Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,1044
Dolar
Arrow
48,0300
İngiliz Sterlini
Arrow
65,5347
Altın
Arrow
7227,7842
BIST
Arrow
14.498

Buket Müftüoğlu yazdı: Yeni Parti ve tüketilen muhalefet enerjisi-2

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Yeni Parti’nin temel yanılgısı ya da bilinçli manipülasyonu, 2010’dan beri yaşanan yapısal dönüşümü Kemal Kılıçdaroğlu’nun şahsına indirgemesidir.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel sorunu Kemal Kılıçdaroğlu değildir. Sorun; onun Genel Başkanlığı döneminde oluşturulan siyasi kadroya ve ideolojik yönelime susan, adaletsizliklere sessiz kalan, yol arkadaşlarının haklarını savunmayan, ilkesiz ve bencil siyasi kadroların Kemal Kılıçdaroğlu’na şahsi menfaatleri uğruna verdiği destektir.

Bugün tüm bu yaşananlardan sonra ortaya çıkan daha ağır sonuç ise Cumhuriyetçi muhalefetin enerjisinin boşa harcanmış olmasıdır.

CHP yönetiminin politikalarından rahatsız geniş bir Atatürkçü ve Cumhuriyetçi kitle, yeni bir siyasi çıkış umuduyla harekete geçirilmiş; mitingler yapılmış, insanlar meydanlara çağrılmış, büyük bir beklenti yaratılmıştır.

Fakat siyasal hareketlerin başarısı, kaç miting yaptığıyla değil, harekete geçirdiği enerjiyi hangi siyasi sonuca taşıdığıyla ölçülür.

Siyasette umut sonsuz bir kaynak değildir.

İnsanları tekrar tekrar ayağa kaldırıp sonuçsuz bırakmak, yalnızca bir partiye değil, o ülkede siyasetin kendisine duyulan güveni de aşındırır.

Üstelik CHP içerisinde 2010 sonrasındaki politikalara direnebilecek Cumhuriyetçi tabanın bilinçli bir şekilde parti dışına itilmiş olması da siyasetin büyük kaybıdır.

Ortaya çıkan bilanço ağırdır:

CHP’nin kurucu çizgisinden uzaklaşan ya da bu dönüşüme sessiz kalan siyasi kadro parti içerisinde kalmış; ona itiraz eden Cumhuriyetçi kitlenin önemli bir bölümü parti dışına gönderilmiştir.

Böylece yalnız CHP bölünmemiştir.

Cumhuriyet’in siyasi savunma hattı da parçalanmıştır.

Devletin Hafızası

Bu dönüşüm, yıllar içerisinde yalnızca siyasi partiler üzerinden okunmamıştır.

Balyoz ve Ergenekon davaları ile başlayan orduyu yıpratma süreci de eş zamanlı yaşanmış; 2010 sonrası Genel Başkanlık koltuğuna gelen Kemal Kılıçdaroğlu, uzunca bir süre içten içe bu davaları desteklemiş ve sessiz kalmıştır.

Devam eden süreçte, “Türk milliyetçiliğini ayaklar altına aldık.” diyen zihniyetin, dönüşen Meclis yapısı ve yargıdaki değişikliklerle güçlenen hâkimiyeti konuyu daha da ileri götürmüş; üstün dereceyle mezun olmuş, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz.” diyen teğmenlerin disiplin süreçleri sonucunda ordudan uzaklaştırıldığına  dahi bu millet yakın zamanda maalesef üzülerek tanık olmuştur.

Yakın tarihte Nasuh Mahruki ve emekli Amiral Türker Ertürk gibi kamuoyunda Cumhuriyetçi kimlikleriyle bilinen isimlerin yargı süreçleriyle karşı karşıya kaldığı, hatta gözaltına alındığı bir dönemde; devletin terörle mücadele hafızasıyla çelişen bir biçimde terör örgütünü destekleyen toplumsal eylemlere gösterilen müsamaha ve DEM milletvekillerinin haddini aşan çıkışları Türk milletinin vicdanını yaralamaktadır.

Bir süredir Ankara’da Özlük haklarını arayan şehit yakınları  ve gazilerimizin eylen yapma hakları dahi engellenmektedir.

Şehit yakınlarının ve gazilerimizin  maruz kaldığı zulüm ile,  15 Ağustos 1984 Eruh ve Şemdinli saldırılarının yıl dönümünde ortaya çıkan kutlama görüntüleri birlikte düşünüldüğünde, mesele artık yalnızca bir barış süreci değildir.

Mesele, devletin hafızası ile devletin bugünkü siyasi yönelimi arasındaki ilişkinin sorgulanmasıdır.

10 Ağustos 2026: Sevr’in Yıl Dönümünde

Ve 10 Ağustos 2026…

Sevr Antlaşması’nın yıl dönümünde, TBMM’de “Terörsüz Türkiye” sürecinin hukuki altyapısını oluşturan düzenleme kabul edilmiştir.

Bugün PKK yöneticileri yalnızca silah bırakmayı tartışmamaktadır.

Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü talep etmekte, düzenlemeyi yetersiz bulmakta, kimlik ve statü taleplerini açıkça ifade etmektedir.

Murat Karayılan’ın açıklamalarının önemi tam da buradadır.

Talep; silahtan hukuka, hukuktan siyasete, siyasetten anayasal statüye yönelmektedir.

2010’dan bugüne tablo birlikte okunduğunda ortaya çıkan stratejik sonuç açıktır:

Meclis aritmetiği değişmiştir.

CHP’nin kadro yapısı değişmiştir.

Cumhuriyetçi muhalefet parçalanmıştır.

Muhalif seçmenin enerjisi tüketilmiştir.

PKK’nın talepleri, silah bırakmanın ötesine geçerek hukuki ve siyasi statü tartışmasına ulaşmıştır.

Ve bütün bunların sonunda Türkiye’nin önünde yeniden Anayasa değişikliği ve bölünme vardır.

Asıl Mesele Budur

Türkiye’nin önündeki temel mesele Kemal Kılıçdaroğlu değildir.

Özgür Özel’de  değildir.

Ekrem İmamoğlu ya da Yeni Parti hiç değildir.

Temel mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esasları ve yüz  yılı aşkın bir süre önce Batı emperyalizmine atılan tokadın acısının hâlâ canlı olmasıdır.

Hangi etnik kökene sahip olursa olsun, Türk vatandaşı her vatansever, “Çerçeve Yasa’nın “ kabulünü Kürt kökenli vatandaşlarımızla barış değil, Büyük Orta Doğu Projesi’nin dayattığı Anayasa değişikliğinin ilk adımı olarak görmektedir.

Mesele, Cumhuriyet’in siyasi savunma hattıdır.

Ve o hattın tartışmaya açıldığı yer artık** bir Devlet meselesidir.**

Bu topraklarda vatansever ve sağlam duruşuyla nesiller boyu unutulmayan, bu uğurda canına kıyılmış büyük gazeteci Uğur Mumcu’nun sözüyle bitirelim:

“Kimse kimseyi aldatmasın; Batı desteği ve koruması altındaki ‘Kürt devleti’, açıkça bir ‘Sevr modeli’dir.”