Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
48,1615
Dolar
Arrow
41,1780
İngiliz Sterlini
Arrow
55,6235
Altın
Arrow
4755,0000
BIST
Arrow
11.288

Tez savunması ve yayın saçmalığı: Diplomasına güvenmeyen üniversiteler

Ülkemizde akademik açıdan niteliksizleşme herkesin malumu. Bu niteliksizleşmeye karşı ilginç çareler deneniyor. Bu ilginç ve ''saçma'' çarelerden biri, doktora tezini savunmadan önce adayın tezinin içinden üretilmiş bir makalesinin belirli bir standarda sahip hakemli bir dergide yayınlanması için kabul yazısı almış olması. Böylelikle, ''literatüre katkı yapmış'' bir tez üretimi güvence altına alınmış olacak. En azından bu çarenin ardındaki fikir bu. (Yorumlarıyla yazıya ilham kaynağı olan hocam Prof. Dr. Ali Murat Özdemir'in bu vesileyle adını anmayı bir borç bilirim.) 

Çare ''ilginç''. Çünkü akademinin niteliksizleşmesinin devasını yine niteliksizleşmiş akademinin içinden seçilmiş hakemlerin değerlendirmelerine güvenip, tez izleme komitesindeki ve tez jürisindeki akademisyenlerin değerlendirmelerine güvenmemekte buluyor bu çare. Düşününüz. Örneğin, Marmara Üniversitesi'nin saygıdeğer hocalarının tezi değerlendirmedeki yetkinliklerine güvenmiyoruz. Ama 20-30 sayfalık bir makaleye dair kimlerden oluştuğu belli olmayan birkaç hakemin değerlendirmesine güveniyoruz. 

Çarenin beraberinde getirdiği sorunların farkında mıyız? Avukat meslektaşlara müjdeleyeyim. Burada dava bakımından doğurgan bir sorun var. Konuyu biraz daha açalım...

Öncelikle, nitelikli dergilerde bir makalenin hakem sürecinin tamamlanması çoğu zaman 1 yıldan uzun bir zaman alıyor. Bu durumda, nitelikli bir makale üretmiş olsa bile YÖK mevzuatı ve ilgili üniversitenin lisansüstü yönetmeliği gereği mezuniyeti süreyle sınırlanmış doktora adayı, öngörülemez bir sürecin insafına kalıyor. Çoğu zaman, intihal ve akademik etikle ilgili kurallardan ötürü aynı anda birden çok dergiye makale gönderemeyeceğinden, makalelerin dergilerce red süresini de hesaba katarak hareket etmesi gerekecek adayın. Dolayısıyla, öngörülmesi zor bir zaman alacak makalenin yayımlanması veya kabul edilmesi. Bu ise idare hukukuna, hakkaniyete aykırı. Sırf bu yüzden, yeterince nitelikli bir dergiye makale göndermiyorsa bu kez de amaç hasıl olmayacak. Niteliği yükseltelim derken yeni bir angarya üretmiş olacağız. Kısa sürede hakem değerlendirmesi sonuçlanan ve red verme yüzdesi düşük dergilere yönelecek adaylar veya daha kötüsü bu türden dergilerin sayısı artacak. 

İkinci olarak, diyelim ki adayımız şahane bir makale üretti veya makalesini gönderdiği saygın bir dergi makalesini şahane buldu ve süresi içinde yayımladı. Bu kez de tez jürisi, bu derginin ağırlığı nedeniyle değerlendirmesinde etkilenecek ve belki de mahkemelik olmaktan çekinip gerçekte yeterli bulmadıkları adayı mezun edecek. 

Bir diğer sorun, intihal ve özgünlük tartışmalarında kendini göstermektedir. Öncelikle doktora tezi özgün olmalıdır. Literatüre anlamlı ve özgün bir katkı yapmalıdır. Şayet, doktora tezi savunulmadan önce tezin içeriğinden bir kısım veya tezin tamamı bir makale formatında yayımlanmış olursa tezin özgünlüğü ortadan kalkar. Doktora teziyle amaçlanan özgünlük, mevzuatın zorlamasıyla doktoradan mezuniyet için, hazırlanan tezden üretilmiş bir makalenin tez savunulmadan yayımlanması sonucu sakatlanmış olur. 

Özgünlük sorununu çözdüğümüzü varsayalım. Bizi bekleyen bambaşka bir sorun daha var. Doçentlik başvurularında doktora öncesi yapılan yayınlarla doktora sonrası yapılan yayınlar farklı puanlanmaktadır. Hal böyleyken doktora tezini savunabilmek için doktora adayının tezi savunmadan önce yaptığı yayın hangi statüde değerlendirilecek? Diyelim ki makalenin yayınlanmasının kabul edildiği tarih tez savunusundan önce fakat yayımlanma tarihi mezuniyetten sonra... Bu durum ile, hem kabul hem de yayımlanma tarihi mezuniyetten önce olan bir adayın durumu farklı mı değil mi? Ya da diyelim ki akademik açıdan üretken bir adayımız var. Doktora tezini savunmadan önce pek çok yayın yaptı. Fakat bu yayınlar da tezin içeriğiyle ilgili. Bu durumda, bu yayınlardan biri doktora tezini savunabilmesi için şart koşulan yayınlardan biri olsun. Bu yayını doktoradan üretilmiş ve doktora sonrası bir yayın saymamızla diğer yayınları doktora öncesi yayın saymamız hakkaniyete sığar mı? 

Diyelim ki adayımız anaakıma çok aykırı bir tezi işliyor. Dolayısıyla, çok özgün bir konumu savunuyor. Bu durumda, bu adayın makalesinin kabul edilme ihtimaliyle anaakımla uyumlu görüşleri savunan bir adayın makalesinin kabul edilme ihtimali bir mi? Her şeyden önce ikisinin başvurabileceği dergilerin sayısı çok farklı olacaktır. Anaakım dışındaki dergilerin hakem süreçleri daha ağır işleyecektir. Dolayısıyla, kabul veya red kararları daha geç bildirilecektir. Öte yandan, bu dergilerin sayıca azlığından dolayı, yayımlanabilecek makalelerin sayısı da az olacaktır. Bu eşitsizlik ve güçlük nedeniyle adaylar, anaakımla uyumlu tez yazmaya itilecektir. Bu ise akademik niteliksizleşmeyi, körlüğü arttıracak ve özgünlüğün ortaya çıkmasını zorlaştıracaktır. 

Tartışmanın başına dönelim. Doktora tez jürisindeki hocaların hükmü yok mu? Onların ferasetine, bilgisine, takdir yetkisine, muhakeme yeteneğine güvenmiyor muyuz? Adayların hukuki yardım alıp tüm doktora mezuniyet süreçlerini dava etmesinden çekinmiyor muyuz? Belki adayların ferasetine güvenmiyoruzdur. Kim bilir?