ABD’nin 42. Başkanı Bill Clinton (William Jefferson Clinton); Beyaz Saray’dan ayrıldıktan yaklaşık 3 yıl sonra, 2024 yılı Haziran ayında piyasaya çıkan My Life (Hayatım) adlı otobiyografisinin 459. sayfasında, 1996’da Türkiye ve Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren Kardak Krizini şu ifadelerle anlatmıştır:
“Rusya Başbakanı Viktor Çernomirdin, Al Gore ile 6. toplantısı için 30 Ocak’ta Beyaz Saray’a geldi. Çernomirdin, beni komisyon çalışmalarını tamamladıktan sonra ziyaret ederek, Rusya’da olup bitenler ve Yeltsin ile yeninden seçilme olasılığı hakkında bilgi verdi. Çernomirdin’le biraraya gelmeden az önce Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Başbakan Tansu Çiller’le konuştum. Her ikisi de Türkiye ve Yunanistan’ın silahlı çatışmanın eşiğinde olduğunu söyleyip, durdurmam için yardımımı istedi. Ege Denizi’nde Yunanlıların İmia, Türklerin de Kardak adını verdikleri iki minnacık adacık için savaşa girmek üzereydiler. Her iki ülkenin de adacıklar üzerinde hak iddia etmesine rağmen, adaların 1947 yılında Yunanistan ile İtalya arasında imzalanan bir antlaşmadan sonra, Yunan mülkiyetine geçtiği anlaşılıyor. Ne var ki Türkiye Yunan iddialarını kabul etmiyordu. Türklerin sık sık adacıklara gitmelerine rağmen, orada oturan kimse yoktu. Bazı Türk gazetecilerin oradaki Yunan bayrağını yırtıp, yerine Türk bayrağı dikmeleri krizi tetiklemişti. Kıbrıs konusunda gerçek bir anlaşmazlık yaşayan iki büyük ülkenin, üzerinde sadece keçilerin otladığı birkaç metrekarelik iki kayalık için savaşa tutuşacaklarına inanmak imkânsızdı. Ama Çiller’in öyle bir olasılıktan gerçekten endişe duyduğunu anlayabiliyordum. Çernomirdin toplantısına ara verip önce Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis’i sonra yeniden Demirel ve Çiller’i aradım. Birkaç telefon görüşmesinden sonra, her iki taraf da tetiğe basmamayı kabul ederken, Kıbrıs konusunda çalışmaya başlamış olan Dick Hoolbrooke, tarafları sorunu diplomasi yoluyla çözmeye ikna edebilmek için geceyi uykusuz geçirdi. Ortadoğu’da, Bosna’da ya da Kuzey İrlanda’da barışı sağlamakta başarılı olayım ya da olmayayım, en azından Egeli birkaç keçinin hayatını kurtardığımı düşünüp, kendimi gülmekten alamadım.”
Clinton’un, biraz da alaycı şekilde anımsadığı ve anlattığı Kardak Krizi, gerçekte Yunanistan’ın Ege Denizi’ni Yunan gölü yapma hevesinden kaynaklanmıştır. Adalar Denizi olarak da bilinen Ege Denizi’nde sürekli sorun çıkaran Yunanistan, Kardak’ta da kriz çıkarıp, kendi tezlerini Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışmıştır. Aralarında 325 metre olan ve üzerlerinde insan yaşamayan iki kayalıktan oluşan Kardak Kayalıkları, Güney Ege’de, Türkiye anakarasından 3.6 mil uzaklıktadır. Kayalıklara en yakın Yunan adası Kalimnos ile aralarındaki mesafe 5.4 mil, Türkiye ile Kalimnos arasındaki mesafe ise 9 mildir.
Krizin başladığı dönemde, Türkiye’yi DYP – CHP koalisyon hükümeti yönetmektedir. Fakat 24 Aralık 1995 genel seçimleri sonucunda, iki parti de başarısız olmuşlardır. Refah Partisi, seçimlerden birinci çıkmıştır. DYP, 3. parti olmuştur. CHP yüzde 10 barajını zor geçmiş, 5. parti olarak TBMM’ye girebilmiştir. Henüz yeni hükümet kurulmadığından, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller başbakanlığa, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal dışişleri bakanlığına devam etmektedir. Süleyman Demirel, cumhurbaşkanıdır. Yunanistan’da ise yeni hükümet Kostas Simitis başbakanlığında kısa süre önce kurulmuştur.
KRİZİN BAŞLAMASI VE YUNANİSTAN'IN HUKUK TANIMAZ SİYASETİ
25 Aralık 1995 tarihinde, Çanakkale’den İsrail’e yük götüren Figen Akat isimli Türk ticaret gemisi, Kardak Kayalıklarında karaya oturmuştur. Kaza sonrasında kayalıklara gelen Yunan Sahil Güvenlik botları, kazanın Yunan karasularında meydana geldiğini, bu nedenle gemiyi kurtarma işleminin Yunanistan’a ait bir kurtarma gemisiyle yapılması gerektiğini gemi kaptanına bildirmişlerdir. Gemi kaptanı ise Türk karasularında olduklarını, kaza sonrasında hemen Türk Sahil Güvenlik Komutanlığı’ndan yardım istediklerini belirtmiştir. O güne dek pek de önemsenmeyen bu iki kayalık, birdenbire Ankara ve Atina arasında, mevcut sorunlara ek olarak bir kriz daha doğurmuştur.
Başbakan Tansu Çiller, kurulacak yeni hükümet öncesi, koalisyon görüşmelerinde elini güçlendirmek, etkili bir konum elde etmek için milliyetçi söylemi öne çıkarmıştır. “O bayrak inecek, o asker gidecek” diyerek, kamuoyunu arkasına almayı amaçlamıştır. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise daha temkinlidir, sükûnet ve itidal telkin etmekte, eğer kayalıklar yüzünden Yunanistan’la savaş çıkarsa, bunu Türk Milletine anlatmanın zor olabileceğini, milletin devleti yönetenlere, “Bu sorunu çözmenin savaş dışında bir yolu yok muydu?” sorusunu soracağını düşünmektedir.
Yunanistan’da da milliyetçi dalga yükselmiştir. Yunan medyası da milliyetçilik dozu yüksek yayınlar yapmış, kamuoyunu yönlendirmiştir. Yunanistan; her zaman yaptığını yapmakta, Kardak Kayalıklarını bahane ederek, Ege Denizi’nde tam anlamıyla söz sahibi olmanın yolunu aramaktadır. Atina’nın hesabına göre; eğer Türkiye, kayalıkların Yunanistan’a ait olduğunu kabul ederse, Yunanistan, diğer ada, adacık ve kayalıkların da kendisine ait olduğunu iddia edecektir. Türkiye ise Osmanlı Devleti’nden geriye kalan toprak parçalarının, eğer hangi devlete ait olduğu antlaşmalarla tespit edilmemişse, doğal olarak, mantıksal olarak, tarihsel olarak ve hukuksal olarak Türkiye’ye ait olduğunu savunmaktadır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, kurucu antlaşma olan Lozan’da, Osmanlı Devleti’nin halefi, ardılı olarak kabul edilmiştir.
Türkiye ve Yunanistan birbirlerine karşılıklı notalar verirken, çimento yüklü gemiden de tonlarca çimento denize dökülmüştür. Bu nedenle kurtarma işleminin bir an önce yapılması gerekmiştir. Türk ve Yunan savaş gemileri de kayalıkların yakınlarında demirlemişlerdir. Gemiye yaklaşan bir Yunan kurtarma botu, bağladığı halat yardımıyla, gemiyi çekip kurtarmış, lakin halat, geminin fırdöndüsüne takılınca, gemideki bir Türk mürettebat hemen halatı kesmiştir. Kurtulan gemi de hızla Türk karasularına girmiş, Güllük limanına çekilmiştir.
Geminin kurtulmasından sonra, Kardak Kayalıklarının hangi devlete ait olduğu konusundaki gerilim daha da tırmanmıştır. Yunanistan; Türkiye’ye verdiği notada, kayalıkların, kendisine bırakıldığını öne sürmüş, Türkiye ise kayalıkların Türkiye’ye ait olduğunu gösteren tapu kayıtlarına dikkat çekerek, Yunan notasını reddetmiştir.
Geminin karaya oturmasından bir ay sonra, 26 Ocak’ta, Kalimnos Belediye Başkanı, yanına bir papazı, gençleri ve gazetecileri alarak, kayalıklara çıkmış ve Yunan bayrağını dikmiştir. Bunun üzerine Hürriyet gazetesinin iki muhabiri, 27 Ocak tarihinde kayalıklara çıkmış, Yunan bayrağını indirmiş, Türk bayrağı dikmiştir.
KARDAK KAYALIKLARINA YUNAN ASKERLERİNİN ÇIKMASI
Türkiye ve Yunanistan arasında, gerilim sürerken, Türk Dışişleri Bakanlığı, gerilimi tırmandırmaktan özenle uzak durmuş, diplomasiye öncelik vermiştir. Buna karşılık Yunanistan, gerilimi daha da yükseltmiş, 28 Ocak tarihinde, kayalıklara çıkan Yunan askerleri bayrak dikmiş ve Doğu Kardak’a (iki kayalıktan büyük olanı) konuşlanmışlardır. Yunanistan bununla da yetinmemiş, kayalıkların çevresine savaş gemileri yollamıştır.
Türkiye ise hemen karşılık vermek yerine, 29 Ocak’ta Dışişleri Bakanlığı’na çağırdığı Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisine nota vermiştir. 1932 tarihli Türk – İtalyan Protokolü ve 1947 tarihli Paris Antlaşması’nın, adaların aidiyetine ilişkin açık hükümler içermediklerini, Türkiye’nin egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş olan ada, adacık ve kayalıklar (bunlara kısaca EGAYDAAK denir) konusunda Yunanistan’la müzakerelere hazır olduğunu bildirmiştir. Notada, Kardak Kayalıklarında konuşlandırılan Yunan askerlerinin hemen çekilmesi istenmiştir. Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ise Türkiye’yi suçlamış, “Bu veya herhangi bir saldırgan milliyetçiliğe, Yunanistan’ın cevabının anında, sert ve kararlı olacağını ilan ediyoruz. Elimizde mevcut tüm imkânları, Türkiye’ye karşı kullanmakta tereddüt etmeyeceğiz. Türk gemileri, Yunan karasularından çıkmalıdır” demiştir. Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos da, 30 Ocak’ta parlamentodaki konuşmasında, Kardak Kayalıkları’ndaki Yunan bayrağını indirmeyeceklerini, kayalıkları Türkiye’yle müzakere konusu yapmayacaklarını söylemiştir. Hem Ankara hem Atina ile sürekli temasta olan ABD ise her iki başkente de, ilk kurşunu atanın, ABD’yi karşısına alacağı mesajını iletmiştir.
Türkiye; Yunanistan’ın krizi derinleştirmeyi tercih etmesine ve sert söylemlerine karşı hem soğukkanlı bir siyaset gütmüş hem de iç kamuoyuna ve dünyaya Yunanistan karşısında çekingen bir görüntü vermemeye çalışmıştır. Hükümet; orduya, eğer diplomatik girişimler sonuç vermezse, askeri seçeneğe hazır olması yönünde talimat vermiştir. Bir yandan, silah kullanma ihtimali gerilimi tırmandırırken, bir yandan da Ege Denizi’nde zaten Türkiye’den çok daha geniş bir alanda pay sahibi olan Yunanistan’ın bir oldubitti sonucu, bölgedeki diğer 150 adayı da aynı yolla topraklarına katma hesabı yapması, Türkiye’yi endişelendirmiştir. İki ülkeye ait uçakların it dalaşı yapması, savaş gemilerinin birbirine çok yakın seyretmesi, bir genel savaş olmasa bile, bölgesel bir çatışma ihtimalini akıllara getirmiştir.
Bu aşamada Türkiye; dönemin Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İnal Batu’nun önerdiği formülü hayata geçirmeye karar vermiştir. Batu’nun önerisi şudur: İkizce Kayalıkları olarak da bilinen Kardak Kayalıklarının küçük olanında, yani Batı Kardak kayalığında Yunan bayrağı vardır, Yunan askeri yoktur. Türk sualtı taarruz (SAT) timleri; irili ufaklı 24 parçadan oluşan Yunan savaş gemilerinin arasından, gece yarısı sızma harekâtı yaparak bu küçük kayalığa çıkar, Türk bayrağı dikerlerse, hem Türkiye ve Yunanistan arasında pozisyon eşitliği sağlanacaktır hem de, kriz öncesindeki statükoya dönülmesi daha kolay olacaktır.
İnal Batu’nun bu önerisi kabul edilmiş ve Türkiye, bu zorlu ve riskli harekâtta karar kılmıştır. Sızma timinin her zaman yakalanma ihtimali olduğu gibi silahlı çatışma ihtimali de vardır ve Türkiye bunu göze almıştır. Sonuçta 30 Ocak gece yarısı, saat 24.00’te, beşerli gruplar halinde iki botla yapılan sızma harekatı, Türk sualtı timinin 1.5 saat sonra, ikinci kayalığa (Batı Kardak) çıkması ve Türk bayrağını çekmesiyle başarıyla tamamlanmıştır. Türk timinin başarısı üzerine, Yunan parlamentosunda sert tartışmalar yaşanmış, Yunan savaş gemilerinin arasından geçen iki Türk botundaki 10 kişilik timin, nasıl olup da fark edilmediği ve kayalıklara çıkmasının önlenemediği sorusuna yanıt bulunamayınca, Yunan Genelkurmay Başkanı istifa etmiştir.
Sonuç
Sonuçta hem ABD’nin hem de Avrupa ülkelerinin baskılarının da etkisiyle, her iki ülke, askerlerini kayalıklardan çekmeyi ve bayraklarını indirmeyi kabul etmiştir. 31 Ocak’ta önce Yunan askerleri, ardından da Türk askerleri bulundukları kayalıklardan ayrılmıştır. Sorun, silahlar ateşlenmeden, diplomatik yolla çözülmüştür. Fakat krizin, ABD Başkanı Clinton’un sözleriyle, üzerinde keçilerin otladığı iki küçük kayalıktan kaynaklanmadığı, Ege Denizi’ndeki toprak ve egemenlik konusu olduğu, krizi de her zaman olduğu üzere Yunanistan’ın başlattığı unutulmamalıdır.
Türkiye’nin, bir yandan diplomatik kanalları sonuna kadar kullanırken bir yandan da zor bir askeri harekâtı başarması, üzerinde Yunan askeri bulunmayan kayalığa asker çıkarması ve bayrak dikmesi önemlidir. Türkiye bu sayede, bir yönüyle siyasi kararlılığını göstermiş, bir yönüyle askeri kabiliyetini kanıtlamış, bir yönüyle de gerilimi artırmaya değil, tersine azaltmaya yönelik bir hamle yaparak, Yunan tarafına, Atina’nın onuru incinmeden geri adım atma fırsatı vermiştir.
Kaynakça
Dönemin Hürriyet ve Milliyet gazeteleri.
Aydın Şıhmantepe, “Kardak Krizi Sürecinin Kriz Yönetim Prensipleri Açısından İncelenmesi” (136 – 139. sayfalar arası), Güvenlik Stratejileri Dergisi, Nisan 2013, Sayı: 17, Yıl: 9, Sf: 127 – 155.
Türk Dış Politikası Kriz İncelemeleri, 1996 Kardak Krizi, http://tdpkrizleri.org.tr/index.php/1996-kardak-crisis
Çok Okunanlar
Tunç Soyer'den Cemil Tugay'a sert sözler
Yeni anket sonuçlarında şaşırtan 3 parti
Cemil Tugay'dan Tunç Soyer'e yanıt
Epstein belgelerinde adı geçen Türkler
Bora Kaplan Davası: Şimdi de O telefon mu kayıp?!
Din Tanrıdan nasıl koparıldı? Melamileri duydunuz mu?
TKP’nin 1 Şubat 'Meydan okuyoruz' etkinliği gerçekleşti
İhlas Holding CEO’su Ahmet Mücahit Ören kendini bu sözlerle savundu
'Özellikle bir ablasının onu nasıl hortumladığını...'
Putin’in yerine geçecek ismi açıklamışlar