Jeffrey Epstein yazışmalarının ABD Adalet Bakanlığı tarafından kısmen de olsa ifşa edilmesi, doğal olarak politik figürler, güç ilişkileri ve mahrem bağlantılar etrafında yoğun bir tartışmayı tetikledi. Bu tartışma büyük ölçüde haklıydı. Gücün, paranın ve görünmez ağların nasıl çalıştığı sorusu her zaman meşrudur. Ancak bu kez dikkat çekici bir şey oldu: Suçun kendisi, suçun nasıl mümkün olduğu, fail zihniyeti ve davranış örüntüleri tartışmanın gölgesinde kaldı.
Oysa bazı suçlar vardır ki, onları yalnızca “kim kimi tanıyordu” sorusuna indirgerseniz, asıl mekanizmayı gözden kaçırırsınız. Çocuklara yönelik cinsel istismar bunların başında gelir.
Epstein vakası etrafında dönen tartışmaların önemli bir kısmı, ya bu olguyu büyük bir “örgütlü komplo”ya dönüştürüyor ya da tam tersine, “tekil bir sapkınlık” olarak açıklamaya çalışıyor. Her iki yaklaşım da meseleyi eksik okuyor. Bu noktada, ABD Adalet Bakanlığına bağlı Office of Juvenile Justice and Delinquency Prevention ile National Center for Missing and Exploited Children (NCMEC) iş birliğiyle hazırlanmış, FBI’dan emekli özel ajan Kenneth V. Lanning’in 2001 tarihli raporu son derece öğretici bir yerde duruyor. Bu raporu ABD Adalet Bakanlığı'nın ifşa ettiği metinler arasında buldum.
İNKAR, ABARTI VE PROFESYONEL KÖRLÜK
Lanning raporunun daha giriş bölümünde önemli bir uyarı yapıyor: Çocukların cinsel istismarı meselesi tarihsel olarak “inkâr” üzerinden yönetilmiş bir alandır. Toplumlar bu tür suçların varlığını kabul etmek istemez; kabul ettiklerinde ise çoğu zaman iki uç arasında savrulurlar: ya sorunu küçümserler ya da gerçekliği aşan anlatılar üretirler .
Raporun en dikkat çekici taraflarından biri, bu alandaki abartılı ve kanıtsız iddialara karşı da açık bir mesafe koymasıdır. Lanning, “her üç çocuktan biri istismar ediliyor”, “küresel çocuk köleliği ağları her yerdedir” gibi söylemlerin, kanıta dayanmayan ve çoğu zaman profesyonel müdahaleyi zorlaştıran anlatılar olduğunu vurguluyor. Ona göre, gerçekler zaten yeterince ağır; dolayısıyla, süslenmeye ihtiyaç duymaz.
Bu tespit, Epstein tartışmaları açısından hayati önemdedir. Çünkü ya her şeyi büyük ve görünmez bir komploya bağlayarak suçun somut dinamiklerini görünmez kılıyoruz ya da tam tersine, “olağanüstü bir istisna” diyerek meseleyi kapatıyoruz. Lanning’in yaklaşımı üçüncü bir yol önerir: Davranışsal analiz.
SUÇUN TİPOLOJİSİ: KİMLER, NASIL, NEDEN?
Lanning’in raporu, çocuklara yönelik cinsel istismarı işleyen failleri iki ana eksen üzerinden ele alır: durumsal (situational) ve tercihsel (preferential) suçlular. Bu ayrım, psikiyatrik bir teşhis değil; hukuk ve kolluk pratiği için geliştirilmiş davranışsal bir tipolojidir .
Bu çerçevede önemli olan soru şudur: Fail kimliği, yalnızca patolojik bir sapma mıdır, yoksa belirli sosyal, ekonomik ve kurumsal koşullarla uyumlu biçimde mi şekillenmektedir?
Lanning, özellikle “tanıdık failler” (acquaintance molesters) üzerinde durur. Bu failler, çocuklarla rastlantısal temaslar kuran yabancılar değil; güven ilişkisi inşa edebilen, çevresi tarafından “saygın” görülebilen, çoğu zaman kurumsal veya sosyal ağlara entegre kişilerdir. Bu nokta, Epstein vakasında sıkça gözden kaçırılan bir gerçeğe işaret eder: Bu tür suçlar genellikle görünmezliğini anormallikten değil, normalliğe yakınlıktan alır.
RİTÜEL, GİZLİLİK VE SÜREKLİLİK
Raporun en çarpıcı bölümlerinden biri, suçluların modus operandi (suçu gerçekleştirme işlem ve usulleri) ile ritüel arasındaki farkı açıklamasıdır. Lanning’e göre, birçok cinsel suçlu için bazı davranışlar yalnızca suçu işlemek için gerekli araçlar değil, aynı zamanda psikolojik tatmin sağlayan, tekrar eden ritüellerdir. Bu ritüeller, suçlunun davranışlarını daha öngörülebilir hâle getirir; fakat aynı zamanda uzun süre fark edilmemesini de sağlar .
Bu analiz, Epstein vakasında sıkça dile getirilen “nasıl bu kadar uzun süre yakalanmadı?” sorusuna basit ama rahatsız edici bir yanıt verir: Çünkü bu tür suçlar, çoğu zaman gürültüyle değil, sessizlikle işler.
ÇOCUKLAR NEDEN KONUŞMAZ?
Lanning raporunun belki de en sarsıcı tespitlerinden biri, çocukların neden yaşadıklarını anlatmadıklarıdır. Utanç, suçluluk, faille kurulan karmaşık bağlar ve yetişkinlerin inanmayacağı korkusu, suskunluğu besler. Özellikle tanıdık failler söz konusu olduğunda, çocukların yaşadıkları şeyi “suç” olarak adlandırmaları bile zorlaşır .
Çocuklar toplumun kabullerine aykırı ilişkilere zorlanır, ''ahlaki'' açıdan kınanacak davranışlara ortak edilir ve çocuklar kendilerini bir şekilde suçun ''faili'' olarak görmeye başlar. Böylelikle, sessizliğe bürünürler. Çocuk istismarına katılanların bir kısmına da bu olur. Henüz suça ortak olmayanlar bile ''suça ortak oldukları hissi''ne kapıldıklarında amaç hasıl olur.
Öte yandan, ailenin, toplumun kınayan bakışları, insanların itiraf etmelerini, suçu ve suçluyu ifşa etmelerini zorlaştırır. Hele ki suçun failleri etkili kişilerse... Benzer durumları Türkiye'deki pratikte de görüyoruz. İstismar mağduru gençler, uzun bir sürü istismara uğradıklarını anlayamıyorlar. İstismar edilirken kendilerine yönelen tacizkar davranışları, sözleri ''sevgi'' veya ''ilgi'' olarak kodlayıp eksikliğini çektikleri ilginin ve sevginin yerine sayıyorlar. Başta aileler olmak üzere, hepimizin üzerine düşen birinci görev, mağduru kınamaktan uzak durmak ve bilhassa çocuklara şefkatle yaklaşmak. Şefkati ve anlaşılmayı, görünüşte de olsa başkasında bulabileceğini uman çocuklarımız istismarcının ağına düşüyor.
MERAKIMIZI TATMİN ETMEK, ANLAMAMIZIN VE ÖNLEM ALMAMIZIN ÖNÜNE GEÇMESİN
Lanning’in raporu bize şunu söylüyor: Çocuklara yönelik cinsel istismar, ne yalnızca bireysel bir sapkınlık ne de her zaman devasa ve organize bir komplodur. Çoğu zaman, kurumların kör noktalarıyla, toplumsal inkârla ve failin davranışsal ustalığıyla birlikte var olur.
Epstein dosyaları elbette siyasî, hukuki ve etik sonuçlar doğuracaktır. Ancak bu dosyalara yalnızca “kim kimi tanıyordu” üzerinden bakmak, suçu anlamayı değil, yalnızca merakımızı tatmin eder. Asıl ihtiyaç duyulan şey, Lanning’in önerdiği gibi, abartıdan uzak, komploya kapılmadan, davranışa odaklanan profesyonel bir bakıştır.
Belki de asıl rahatsız edici gerçek şudur: Bu suçlar, sandığımız kadar “olağanüstü” değildir. Ve tam da bu yüzden, onları anlamak için sansasyondan çok, serinkanlılığa ihtiyaç vardır.
Çok Okunanlar
Fatih’teki silahlı banka soygununun görüntüleri ortaya çıktı
Özgür Özel Erdoğan'dan tek isteğini açıkladı!
Zorunlu kuver yerine gönüllü bahşiş sistemi geliyor
485 maden sahası ihaleye çıkıyor
İzmirlileri sevindirecek müjde geldi!
TÜVTÜRK'te polis memurunun öldüğü kavgada tutuklama
AKP'nin toplantısında ortalık karıştı
Ocak ayında 22 kadın öldürüldü!
'İktidar değişikliği gerekli mi?' sorusuna dikkat çeken yanıt
Epstein’in 100 milyon dolarlık servetinin ardındaki sır çözüldü