Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
54,7705
Dolar
Arrow
47,5078
İngiliz Sterlini
Arrow
64,0519
Altın
Arrow
6273,0780
BIST
Arrow
13.458

Yapay zekâ çağında çocuğunuz hangi mesleği seçmeli?

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

22 Temmuz’da başlayan üniversite tercih dönemi 10 Ağustos’a kadar devam edecek. Üniversitelerin kampüsleri bugünlerde aday öğrenciler ve aileleriyle dolu. Tanıtım günleri, bölüm sunumları, akademisyenlerle görüşmeler, burslar, ücretler, yurt olanakları, çift anadal imkânları…

Benim için ise bu tercih döneminin ayrı bir özelliği var. Yaklaşık 35 yıl bir devlet üniversitesinde çalışıp emekli olduktan sonra bir vakıf üniversitesine geçtim ve ilk kez tercih döneminde düzenlenen tanıtım etkinliklerini bu kadar yakından gözlemleme fırsatı buldum.

Gençlerin üniversiteleri gezmelerini, tanıtım fuarlarına katılmalarını, okumayı düşündükleri bölümlerin hocalarıyla konuşmalarını ve mümkün olduğunca çok bilgi toplamalarını son derece değerli buluyorum. Sonuçta 17-18 yaşındaki bir insandan, hayatının bundan sonraki bölümünü önemli ölçüde etkileyecek bir kararı birkaç hafta içinde vermesini istiyoruz.

Fakat bu görüşmeler sırasında dikkatimi çeken bir şey oldu.

Adayların ve ailelerinin en çok merak ettiği konu okul ücretlerinden bile önce geliyor:

“Hocam, bu bölümü bitirince iş bulabilir mi(yim)?”

Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümünde ders veren bir akademisyen olarak bana bu soru yöneltildiğinde genellikle YBS mezunlarının neden geniş bir çalışma alanına sahip olduklarını anlatıyorum.

Çünkü bugün büyüklüğü ne olursa olsun hemen her işletme güncel teknolojiyi kullanmak zorunda. Şirketlerin web siteleri, müşteri bilgilerini yönettikleri sistemleri, satın alma, üretim, stok, satış ve muhasebe süreçlerini takip ettikleri kurumsal kaynak planlama yazılımları var. Çalışanlarının performanslarını ve kariyer gelişimlerini izledikleri insan kaynakları sistemleri, geçmiş performanslarını ve rakiplerine göre konumlarını analiz ederek üst yönetime karar desteği sağlayan iş zekâsı uygulamaları var.Bu sistemler büyük şirketlerde büyük ölçekli, küçük şirketlerde de küçük ölçekli, ama mutlaka varlar. 

Şimdi bütün bunların üzerine yapay zekâ geliyor.

Bir şirket bu sistemleri kendisi geliştirmese bile hangi teknolojiyi satın alacağına karar vermek, onu kendi iş süreçlerine uyarlamak, güncellemek, diğer sistemlerle bütünleştirmek ve elde ettiği verileri yönetim kararlarında kullanmak zorunda.

Dolayısıyla şirketlerin yalnızca teknolojiyi bilen insanlara değil, işletmenin nasıl çalıştığını anlayan ve aynı zamanda teknolojinin işletmede nasıl kullanılacağını bilen insanlara ihtiyacı var. Yönetim Bilişim Sistemlerinin önemli avantajlarından biri tam olarak bu iki alanın kesişiminde bulunması. Biz de derslerimize yapay zekâ uygulamalarını dahil ederek öğrencilerimizi değişen iş dünyasına hazırlamaya çalışıyoruz.

Geçenlerde tanıtım günlerinde karşılaştığım bir genç ise bütün bu anlattıklarımı benim için bir anda bambaşka bir tartışmaya dönüştürdü.

Genellikle adaylar aileleriyle birlikte geliyor. Hatta çoğu zaman soruları öğrenciden önce anne veya baba, bazen de ağabey ya da abla soruyor. O genç ise yalnız gelmişti. YBS okumayı düşündüğünü, bu nedenle YBS bölümü bulunan üniversitelerin stantlarını tek tek dolaştığını ve doğrudan bölüm hocalarıyla konuşmaya çalıştığını söyledi.

Bu kadar bilinçli hareket etmesini takdir ettim.

Sonra o da herkesin sorduğu soruyu sordu:

“Mezun olunca iş bulabilir miyim?”

Ben de yukarıda anlattığım gerekçelerle neden YBS mezunlarına ihtiyaç duyulacağını anlattım.

Dikkatle dinledi.

Sonra hiç duraksamadan o malum soruyu yapıştırdı:

“Peki hocam, öyle diyorsunuz ama yakın zamanda bütün bu işleri yapay zekâ yapacak. Biz ne yapacağız?”

Bir an durdum.Gözlerinde ne cevap verecek bakalım der gibi bir merak vardı ve belli belirsiz gülümsüyordu. Çünkü onun da bildiği genel kanıya göre yapay zeka insanın elinden işini alacak hatta onu köle haline getirecekti. 

17-18 yaşındaki bir gencin daha üniversiteye bile başlamadan dört-beş yıl sonra işsiz kalıp kalmayacağını düşünmesi, içinde bulunduğumuz dünyanın sosyoekonomik koşullarının iç burkan bir yansımasıydı diye düşündüm. 

Ama sorunun başka bir tarafı daha vardı.

Biz yetişkinlerin henüz tam anlamıyla kavrayamadığımız dönüşümü, karşımda üniversiteye bile başlamamış bir genç çoktan fark etmişti.

Ona biraz moral vermek için şöyle söyledim:

“Yapay zekâ senin işini elinden almayacak ki. Belki bizim işlerimizi elimizden alacak. Çünkü büyük olasılıkla siz bugün bizim adını bile bilmediğimiz işleri yapacaksınız.”

Sonra kendi gençliğimden örnek verdim.

Biz 1980’li yıllarda üniversitede okurken “Web tasarımcısı” diye bir meslek yoktu. Olamazdı da çünkü World Wide Web henüz yoktu. Fakat 1990’larda internet ve Web yaygınlaşmaya başlayınca daha önce adı bile olmayan işler ortaya çıktı. Web tasarımcısı, e-ticaret girişimcisi,sosyal medya uzmanı, arama motoru optimizasyonu uzmanı, mobil uygulama geliştiricisi gibi bugün bize son derece bildik gelen pek çok meslek hakkında eğitim veren Yönetim Bilişim Sistemleri bölümü bizim üniversite tercih listelerimizde bulunamazdı.

Çünkü o meslekler henüz icat edilmemişlerdi.

Bizim kuşağımız internetin ortaya çıkardığı teknolojileri kullanarak yeni meslekler yarattı. Bugünün gençleri de yapay zekâyı kullanarak bizim bugün adını bile bilmediğimiz meslekleri yaratacaklar.

Bu cevap genç adayın hoşuna gitti.

Saf bir merakla sordu:

“Peki nasıl olacak o?”

O zaman,bir eğitimci olarak beni çok etkileyen, Pisagor’un öğrencilerine yıllarca verdiği eğitim anlayışını ifade eden “Gerçek bir eğitici, zihni dolduran değil, içsel ışığı tutuşturan kişidir” sözünü düşünerekona yakın zamanda Nazlıcan Öney’in bir Instagram videosunda anlattığı ve benim de oldukça ilginç bulduğum bir yaklaşımdan söz ettim.

Anthropic’te Claude Code’un geliştirilmesine öncülük eden Boris Cherny’nin gözlemine göre yapay zekâ araçları güçlendikçe mühendislik, ürün yönetimi, tasarım ve veri analizi gibi alanların sınırları giderek birbirine karışıyor. Yapay zekâ sayesinde tasarımcı da kod yazabiliyor, mühendis de kullanıcı araştırması yapabiliyor.

Yani çalışanları birbirinden ayıran şey giderek yalnızca unvanları değil, nasıl çalıştıkları oluyor.

Bu yeni çalışma düzenini beş farklı çalışan tipi üzerinden düşünmek mümkün.

Birincisi “Prototyper”, yani Deneyci. Sürekli yeni fikirler ortaya atıyor, deniyor, yanılıyor ve yeniden deniyor.

İkincisi “Builder”, yani İnşa Edici. Ham bir fikri alıp çalışan gerçek bir ürüne dönüştürüyor.

Üçüncüsü “Sweeper”, yani Sadeleştirici. Ortaya çıkan karmaşayı temizliyor, gereksiz olanı ayıklıyor ve sistemi daha basit hale getiriyor.

Dördüncüsü “Grower”, yani Büyütücü. Ortaya çıkan ürünü kullanıcıyla buluşturuyor, geri bildirimleri ve verileri değerlendirerek onu geliştiriyor ve büyütüyor.

Beşincisi ise “Maintainer”, yani Koruyucu. Kurulmuş sistemi ayakta tutuyor ve büyürken çökmeden, güvenilir ve sürdürülebilir biçimde çalışmasını sağlıyor.

Burada asıl ilginç olan şu:

Bunların hiçbiri bildiğimiz anlamda bir meslek değil.

Bir mühendis İnşa Edici olabilir ama bir Büyütücü de olabilir. Bir tasarımcı Deneyci olabilir. Bir veri analisti Sadeleştirici olabilir. Hatta aynı insan farklı zamanlarda bunların birkaçını birden üstlenebilir.

Dolayısıyla yapay zekânın dönüştürdüğü dünyada insanları birbirinden ayıran temel unsurun diplomalarında yazan meslekten çok ne bildikleriyle birlikte bildiklerini kullanarak ne yapabildikleri olması giderek daha olası görünüyor.

Örneğin bir pazarlama uzmanını düşünelim.

Eskiden kampanyasını hazırlıyor, reklamını veriyor ve sonuçlarını takip ediyordu. Şimdi yapay zekâ yardımıyla müşteri verilerini kendisi analiz edebiliyor, müşterileri davranışlarına göre gruplandırabiliyor, her grup için farklı kampanyalar geliştirebiliyor ve sonuçlara göre stratejisini sürekli değiştirebiliyorsa artık yalnızca bir pazarlamacı değildir. Aynı zamanda bir Büyütücüdür.

Ya da muhasebeciyi düşünelim.

Yalnızca kayıtları tutan bir muhasebecinin yaptığı işlerin önemli bir bölümü otomatikleşebilir. Ama aynı muhasebeci yapay zekâyı kullanarak müşterisinin finansal verilerini analiz ediyor, gelecekteki nakit akışını öngörüyor ve yönetime alternatif stratejiler öneriyorsa artık yalnızca mevcut sistemi koruyan biri değildir. Aynı zamanda yeni çözümler İnşa Eden biridir.

Nazlıcan Öney bunu çok güzel bir cümleyle özetliyor:

“Teknik bilgi yapay zekâ sayesinde artık ucuzladı ama kişinin düşünme biçimi pahalandı.”

Bence bu cümle, üniversite tercih dönemindeki gençlere ve özellikle ailelerine çok önemli bir şey söylüyor.

Çocuğunuz için dört yıl sonra iş garantisi verecek bir bölüm aramayın.

Çünkü bugün böyle bir garantiyi hiç kimse veremez.

Dört yıl, yapay zekâ çağında çok uzun bir süre.

Bugün çok talep gören bir mesleğin bazı görevleri dört yıl sonra büyük ölçüde otomatikleşmiş olabilir. Buna karşılık bugün adını bile bilmediğimiz yeni işler ortaya çıkabilir.

O halde üniversite tercihinde sormamız gereken soru yalnızca “Bu bölümün mezunu iş bulur mu?” olmamalı.

“Bu bölüm çocuğuma değişen bir dünyada yeni şeyler öğrenebilme, farklı alanları bir araya getirebilme, problem çözebilme, teknolojiyle birlikte çalışabilme ve gerektiğinde kendi işini yeniden tanımlayabilme yeteneği kazandırıyor mu?” diye de sormalıyız.

Burada ailelere de önemli bir görev düşüyor.

Tanıtım günlerinde anne babaların bazen çocuklarından daha fazla soru sorduğunu görüyorum. Çocuklarının geleceğinden kaygılanıyorlar. Yanlış bir tercih yapmasını istemiyorlar. Bu son derece anlaşılabilir.

Fakat yapılabilecek en büyük hata, kendi kuşağımızın iş dünyasını çocuklarımızın geleceğine ölçü olarak kullanmak olur.

Biz çocuklarımıza hangi mesleği seçmeleri gerektiğini söyleyebiliriz. Fakat onların mezun olacakları dünyadaki mesleklerin ne olacağını bilmiyoruz.

Bizim gençliğimizde olmayan mesleklerde bugün milyonlarca insan çalışıyor. Bugün var olmayan mesleklerde de yarın bizim çocuklarımız çalışacak.

Bu nedenle ailelerin görevi çocuklarının yerine tercih yapmak değil, tercih yapabilecek bir genç yetiştirmektir.

Üniversitelerin görevi de öğrenciye yalnızca bugün geçerli olan teknik bilgileri aktarmak değildir. Çünkü bugün öğrettiğimiz bazı teknik bilgiler öğrencimiz mezun olmadan eskiyebilir.

Yönetim Bilişim Sistemleri eğitiminin geleceğini de tam olarak burada görüyorum. Yapay zekâdan yararlanarak öğrencinin hem işletme yönetimini hem güncel kurumsal teknolojileri anlamasını sağlamak önemli. Ama artık bunlar da yeterli değil. Asıl mesele, öğrencinin bu bilgiler arasında bağlantı kurmasını, yeni problemleri tanımlamasını, yapay zekâyla birlikte çözüm üretmesini ve gerektiğinde öğrendiklerini yeniden öğrenmesini sağlayabilmek.

Çünkü yapay zekâ çağında teknik bilgi ucuzlarken düşünme biçimi pahalanıyor.

Tanıtım gününde karşılaştığım o gencin hangi üniversiteyi tercih edeceğini bilmiyorum.

YBS’yi tercih edip etmeyeceğini de bilmiyorum.

Ama daha üniversiteye başlamadan “Yapay zekâ bunları yapacaksa biz ne yapacağız?” sorusunu sorabiliyorsa geleceğe hazırlanmak için gerekli en önemli özelliklerden birine şimdiden sahip olduğunu düşünüyorum: Doğru soruyu sormaya.

Bence ailelerin ve üniversitelerin yapması gereken, gençlere hazır cevaplar vermek değil, onların böyle sorular sorabilecekleri bir ortam yaratmaktır.Öğrenmeyi öğreten bir üniversite olmaktır. 

Çünkü önümüzdeki dünyada hangi mesleklerin yaşayacağını bilmiyoruz.

Ama merak eden, sorgulayan, öğrenen, yapay zekâyı kullanabilen ve gerektiğinde kendisini yeniden inşa edebilen insanlara ihtiyaç olacağını biliyoruz.

O nedenle bu tercih döneminde anne babalara söylenebilecek en önemli şey bence şu:

Çocuğunuzun gelecekte hangi işi yapacağını seçmeye çalışmayın. Onun, bugün henüz var olmayan işleri yapabilecek bir insan olmasına yardımcı olun.