Euro
Arrow
56,0218
Dolar
Arrow
49,9925
İngiliz Sterlini
Arrow
67,0842
Altın
Arrow
6300,7618
BIST
Arrow
10.891
Anasayfa > Yazarlar > Prof. Dr. Barış Doster > Siyasetçi transferleri ve yıpranan demokrasi

Siyasetçi transferleri ve yıpranan demokrasi

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 03.11.2026 06:00

Siyasi partiler arasında transferler, hız kesmeden devam ediyor, hem de her düzeyde. Milletvekilleri de var, belediye başkanları da var, belediye meclis üyeleri de var, transfer listelerinde. Bu transferlerin siyasi boyutu yanında, ahlaki boyutu, siyasal etik açısından taşıdığı sorunlar da dikkat çekiyor elbette. 

Oysa çözümü basit. Bir partinin mensubu olarak milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyesi seçilen siyasetçi, partisinden istifa ettiği anda, seçildiği kamu görevinden de istifa etmiş sayılır. Yerine de, aynı partiden, seçimlere girmiş ve seçilememiş olan ilk sıradaki isim, bir diğer tanımıyla birinci yedek gelir. Yemin ederek görevine başlar. 

Ülkemizde siyasetçi transferleri, sadece, yakın – benzer kulvardaki partiler arasında yaşanmıyor. Birbirine en uzak konumda olan partiler arasında da görülüyor. Yani transferler örneğin, Yeniden Refah Partisi’nden veya Saadet Partisi’nden Adalet ve Kalkınma Partisi’ne, Cumhuriyet Halk Partisi’nden Yeni Parti’ye, Milliyetçi Hareket Partisi’nden İyi Parti’ye şeklinde olsa, hadi diyelim, bir nebze izah edilir, ki o bile zor. 

Transferler Aydın, İzmir, Afyonkarahisar örneğinde olduğu gibi, bir uçtan diğerine yaşanıyor. Düne kadar Atatürkçü, Kemalist, ulusalcı, sosyal demokrat olan siyasetçiler, bir gün içinde muhafazakâr demokrat oluyorlar. 24 saat içinde rozetleri de değişiyor, makam odalarına astıkları fotoğraflar da. Sabah sosyal devlet deyip, akşam liberal ekonominin erdemlerini sıralıyorlar. Sabah “Ölene kadar Atatürkçüyüz” deyip, öğleden sonra “Ölümüne reis” diyorlar. Düne kadar zehir zemberek sözlerle eleştirdikleriyle ve kendilerini de zehir zemberek sözlerle eleştirenlerle, el ele, kol kola fotoğraf veriyorlar. Seçimler öncesinde bu siyasetçileri yerin dibine sokan il başkanları, bu siyasetçilerin önünde ayağa kalkıp, ceketlerinin önünü ilikleyerek, “Sayın belediye başkanım, sayın vekilim” diye hitap ediyorlar. Transfer olan belediye başkanları veya milletvekilleri de, hemen araziye uyum sağlıyorlar. 

Yazık mı demeli, utanmazlık olarak mı görmeli, karakter zaafıyla mı izah etmeli? 

Bilemeyiz. Çünkü sözün bittiği yerdeyiz. 

Ama bir sorun var ki, çok önemli. Bu siyasetçiler, siyasetin düzeyini de aşağı çekiyorlar. Siyasete, siyasal partilere olan güvenin dibe vurmasına da sebep oluyorlar. Bu da demokrasiye zarar veriyor. Demokrasiyi zehirliyor. 

Çünkü, çağdaş demokrasilerde, liberal demokrasilerde, parlamenter demokrasilerde, burjuva demokrasilerinde siyasal partiler, toplumun ve devletin sorunlarına çare üreten, devleti yönetmeye talip, sınıf bilincini esas alan, siyasetin okulu olduğu varsayılan örgütlerdir. Bu yönleriyle, demokrasinin vazgeçilmez unsuru sayılırlar. Siyasi partilerin sağlıklı işlemediği ülkelerde demokrasi de sağlıklı işlemez. 

SİYASİ PARTİLERİN TEMEL SORUNU NEDİR?

Bazı ülkelerde siyasi partiler, sözcüsü, temsilcisi oldukları toplumsal kesimlerin, sınıfların taleplerini, isteklerini, çıkarlarını savunmakta, demokratik ortama yansıtmakta zorluklar yaşarlar, başarısız olurlar. Bu sorun sadece gelişmekte olan, azgelişmiş ülkelerdeki siyasi partilere özgü değildir. Son yıllarda, batıda da yaygın olarak görülmektedir. Avrupa’da özellikle dikkat çekmektedir. Sonuçta seçimlere katılım oranı düşmekte, partiler bölünmekte, yeni yeni partiler kurulmakta, geleneksel, köklü, ana akım partilere güven zedelenmekte, aşırı sağ partilere yönelik ilgi artmaktadır. Almanya ve Fransa bu durumun tipik örnekleridir. Örnekler çoğaltılabilir elbette. 

Siyasal partilere yönelik güvensizliğin elbette çok ve çeşitli sebepleri vardır. Partiler, sıradan yapılar, sıradan örgütler, sıradan kurumlar olmadığından, belli değerleri, ilkeleri, kırmızı çizgileri olması gerektiğinden, temsil ettikleri toplumsal sınıflarla bağlarını korumaları ve güçlendirmeleri zorunlu olduğundan, partilerin dinamik yapılar olduğu kabul edilir. 

Dahası, toplumsal değişim, toplumsal dinamizm de siyasi partileri zorlamaktadır. Çünkü toplumsal gruplar durağan değildir. Değişkendirler. Aralarında geçişkenlik vardır. Sorunları arasında olsun, beklentileri, öncelikleri, çıkarları arasında olsun, benzerlikler vardır. Siyasi partilerin bu gerçeği bilmesi, gerek toplumsal desteklerini artırmak, oylarını artırmak, gerekse rakiplerine, muhaliflerine karşı siyasal, örgütsel, psikolojik üstünlük elde edebilmek için, bu gerçeklere uygun politikalar üretmeleri beklenir. Bu nedenle, oylarını istedikleri sınıfların, toplumsal kesimlerin, grupların beklentilerini karşılamak için, hem parti içindeki örgütlenmede ve temsilde hem de parti tabanında farklı beklentileri yönetmeleri gerekir. Bir diğer ifadeyle kendi tabanlarında da koalisyon kurabilmeleri gerekir. 

Bunu yapmak kolay değildir elbette. Bunu başarabilmenin bir dizi kriteri vardır. Parti içi demokrasiyi başarıyla işletmekten tutun da karizmatik liderliğe kadar, dinamik, etkili, canlı, enerjik bir parti örgütünden tutun da sendikalarla, meslek odalarıyla, demokratik kitle örgütleriyle kurulan güçlü bağlara kadar, pek çok konuda başarılı olmaları gerekir. Partilerin söylemde demokratik vaatlerle bulunması yetmez. Partilerdeki işleyiş de demokratik olmalıdır.

Bu kapsamda partinin programı önemlidir. Partinin tüzüğünün demokratik ve katılımcı olması önemlidir. Parti içinde demokratik denetim mekanizmalarının gelişmesi önemlidir. Partide öne çıkabilecek katı, değişmez, otoriter liderlik kültürüne karşı, itiraz kanallarının açık olması, katılımcı bir parti örgütü, saydam ve hesap verebilen bir parti yönetimi önemlidir. Partinin, siyasal bir kamuoyu oluşturabilme kabiliyetine sahip olması önemlidir. 

TOPLUMSAL DİNAMİK VE PARTİLERİN KONUMU 

Biliyoruz, toplumsal yapı durağan değildir. Devinim halindedir. Toplumda tek tip ve herkes için bağlayıcı bir siyasal program, bir ekonomi- politik tercih, bir ideoloji yoktur. Sınıflı toplumlarda, üretim – mülkiyet – bölüşüm ilişkileri üzerinden demokratik saflaşma yaşanır. Bireysel özgürlükle toplumsal dayanışma, mülkiyet hakkıyla toplum yararı arasındaki dengeyi tutturmak kolay değildir partiler açısından. 

Siyasi partilerin iktidar olduklarında, iktidar gücüyle yetinmeleri gerekir. İktidar olmakla yetinmeyip, devleti belli kurallara uyarak, belli süre için yönetmekle yetinmeyip, devlet olmak, devletin tamamına sahip olmak, devletin yerine geçmek istediklerinde, sıkıntı başlar. Siyasi parti, kendisini devletin yerine koyarsa, tüm toplumsal kesimleri tek başına temsil edemeyeceğini unutursa, devlet de zarar görür, demokrasi de zarar görür, toplum da zarar görür. 

O nedenle siyasi partilerin eleştiriye açık, karmaşık toplumsal taleplere karşı duyarlı ve esnek, başkalarının hukukuna saygılı olmaları zorunludur. Aksi halde, sözcüsü, temsilcisi oldukları sınıflar ve toplumsal kesimler dahil olmak üzere, yönettikleri ülkenin yurttaşlarıyla bağları zayıflar. Parti oligarşisi, parti içindeki bürokrasi güçlenir. Siyaset profesyonel bir uğraşa dönüşür, kişisel zenginleşme aracı olur. Parti örgütünün gayreti, samimi ve sadık partilinin emeği dışlanır, hatta küçümsenir. 

Kısacası, partilerin; hem başarılı hem de kalıcı olmak için, toplumda kök salmaları ve parti içi demokrasiyi işletmeleri şarttır.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları