Anayasanın değiştirilmesi konuşuluyor. Yine...
Hukukçu olmayanların, özellikle tarihe veya felsefeye ilgisizlerin söylemlerinden anayasanın yasa gibi anlaşıldığını anlıyorum.
Anayasa esasında yasa değildir.
Anayasanın adı hatalı bir algı yaratıyor. Sanki yasaların en yasası, ana yasası, anayasaymış...
Büyük hukukçu Kemal Gözler ''anayasa'' sözcüğünün çok başarılı bir öztürkçeleştirme olduğunu savlıyor. Buna katılmıyorum. Daha doğrusu, bu ''başarı''yı trajik görüyorum. Evet, ''başarı'' çünkü tuttu. Anayasa sözcüğünü artık kimse söküp atamaz milletin dağarcığından. Ne var ki, bu başarı trajik çünkü hatalı çağrışımları beraberinde getiriyor.
Sözcüğün Batı dillerindeki karşılığı ''constitution''dur. Biz Fransızca'dan duymuşuz ilkin. Ne var ki, sözcük esasen Latince kökenli. Teşkil etmek, şekillendirmek, kurmak anlamını taşıyor sözcüğün kökü.
Osmanlı'da modernleşme süreci içinde ''Kanun-ı Esasi'' veya ''Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'' veya ''Teşkilat-ı Esasiyye'' adlarıyla karşılanmış ''Constitution''.
Tartışmayı basitçe sözcük ve etimoloji tartışması olarak görebilirsiniz. Fakat ''Anayasa'' sözcüğünün çağrışımlarından kurtulup gerçek anlama ulaşabilirsek tartışmanın güncelliği ortaya çıkacak.
Antik tarihe dair aktarılanlar doğruysa Aristoteles 150'den fazla devletin anayasasını incelediğini belirtmiş. Şayet burada adı geçen ''anayasa''lardan bizim zihnimizde çağrışan anayasayı anlayacaksak saçmalamış oluruz. Zira günümüz anlamıyla, kodifiye edilmiş (hukuki bir mantıkla yazıya dökülmüş) anayasalar Aristoteles döneminden en az 1000 yıl sonra ortaya çıkmıştı. O halde Aristoteles ''Anayasa'' derken neyi kast ediyordu?
Elbette, devletin yapısını ve işleyiş sistemini... Hal böyle olunca ''teşkilat-ı Esasiyye'' deyişinin çağrışımları daha isabetli oluyor. Devletin yapılanmasını, biçimlenmesini ve devletin organlarının birbirleriyle ilişkilerini tarif ederken yararlı bir terim haline geliyor ''anayasa''. Hal böyle olunca, kodifiye edilmese bile her devletin anayasası olduğunu anlayabiliyoruz. Bu bakımdan, hukuk eğitiminde geçen ''maddi anlamda anayasa'' ile ''şekli anlamda anayasa'' ayrımına esasen ihtiyaç bile yok. Nitekim, biz Türkiye'de çoğunlukla ''şekli anlamda anayasa''yı konuşuyoruz. Bu konuşmalar kapsamında anayasanın ilk dört maddesinin değiştirilmezliğine odaklanıyoruz. Oysa, maddi anlamda (esasen gerçek anlamda) anayasa değişikliği, oylamayı gerektirmez. Fiilen bu maddeler lağvedilebileceği gibi büsbütün anlamsızlaşabilir.
Ünlü anayasa hocamız Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu zaten demedi mi? İlk dört maddeyi değiştirmeden başka maddeleri değiştirerek ilk dört madde fiilen değiştirilebilir diye. Ben daha açık söyleyeyim: Şekli anlamda hiçbir değişikliğe gerek yok. Mürekkeple yazılan anayasa arkasında bir güç veya bir irade olmadıkça hiçbir etkiye sahip değildir. Gelgelelim, hiçbir yere yazılmasa bile devletin şekli kısmen veya tamamen değişebilir, değişmektedir.
Bir ara muhalif kesim her yere ''T. C.'' yazma tepkisi koyuyordu. Başta ''T. C.'' yazsın veya yazmasın ne çıkar? Adlandırma uzlaşıya ve tekrara bakar. En güzel temennileri en güzel kağıtlara inci gibi yazın. Hayata temas etmiyorsa ne anlamı var? Sahi yazılanları bir kenara bırakıp fiilen ne olup bittiğine bakmanın zamanı gelmedi mi? Her yerde ''T. C.'' yazması sizi rahatlatıyor mu? İlk dört maddenin mıh gibi çakılması size huzur veriyor mu? Öyleyse ne güzel! Mutlu ve huzurlu rüyalar!
Çok Okunanlar
Ekmek ve unda katkı maddelerine yeni yasak
Görele’de taciz davasının mağduru genç kızın beyin ölümü gerçekleşti
Mehmet Dişli Akar’a seslendi: 'Kafana silah dayadım mı cevap ver'
Uçkur meselesi
İran'dan Türkiye'ye atılan 4.füze ardından Gürdeniz'den 'algı' uyarısı
Oğul annesinin sevgilisini bıçakladı, anne ise polis memurunu tokatladı
İstanbul'un çukurlarını ben mi kapatayım?
Uzun süredir sessizliğini koruyan Kaani’den Netanyahu’ya net mesaj
Kurultay davası öncesi Özgür Özel’den dikkat çeken Kılıçdaroğlu hamlesi
NATO'dan Türkiye'ye atılan 4. füze sonrası açıklama