uydusu, işbirlikçisi yapar.