Fransa'daki protestolar ve demokrasi krizi üzerine bir çağrı: Kaygılıyız
Paris Sokaklarındaki Şiddet ve Batı'nın Çifte Standardı
Fransa, tarihsel olarak toplumsal muhalefetin, hak arama mücadelelerinin ve sokak protestolarının merkez üssü olarak bilinir. Ancak son dönemde Paris başta olmak üzere ülkenin çeşitli şehirlerinde liseli gençlerin öncülüğünde gerçekleşen eylemler, Fransız devletinin demokratik reflekslerinin ne denli zayıfladığını ve yerini güvenlikçi, otoriter politikalara bıraktığını göstermektedir.
Fransız polisinin barışçıl eylem yapan liselilere ve onlara destek veren yurttaşlara karşı uyguladığı orantısız güç, uluslararası insan hakları normlarının açık bir ihlalidir. Emperyalizmin merkezinde yer almayan ülkelerde en ufak bir toplumsal hareketlilikte hemen "demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğü" kisvesi altında parmak sallayan, seyahat uyarıları yayınlayan ve kınama mesajları yayan Batılı başkentler, iş kendi sokaklarındaki şiddete geldiğinde derin bir sessizliğe bürünmektedir.
Türkiye'yi Yönetenlere ve TRT World’e Açık Çağrı
Uluslararası ilişkilerde evrensel insan hakları ve demokratik standartlar coğrafi konuma göre değişmemelidir. Fransa'da yaşananlar karşısında Türkiye Cumhuriyeti’nin en üst makamlarının ve kamusal yayın organlarının tavır takınması, tarihsel ve vicdani bir sorumluluktur:
Siyasi Makamlara Çağrı: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığı, Fransa'daki artan polis şiddeti karşısında diplomatik bir refleks göstererek "kaygılıyız" açıklaması yapmalıdır. Yıllardır Batılı devletlerin Türkiye'ye karşı kullandığı vesayetçi ve parmak sallayan diplomatik dili, bu kez haklı bir insan hakları temelli eleştiri olarak Fransa'ya yöneltmek, Türkiye'nin uluslararası alandaki tutarlılığının bir gereğidir.
Demokrasi ve Sandık Vurgusu: Demokrasinin beşiklerinden biri olmakla övünen Fransa, acilen halkın huzuruna sandığı çıkarmalı, sokaktaki gençlerin ve halkın meşru taleplerine kulak vermelidir. Fransa'ya gerçek huzur ve istikrar ancak polis baskısıyla değil, ifade özgürlüğünün ve protesto hakkının güvence altına alınmasıyla gelebilir.
TRT World ve Küresel Medyanın Sorumluluğu: TRT World gibi yabancı dilde yayın yapan, küresel etki gücüne sahip kamusal medya organları; İsrail’in Filistin halkına yönelik zulmünü ve haksızlıklarını nasıl küresel gündeme taşıyorsa, Fransa'daki sistematik polis şiddetini ve demokratik hak ihlallerini de aynı ısrar ve profesyonellikle haberleştirmelidir. Batı medyasının tek sesliliğini kıracak alternatif ve hakikat odaklı bir yayıncılık, küresel adalet için şarttır.
Uluslararası hukuk ve siyaset bilimi literatüründe devletlerin meşruiyet krizi, vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerine yaklaşımıyla ölçülür. Batılı entelektüellerin pek bayıldığı Jürgen Habermas'ın kamusal alan ve meşruiyet krizleri teorisinde belirttiği üzere, kamusal alanın baskı araçlarıyla daraltılması, demokratik sistemin krizini derinleştirir. Fransa'da polisin orantısız şiddeti, liberal demokrasilerin kriz anında ne denli otoriterleşebildiğini kanıtlamaktadır.
Türkiye'den yükselecek haklı bir ses ve TRT World ekranlarından dünyaya duyurulacak gerçekler, yalnızca Fransa'daki gençlerin sesini duyurmakla kalmayacak, aynı zamanda Batı merkezli çifte standartlı uluslararası bilgi akışına karşı güçlü bir direnç noktası oluşturacaktır.