Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Hüsnü tabir ve son karar

24 yıllık iktidar başlı başına bir serüven. Zikzaklarıyla sanki 24 yıllık bir bütünlüktense dışarı yansıtılmayan hükümet değişikliklerinin yaşandığı koalisyon dönemleri yaşadık sanki. 

MEB tarafından uygulanan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli (TYMM) kapsamında ders kitaplarındaki bazı terimler yeniden yazılacakmış. Hüsnü Tabir (euphemism) kavramı akla geldi. Siyasal doğruculuk ve çeşitli hassasiyetler nedeniyle bunu hepimiz yaparız. Bunun bir nedeni, gerçekliğin adaletsizliğini yumuşatmak veya en azından derinleştirmemek arzumuzdur. Bazen de hüsnü tabir yerine, gerçekliği tüm çıplaklığıyla anlatma gayreti ağır basar. Böylelikle, gerçekliği değiştirme iradesi ortaya konmaya çalışılır.

Gerçekliği değiştirme gayretini kesmediğimiz sürece bu tarz tabir değişikliklerinin bir zararı yok. Yeter ki bununla yetinmeyelim. Ne var ki, iktidarın işi de zor. Siyasetteki manevraya göre terimler de değişecekse yandık. 

Neyse... Biz şimdilik son değişikliğin son karar olduğunu varsayalım. Yeni tabirlere bakalım: 

''Orta Asya'' yerine ''Türkistan'' (''Turan'' daha doğru olurdu sanki)

''Coğrafi Keşifler'' yerine ''Sömürgeciliğin Başlangıcı'' veya ''Sömürgecilik Politikaları''. 

''Tehcir Kanunu'' yerine ''Sevk ve İskan Kanunu''.

''Haçlı Seferleri'' yerine ''Haçlı Saldırıları''. 

''Ege Denizi'' yerine ''Adalar Denizi''. 

''Bizans'' yerine ''Doğu Roma''. 

''Ermeni Meselesi'' yerine ''Asılsız Ermeni İddiaları''. 

''Pontus Meselesi'' yerine ''Asılsız Pontus İddiaları''. 

Bir de bazı yeni terimler var: ''Mavi Vatan'', ''Yeşil Vatan'', ''Gök Vatan'', ''Milli Bilim İnsanları''. 

Yetmez Ama Evet! Daha fazlasını yapmalıyız. Mesela ''Osmanlı'' yerine devletin tam adını yazmak güzel olur. Ya da ''Laiklik'' yerine Atatürk'ün ilk kullandığı terim olan ''taassupsuzluk''... Ya da Yunanca ''İstanbul'' yerine yeni bir ad üretebiliriz. Hatta elimiz değmişken, tüm terimleri ''millileştirelim''. Nasıl yapacağız? ''Milli''liğin sınırını nereden çizeceğiz? Türkçe mi ölçüt? Yoksa İslam mı kıstas? Yoksa ikisi birden mi? İkisi birden olacaksa, nasıl bir karışım olacak? Bir de bunlar acaba son kararları mı? Yoksa birkaç yıl sonra ''Ermeni Soykırımı''nı derslere ekleyip özür dileyelim zırvaları mı yayılacak yeniden? Ya da Kıbrıs konusunda Kenan Evren'in dediği gibi ''biraz fazla almıştık'' aslında deyip milli davadan cayılacak mı? İktidarın kurmaylarının işi zor. 4-5 yıl sürecek bir politika tutturulabilse ne güzel! Ama acaba bu sefer olacak mı?

Esasında bu terim değişiklikleri anlamsız değil. Emperyalizmin dilinden çıkıp milli olacaksak devam edelim. ''Orta Doğu'', ''Uzak Doğu'', ''Orta Çağ'', ''I. Dünya Savaşı'' veya ''II. Dünya Savaşı'' gibi Batı'nın ve daha genel olarak emperyalizmin referansıyla verilmiş adları bir kenara bırakalım. Tabii, bunu tutarlı bir şekilde yapmaya çalışırsak işimiz zor. Zira pek çok devletin adını Emperyalizme ve Sömürgeciliğe borçluyuz. Örneğin, ''Gümüş'' sözcüğünün Latince karşılığından türetilmiş ''Arjantin''. 

Acaba etimolojiye mi yaslansak? Mesela ''Amiral'' yerine ''Amr-El Bahr'' mı desek? Savaşı dil üzerinden kurmaya kalktığımızda işler düşündüğümüz kadar kolay değil. 

Felsefeyi kayıralım. MEB'in değişikliğine göre, felsefeye ''safsata'', ''paradoks'', ''informel mantık'', ''abdüktif mantık'', ''temporal mantık'' gibi yeni başlıklar açılmış. Bir şeyler değişiyor, gelişiyor. Her şeye rağmen çağa uydurma hedefi önümüzde duruyor. 

Eğitimi, müfredatı, adlandırmayı kısır siyasal karşıtlıkların ötesinde alabilirsek, bu son değişiklikle henüz cılız, etkisiz ama olumlu adımları çok daha ileriye taşıyabiliriz.