Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,5919
Dolar
Arrow
43,6752
İngiliz Sterlini
Arrow
59,3927
Altın
Arrow
6942,0158
BIST
Arrow
10.729

Sessiz Ozanlar Coğrafyası: Anadolu Aşıkları

Anadolu’nun kalbinde, bozkırın rüzgârı kadar yalın ve derin bir ses yankılanıyordu. Gözlerini çocuk yaşta kaybetmesine rağmen dünyayı kelimelerle gören bu büyük ozan, türkülerini toprakla konuşur gibi söylüyordu. Sivas’ın Sivrialan köyünde doğmuştu. Belli ki doğuştan bir ozandı o. Onun dizelerinde bir durak yoktu, bir menzildi coğrafya; öyle ki bağlamasının tellerinde Anadolu’nun kadim yolları titreşiyordu. “Uzun ince bir yoldayım” dedi ve ekledi “Gidiyorum Gündüz Gece”. Zamanın durmaksızın akışını ve insanın bu yolculuktaki çaresizliğini anlatıyordu. Bu yalnızca kişisel bir hikâye de değildi, tasavvufi bir bakış da taşıyordu. İnsan, kendisine verilmiş yolda yürüyen değil miydi? Önemli olan yolun uzunluğu değil, nasıl yüründüğü olmalıydı. Veysel de bunu yaptı… İsyan etmeden, sitem etmeden bu yolculuğu kabul eden oldu. Peki biz ne kadar tanıyoruz bu âşığı? Ya da onun gibi Anadolu’nun kültürel haritasına kazınan diğer âşıklarımızı… 

Anadolu’yu gezmek yalnızca yolları, şehirleri ve manzaraları görmek değil elbet; yüzyıllardır söylenen sözlerin izini de sürmektir bence. Bu topraklarda dağlar, ırmaklar ve köyler kadar güçlü bir başka miras daha vardır: Anadolu âşıkları. Onlar sazlarını omuzlarına alarak köy köy dolaşmış, gittikleri her yerde hem birer sanatçı hem de sözlü tarih anlatıcısı olmuşlardır. Halkın yaşadıklarını saraylardan değil, topraktan ve insandan öğrenmişlerdir. Pir Sultan Abdal mesela; sözleri yalnızca şiir değil, bir duruştur. İnancı, adalet arayışı ve başkaldırısı onu Anadolu’nun en güçlü simgelerinden biri yapar. Göçebe Türkmenlerin bir sesidir Dadaloğlu; özgürlüğü ve direnişi haykırır. Göç, aşk, yoksulluk, isyan, kader ve ölüm; onların şiirlerinde yalın ama çarpıcı bir dille yer bulur. Yazılı kaynakların sınırlı olduğu dönemlerde ozanlarımız, toplumsal hafızayı canlı tutan gezgin arşivler gibidir. Bu geleneğin kökleri Orta Asya’ya kadar uzanır; Anadolu’da ise tasavvuf ve yerel kültürlerle yoğrularak kendine özgü bir kimlik kazanır.

Biz seyyahlar için “Anadolu Âşıkları” coğrafyası, haritalarda işaretlenmeyen bir rotayı, insanın kendine yaptığı yolculuğu gösteriyor. Onların şiiri ve sesi, tarihi bir kervansaray gibi yüzyılları birleştiriyor. Sözlerinde dile gelen Yunus’un nefesi, Hacı Bektaş’ın hikmeti, Cumhuriyet’in umudu aynı türkünün içinde buluşuyor. Sanatları, müzelerde sessizce duran bir eser değil; köy odasında, dağ yamacında, uzun bir yolun akşamında eşlik eden canlı bir miras bizlere. Onları dinlemek, “Anadolu’yu yeniden keşfetmek” zaten. Her dizede bir ova açılıyor önünüze, her ezgide bir patika uzanıyor.. Gidilecek bir yerden çok, varılacak bir hâl, insanı, toprağı ve zamanı aynı anda dolaştıran bir kültür rotası çıkıveriyor karşımıza: Sessiz Ozanlar Coğrafyası…  

Evet artık onlar yok aramızda.. Ne toprağın dili ve insanlığın sesi olan Aşık Veysel, ne bir bakıştan destan yazan Karacaoğlan ne de Alevi-Bektaşiliğin “Yedi Ulu Ozanından” Nesimi.. Ama bizlere bıraktıkları miraslar, Anadolu halk kültürünün sade ama derin duygularını yansıtmaya devam ediyor. Sözlerindeki içtenlik ve felsefi bakış, Anadolu insanında güçlü bir samimiyet duygusu uyandırmayı sürdürüyor. 

Anadolu’da yola çıktığınızda, dağların sessizliğiyle köy meydanlarının uğultusu arasında sizi karşılayan görünmez rehberler onlar. Yüzyıllar boyunca sazları omuzlarda diyar diyar gezmiş bu sessiz ozanlar, Anadolu’nun kültürel hafızasını sözle ve ezgiyle taşıyor. Onların türkülerinde tarih yalnızca anlatılmıyor, hissediliyor; acılar, sevinçler ve umutlar canlı bir yol arkadaşı gibi yanınıza katılıyor. 

Bu yolculukta Sivas’a uğrayın mesela, Aşık Veysel’in sesinin rüzgârla birlikte kulaklarınıza çalındığı hissedeceksiniz. Toprağı, insanı ve kaderi anlatan dizelerinin, Anadolu insanının dünyaya bakışını sade ama derin bir felsefeyle yansıttığına en yakından tanık olacaksınız. Bir başka köşede derme çatma bir ev göreceksiniz asma yaprakları altında… Sahibi gibi yıllara meydan okuyan isyankâr bir ev… Pir Sultan Abdal’ın konuştuğunu duyacaksınız orada; adalet, inanç ve başkaldırıyı onun nefesinde hissedeceksiniz. Bir başka durakta Toros eteklerinde Karacaoğlan’ın aşk dolu dizeleri çıkacak karşınıza; doğanın ve sevdanın, onun dilinde iç içe geçtiğini göreceksiniz. 

Bu seyahat, bir coğrafyadan çok bir ruh hâlinde ilerler. Âşıklar yalnızca sanatçı değil; aynı zamanda tarih anlatıcısı, toplum eleştirmeni ve kültürel aktarıcılardır. Yazının yaygın olmadığı dönemlerde, halkın hafızasını canlı tutmuş, yaşanan olayları destanlaştırarak kuşaktan kuşağa aktarmışlardır bizlere. Cemlerden kervansaraylarda uzanan türküler; ortak bir kimlik duygusu yaratmış, Anadolu’nun kültürel dokusunu güçlendirmiştir.

Anadolu âşıklarının bıraktığı iz, bugün hâlâ modern müzikte, edebiyatta ve günlük dilde yaşamaya devam ediyor ve hala bu geleneği sürdüren günümüz aşıkları bu mirasa sahip çıkmaya devam ediyor. Onlara kulak vermeliyiz. Katılmalıyız yüzyıllık tarihe sahip bu atışmalara. Anadolu bizleri değerleriyle şaşırtmaya devam ediyor. Konaklamalıyız mesela beş asırlık tarihi bir handa. Yanı başımızda bulunan bu imkanları yaşatmalıyız. Çünkü yolun sonunda fark edersiniz ki gezdiğiniz yerler kadar, konakladığınız mekanlar ve dinlediğiniz türküler de sizi dönüştürmüş; öyle ki Anadolu’yu anlamanın yolu, âşıkların sazından geçen bu kadim yolculukta yatıyor.