Euro
Arrow
55,7198
Dolar
Arrow
49,9308
İngiliz Sterlini
Arrow
66,8728
Altın
Arrow
6258,9529
BIST
Arrow
10.760
Anasayfa > Yazarlar > Av. Cenk Özdağ > Av. Cenk Özdağ yazdı: 'Cumhuriyet'e borcumuz var'

Av. Cenk Özdağ yazdı: 'Cumhuriyet'e borcumuz var'

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 31.10.2026 10:06

Değerli Genel Yayın Yönetmenimiz Mustafa Büyüksipahi 29 Ekim 2026'da böyle yazdı: “Cumhuriyet'e borcumuz var”. Hepimiz adına cumhuriyetin kurucu değerlerine bağlılığını ifade etti. 

Cumhuriyet, Aydınlanma, hukuk, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, eşitlik, adalet vb. çok güzel anlamlarla dolu, duygularımızı etkileyen terimlerimiz var. Genelde bunlar bir paket halinde, aralarındaki ilişki sorgulanmaksızın gururla ve onurla anılır. 

Ne var ki, hepimiz bunları aynı şekilde anlamıyoruz. Dahası, bu terimlerin gerçek anlamları veya gerçek kavramsal ilişkileri çoğumuzun sandığından farklı. 

Mustafa Büyüksipahi'nin yazısını vesile ederek, içinden geçtiğimiz çalkantılı günlerde kendine tutunacak dal arayan dostlara kendimce uyarıda bulunmak maksadıyla bu yazıyı yazıyorum. 

Kuvvetler ayrılığı, ilericilerin, demokratların ve genel olarak muhaliflerin çok sık andığı bir kavram. Genel olarak muhalifler bu kavrama başvurmakta haklı olabilir. Ne de olsa ihtilaf içinde oldukları yapı, mevcut hükümet sistemi kuvvetler ayrılığının belirli bir şekilde de olsa ortadan kalktığı bir sistem. 

Gelgelelim, ilericilerin bu kavramı sahiplenmesini garip buluyorum. Zira kuvvetler ayrılığından neyin kast edildiği, kavramsal yükü net değil. Kavramı büyük ölçüde borçlu olduğumuz Baron de Montesquieu'nün maksadı bugünün muhalifininkiyle tamamen ilgisizdir. Cumhuriyetçi, halkçı yönetime karşı aristokrasiye ve eski rejime bir sığınak arıyordu Baron. Gericiler, muhafazakarlar için ileride küllerinden yeniden doğabilecekleri ya da hiç değilse nefes alabilecekleri bir sığınak. Oysa devrimin ve Fransız milletinin ihtiyacı bu değildi. Baronlara ve kiliseye nefes aldırmayacak bir düzen kurmaya çalışıyordu devrimciler. 

Türk Devrimcileri, örneğin Mustafa Kemal Atatürk ve Hasan Tahsin, her ne kadar müdafaa-i Hukuk diyor olsalar da buradaki ''hukuk'', bir milletin hakkı, ezilen yurttaşların hakkına göndermede bulunuyordu. Bugün o dönemleri okurken, İkinci Dünya Savaşı sonrası politik söyleminin etkisiyle yorumluyoruz. Hukukun üstünlüğü kavramı, eskiden, özellikle Kıta Avrupasında basbayağı hukuk kurallarının üstünlüğü anlamında kullanılıyordu. Bugün, doğal hukukçu, basitleştirmek için ''olması gereken hukukçu'', bir anlayışla mevcut hukuk kurallarının ve yönetimlerin uygulamalarının hukuku kuşatmadığını, ''gerçek hukuk''a aykırı olduğunu vurgulamak için kullanılıyor. 

Türk Milleti'nin ve insanlığın bugünkü ihtiyacı kuvvetler ayrılığı veya hukukun üstünlüğü değil. Kuvvetler ayrılığından hukuk kurallarının kesin güvencelerin korunmasını, azınlığın haklarını güvence altına alacak devlet yapılanmasını, yargı denetiminin yürütme erkince budanmamasını anlıyorsak ona da ihtiyacımız var. Ama insanlığın bugünkü ihtiyacı kolektif (yalnızca çoğunluğun değil) çıkarları koruyabilecek, halkı sevk ve idare edebilecek, sosyal, ekonomik ve çevresel yıkımlarına karşı hızlı, etkili ve verimli çözümleri uygulayabilecek kuvvetli iktidarlar. Bu ihtiyaç eski kavramlarla, eski kurumlarla giderilemez. 

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem geride kaldı. ''Refah devleti'', ''dolar egemenliği'', ''demokrasi'' söylemlerinin hakim olduğu politik yorumlama ve söylem çağı tükendi. İçinde yaşadığımız dönemin ihtiyaçlarının farkında olarak ve geçmişi kendi döneminin ihtiyaçları çerçevesinde yorumlayarak geleceği kurmamız gerekiyor. Cumhuriyete ve bizi bugünlere getiren çileli günlere olan borcumuzu ancak bu sayede ödeyebiliriz.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları