Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

AB'nin 2009'dan 2026'ya değişmeyen hedefi: Mavi Vatan

7 Mayıs 2026'da Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi tarafından kabul edilen, Haziran ayında ise Parlamento sürecini tamamlayarak Avrupa Parlamentosu'nun resmî görüşü haline gelen Türkiye Raporu, AB'nin Türkiye'ye denizden bakışında değişen bir şey olmadığını bir kez daha ortaya koydu. 

Raporda Mavi Vatan doktrini açıkça hedef alındı. Türkiye'nin Yunanistan'ın olası 12 mil karasuyu kararına yönelik casus belli (Savaş Sebebi) kararı kınandı. Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası'nın uluslararası hukukla bağdaşmadığı ileri sürüldü. Türk savaş gemilerinin korumasında yürütülen araştırma ve sondaj faaliyetleri, NAVTEX ilanları, Doğu Akdeniz'deki enerji aramaları ve Türkiye'nin Ege ile Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerini savunmaya yönelik faaliyetleri eleştiri konusu yapıldı. 

2025 Raporu da aynı tondaydı ve Mavi Vatan kavramının Türk okul kitaplarında yer alması bile Avrupa Parlamentosu tarafından endişe verici bir gelişme olarak değerlendirilmişti.

Kısacası Avrupa Parlamentosu, Türkiye'nin denizlerdeki egemenlik ve egemen haklarını savunmasını değil, bunlardan vazgeçmesini talep ediyor.

Ancak bu ilk değil. Bugün Mavi Vatan'ı hedef alanlar, dün doğrudan Türk Deniz Kuvvetleri'ni hedef alıyordu.

2009 Türkiye İlerleme Raporu'nun 32'nci sayfasında Türk Deniz Kuvvetleri ismen şikâyet edilmişti. Raporda, Türk Donanması'nın Kıbrıs Cumhuriyeti adına hidrokarbon arayan gemilerin faaliyetlerini engellediği belirtiliyordu.

Dikkat edelim. O tarihte Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de bugün yürüttüğü deniz yetki alanları mücadelesi henüz başlamamıştı. Buna rağmen hedefte yine Türk Donanması vardı.  Onlari için sorun Türkiye'nin denizlerde güç sahibi olmasıydı.

2009 yılında Türk Deniz Kuvvetleri'nin AB raporunda adeta Ankara'dan bağımsız bir aktörmüş gibi hedef gösterilmesinden kısa süre sonra Balyoz başta olmak üzere FETÖ kumpasları devreye sokuldu. Türk Donanması'nın amiralleri, komutanları ve kurmay kadroları tasfiye sürecine sokuldu. Kıbrıs, Ege, Doğu Akdeniz ve daha sonra Mavi Vatan olarak adlandırılacak deniz jeopolitiği alanlarında en birikimli ve en tecrübeli kadrolar cezaevlerine gönderildi.

Tarih bazen tesadüflerle açıklanamayacak kadar nettir. 2009 sonrasında Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon rekabeti büyüdükçe AB raporlarındaki eleştiriler de sertleşti. Türk Deniz Kuvvetleri'nin caydırıcı varlığı, NAVTEX faaliyetleri, araştırma ve sondaj gemilerinin korunması, Ege ve Doğu Akdeniz'deki askeri faaliyetleri sistematik biçimde eleştiri konusu yapıldı. Özellikle 2018-2020 döneminde Türk savaş gemilerinin korumasında yürütülen sondaj faaliyetleri AB-Türkiye ilişkilerinin temel kriz başlıklarından biri haline geldi. Yani hedef değişmedi. Sadece kullanılan kavramlar değişti.

2009'da Türk Donanması eleştiriliyordu. 2026'da Mavi Vatan eleştiriliyor.

AB'nin ve ABD'nin stratejik hedefi değişmez. Türkiye'yi Anadolu'ya hapsetmek, Ege ve Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerinden vazgeçirmek, KKTC'yi yalnızlaştırmak ve ucuz kan olarak kullanacakları Yunanistan-GKRY ikilisi üzerinden Avrupa'nın deniz yetki alanlarını genişletmek.

Bu nedenle Türkiye'deki bazı AB muhiplerinin hâlâ üyelik vizyonunu anlatması düşündürücüdür. Çünkü AB'nin Türkiye'den beklediği şey  jeopolitik geri çekilmedir. Ege'den vazgeçen, Doğu Akdeniz'den çekilen, KKTC'yi gözden çıkaran bir Türkiye'nin AB'ye daha kolay kabul edileceğini düşünenler vardır.

Oysa 2009 raporu ile 2026 raporu yan yana konulduğunda gerçek bütün açıklığıyla ortaya çıkmaktadır. AB'nin Türkiye ile sorunu denizlerdir.

Sorun Türk Deniz Kuvvetleri'dir. Sorun Mavi Vatan'dır.

ABD ve AB, çıkarlarını koruyacak işbirlikçileri bu topraklarda her zaman bulmuştur. Askerleri 1922'de geldikleri gibi gitti. Ancak tohumları burada kaldı. 1952 NATO üyeliği ile kılcal damarlarımıza kadar girdiler. Sorun bünyemizin bu mücadeleye dayanıp dayanmayacağı; Türkiye'nin kıtaya itilmeye izin verip vermeyeceği sorunudur.