Euro
Arrow
55,9089
Dolar
Arrow
49,9428
İngiliz Sterlini
Arrow
66,9544
Altın
Arrow
6414,4436
BIST
Arrow
11.007
Anasayfa > Yazarlar > Prof. Dr. Barış Doster > Türkiye Mekke Anlaşması’nı imzalarken, Araplar Yunanistan’ı desteklediler

Türkiye Mekke Anlaşması’nı imzalarken, Araplar Yunanistan’ı desteklediler

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 30.10.2026 06:00

Türkiye ve Libya arasında Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin 2019’da imzalanan mutabakat, geçtiğimiz günlerde, Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi’nce de onaylanınca, Akdeniz’de hesaplar yeniden yapılmaya başlandı. Çünkü bu imzayla, Libya’da çatışma halinde olan iki taraf da, Türkiye’yle imzalanan mutabakatı kabul etmiş oluyorlar. Bu adım, dış politika yanında, Libya’daki iç siyasi dengeler açısından da önemli kuşkusuz.

İmza sonrasında, Yunanistan hemen tepki gösterdi. Türkiye’nin devlet olarak tanımadığı, Güney Kıbrıs Rum Kesimi de elbette. Bir başka gelişme daha oldu; Mısır, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Türkiye ve Libya’ya karşı ortak açıklama yaptılar. Açıklamayı da, Yunanistan Dışişleri Bakanı Birleşmiş Milletler’de okudu, Pazartesi günü.

Bu gelişmeler, Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarının, Kıbrıs’ta da yeni hamleler yapabileceklerini gösteriyor. Avrupa Birliği’nin hem uluslararası anlaşmaları hem kendi kurallarını hiçe sayarak, tam üye yaptığı Kıbrıs Rumları, bu sayede Yunanistan’la, AB çatısı altında buluştular. Avrupa Birliği’nin yanı sıra ABD’yi de arkalarına alarak, Türkiye’ye ve KKTC’ye baskı yapıyorlar. Ödün koparmak istiyorlar. Kıbrıs adasının tamamını ve hemen isteyen Kıbrıslı Rumlar, Türk tarafından kimi siyasetçilerin de (Mehmet Ali Talat, Mustafa Akıncı gibi) ödün vermeye hazır, istekli tutumundan da cesaret aldılar elbette. 

KIBRIS VAZGEÇİLMEZDİR

Kıbrıs konusu, Yunanistan’da kiliseden tutun komünistlere kadar ulusal bir dava olarak öne çıkarken, Türkiye’de böyle bir durum yok. Bu konuya ilişkin eski duyarlılık da yok. İktidar partisinin Annan Planı’nı nasıl desteklediği hafızalarda. Muhalefet bu konuyla çok ilgili değil. DEM Parti zaten Kıbrıs konusuna, diğer konulara baktığı yerden bakıyor. Brüksel’den bakıyor, Atina’dan bakıyor, Erivan’dan bakıyor. 

Yunanistan, gayri askeri statüdeki adaları, anlaşmalara aykırı olarak silahlandırıyor. Türkiye’den çok güçlü bir tepki gelmiyor. Yunanistan, Türkiye’ye ait 20’den fazla ada ve adacığı işgal ettiği halde, Türkiye gerekli adımları atmıyor. Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri, emekli kurmay albay Ümit Yalım, yıllardır tek başına bu konuyu gündemde tutuyor. Kamuoyunu bilgilendirmek için durmadan çalışıyor. 

Kıbrıs; Türkiye için, toprak değil, vatandır. Hava ve deniz güvenliği açısından stratejiktir. Çevresindeki enerji zenginlikleriyle önemlidir. Jeopolitik konumuyla, Avrasya açısından kritiktir. 

Kıbrıs için, “ver kurtul” tezini savunan liberallerin, numaracı cumhuriyetçilerin iddialarının aksine, Kıbrıs’ın önemi, azalmamıştır. Artmıştır. 

Kıbrıs, Türkiye’nin AB üyeliği için koşul olarak görülemez. AB; Türkiye’yi asla üye yapmayacaktır. Lakin, üyelik vaadiyle, Avrupa kapılarında Türkiye’yi oyalamakta, Türkiye’den mümkün olduğu kadar çok ödün koparmaya çalışmaktadır. Avrupa Birliği’nin sözde soykırım iddiaları konusundaki tutumu da, Ege Denizi’ndeki uyuşmazlıklara ilişkin tutumu da, PKK ve FETÖ terör örgütlerine ilişkin tutumu da, patrikhanenin statüsüne ilişkin tutumu da aynıdır. Brüksel;hem Atina’nın tezlerini savunmakta hem de Türkiye’nin üyeliği konusunda, Avrupa’nın diğer başkentlerindeki isteksizliği örtmek için, Atina’yı kullanmaktadır. Atina ise Brüksel’i arkasına alarak dış politika yapmaktadır.

1995’te imzalanan, 1996’da yürürlüğe giren Gümrük Birliği sayesinde, Türkiye’nin iç pazarı, gümrük rejimi, dış ticaret rejimi üzerinde büyük nüfuz elde eden, Türkiye’yi üye yapmadan, Türkiye’den ekonomik olarak istediğini alan bir Brüksel vardır karşımızda. Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmadan, Gümrük Birliği’ne girmiştir. Kararların alındığı masada yoktur, ama alınan kararlara uymak zorundadır. Üstelik bu kararlar, sadece AB üyeleriyle ilişkilerde değil, üçüncü ülkelerle ilişkilerde de bağlayıcıdır. Gümrük Birliği, Osmanlı Devleti’nin İngiltere’yle 1838’de imzaladığı Balta Limanı Anlaşması’nın benzeridir. 

TÜRKİYE NE YAPMALI?

Türkiye şunu görmelidir: Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği, öncelikle Avrupa Birliği’nin kendisini dünya siyasetinde nerede görmek istediğiyle, nasıl konumlandırdığıyla ilgilidir. 

Eğer Brüksel; küresel ölçekte birinci sınıf bir aktör olmak isterse, bunun da maliyetini göze alırsa, Türkiye’yi üye yapar. Yok eğer Brüksel; ABD, Çin, Rusya gibi iddialı ve büyük güçler gibi değil de, ekonomik bir dev ama siyasi ve askeri bir cüce olarak yoluna devam etmek, ABD ve NATO’nun şemsiyesi altında yaşamak isterse, Türkiye ne yaparsa yapsın, Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin içine almaz. Mevcut durumda Brüksel, bu ikinci yolu tercih etmiştir. 

Türkiye’nin nüfusu, Avrupa Birliği’nin kolayca sindireceği bir nüfus değildir. Türkiye’nin coğrafi konumu, tam üye olması halinde, Türkiye’nin sınırları, Avrupa Birliği’nin sınırları olacağından, yani Avrupa Birliği İran’la, Irak’la, Suriye’yle komşu olacağından, Avrupalıları ürkütmektedir. Avrupalılara göre ideal olan, Türkiye’yi Avrupa kapılarına sıkıca bağlamak, üyelik vaadiyle çokça ödün koparmak,Avrupa’yla Ortadoğuarasında tampon olarak tutmaktır. Bunu bilen Avrupalılar, ne zaman akıllarına Avrupa savunma ve güvenliği gelse, ne zaman ABD’den biraz olsun özerk davranabilen bir Avrupa düşünülse, Türkiye’yi Avrupa Birliği üyesi yapmadan ama Türk Ordusu’ndan da mümkün olduğunca çok yararlanmayı düşünen formülleri dillendirmektedirler. 

Türkiye, hem Gümrük Birliği’nin Türkiye aleyhindeki maddelerini tartışmak için Brüksel üzerinde baskı yapmalı hem de asla mümkün olmayacak üyelik sevdasından vazgeçip, tam üyelik başvurusunu geri çekip, Avrupa Birliği’yle karşılıklı çıkara dayalı, eşit ilişki kuracak formülleri düşünmelidir. Lakin bu “imtiyazlı ortaklık” veya “özel ilişki” gibi, muğlak, belirsiz, Türkiye’yi Avrupa kapılarına bağlamayı amaçlayan türden formüller olmamalıdır. Çerçevesi net olmalıdır. 

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları