İnsan beyni savanna için evrimleşti. Küçük gruplar, sınırlı uyaran, yavaş değişim ve doğrudan geri bildirim üzerine kurulu bir çevre için ayarlandı. Tehlike sınırlıydı, ödül nadirdi, dikkat kıymetliydi. Bugün ise aynı beyin algoritmik bir ormanda yaşamaya zorlanıyor. Sınırsız içerik, kesintisiz uyarı, bitmeyen bildirim ve sürekli karşılaştırma içinde.
Savannada bilgi kıttı. Bugün bilgi sonsuz. Savannada tehdit nadirdi. Bugün her an bir kriz, bir felaket, bir tartışma, bir skandal var. Savannada sosyal çevre sınırlıydı. Bugün binlerce insanın hayatına aynı anda bakabiliyoruz ama hiçbirine gerçekten temas edemiyoruz. Bu yüzden yorgunuz. Bu yüzden huzursuzuz. Bu yüzden tatminsiziz.
Bu durum sanayi toplumunun başındaki bir başka kırılmayı hatırlatıyor. Zanaatkar, örneğin bir ayakkabı tamircisi yaptığı işin bütününü görürdü. Ürünün her aşamasına dokunur, emeğiyle kurduğu ilişki anlam üretirdi. Ayakkabı fabrikasında ayakkabıyı pres makinesine yerleştiren işçi ise yalnızca bir parçaya hapsoldu. Ürünün tamamıyla bağı koptu, emeği soyutlaştı, anlamı yitirildi. Kimin için ürettiğini bilmeden binlerce ayakkabının yapımının sadece bir aşamasında çalıştığı için emeğinin sonuçlarını tam olarak göremiyor. Bugün dijital ortamda bu kopuş çok daha ileri bir aşamaya taşınmış durumda. Artık sadece yaptığımız işten değil, ürettiğimiz içerikten, kurduğumuz ilişkiden ve hatta kendimizden bile kopuyoruz.
Sosyal medyada paylaştığımız şeyin nereye gittiğini, nasıl kullanıldığını, kimler tarafından işlendiğini bilmiyoruz. Ürettiğimiz dikkat, etkileşim ve görünürlük başka yerlerde değerleniyor. Biz sadece küçük bir hareket yapıyoruz, kaydırıyoruz, tıklıyoruz, beğeniyoruz. Ama ortaya çıkan büyük yapıyla bağımız yok. Zanaatkarın bütünlüğü gitti, işçinin parçasallığı geldi. Bugün ise parça bile görünmez hale geldi.
Dijital medya bu uyumsuzluğu derinleştiriyor. Çünkü algoritmalar savanna mantığıyla değil, dikkat ekonomisinin mantığıyla çalışıyor. Onların hedefi bireyin iyi olması değil, bağlı kalması. Huzurlu zihin değil, uyarılmış zihin üretmek. Bu yüzden korku, öfke, şaşkınlık ve haz gibi evrimsel olarak güçlü tetikleyiciler sürekli dolaşıma sokuluyor.
Bu ortamda mutluluk bir hal olmaktan çıkıyor, bir hedefe dönüşüyor. Sürekli daha iyi hissetmen gerektiği söyleniyor ama bunun koşulları hiçbir zaman oluşmuyor. Çünkü mutluluk için gerekli olan yavaşlık, derinlik ve bağ kurma ortamı sistematik olarak ortadan kaldırılıyor.
Sosyal medya sahte kabileler yaratıyor. Savannada aidiyet somuttu. Birlikte avlanılan, birlikte tehlikeden kaçılan, birlikte yaşanan bir bağdı. Bugün aidiyet beğeniye, takipçiye ve görünürlüğe indirgenmiş durumda. Dışlanma fiziksel değil ama duygusal. Görünmez kalmak, var olmamak gibi hissediliyor.
Yapay zeka ve algoritmalar bu süreci daha da hızlandırıyor. Hangi içeriği göreceğimizi, kime benzeyeceğimizi, neye güleceğimizi ve neye kızacağımızı büyük ölçüde filtreliyorlar. Bunu emirle değil, olasılıkları ayıklayarak yapıyorlar. Başka türlü hissetme ihtimalimizi zayıflatıyorlar.
Bu yüzden yaşadığımız kriz bireysel değil, yapısal. Mutsuzluk bir kişilik sorunu değil, çevresel bir uyumsuzluk. Savanna için tasarlanmış bir zihinle algoritmik bir çevrede yaşamaya çalışıyoruz.
Belki de sormamız gereken soru şudur.
Bu kadar teknolojik ilerlemenin içinde neden bu kadar yorgunuz.
Belki de cevap basittir.
Yanlış çevredeyiz.
Ve belki de gerçek mutluluk, daha fazla içerikte değil, daha az uyarıda gizlidir.
Çok Okunanlar
60 ilde yapılan ankette AKP CHP ile farkı kapatıyor!
Ceyda Ersoy'un evinde çıkanlar hayrete düşürdü
Uyuştururu ve fuhuş partilerinin kilit adresi...
Maduro'nun hücresi ilk kez görüntülendi
Cumhurbaşkanı, bakan ve milletvekili maaşları belli oldu
Timur Savcı'nın kokain testi sonucu ortaya çıktı
Molla rejimi yıkılır mı?
Erden Timur dosyası derinleşiyor
Emekliye seyannen zam sandığa kaldı
Üç İstanbul'u tekrar okuma zamanı