Türkiye’de siyaset uzun zamandır sandıkla değil, bizatihi sandığın gölgesiyle yapılıyor.
O gölgeyi çok iyi biliyoruz.
Ekranlarda dolaştırılan grafikler, renkli pasta dilimleri ve “son dakika” diye verilen anket sonuçları... Bunların üzerine ahkam kesen sözüm ona uzman yorumcular filan...
Dün bir televizyon programında, bugün bir internet sitesinde karşımıza çıkan veriler, sanki toplumsal gerçekliğin fotoğrafıymış gibi yurdum insanına ittiriliyor.
Son örneklerden biri, Fatih Altaylı’nın paylaştığı ve kamuoyuna “bugün seçim olsa” diye sunulan anket.
Rakamlara göre her şartta CHP önde, iktidar geride; muhalefet adayları Ekrem İmamoğlu da Mansur Yavaş da kazanıyor.
İlk bakışta CHP seçmeni için moral, iktidar seçmeni için çalan alarm zili gibi görünen bir tablo şeklinde okunabilir.
Araştırmada asıl dikkat çeken, bugüne kadar birçok kez “aday olmayacağım”diyen Özgür Özel'in de listede yer alması !
Az bir farklaTayyip Erdoğan'ın önünde çıkmış!
Bu ilk değil;laf sırası geldiğinde üstüne basa basa “ben bu yarışta yokum” demesine rağmen adını anketlerde sıkça görüyoruz.
Neden?
Yurdum insanın tabiriyle, istemiyorum yan cebime koy stratejisi olabilir mi!
Gelin biz şeytanın avukatlığını yapalım!
Bu aslında daha derin bir işlev gören, mesela Özgür Özel'i yavaş yavaş yurdum seçmeninin zihnine yeni Cumhurbaşkanı adayı olarak sokmak için yürütülen bir algı inşasıysa...
Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasından bir gün sonra yani geçen yıl 20 Mart'ta “Tayyip Erdoğan, bu mıntıka temizliğiyle aslında Özgür Özel’in önünü açıyor… Özgür Özel, kendi tabiriyle iki önemli forvetinin oyundan düşmesiyle ‘mecburen’ elini taşın altına koyacak, ‘Sorumluluktan kaçmak olmaz.’ diyecek, millete ‘Genel Başkan’ın Cumhurbaşkanı adaylığından doğal ne olabilir ki?’ diye kabul ettirmeye çalışacak…” demiştik.
Bu anketler, Özgür Özel'i seçim yarışına sokmak için bir ön hazırlıksa...
Çünkü mesele artık kimin gerçekten ne kadar oy aldığında değil; insanların neye inandırıldığında.
Bu kadar açık.
Biz aynı filmi daha önce gördük.
Üstelik sonu da hiçbirimiz için iyi olmadı.
2023'te Kılıçdaroğlu yüzde 60'la kazanıyor, diye açıklanan anketlerin gerçeği yansıtmadığı belliyken seçmen öyle bir algı fırtınasının içine sokulmuştu ki yurdum muhalifi seçim sonuçlarının hayal kırıklığı olabileceğini söyleme cesareti gösterenleri AKP'ye çalışmakla hatta hain olmakla suçluyordu.
Lisenin Whatsapp grubunda tahminimi sorduklarında, “Kılıçdaroğlu kazanacak gibi görünmüyor” demiştim, bana ağzına geleni söyleyip gruptan ayrılan arkadaşlarım olmuştu.
Elbette, elimde kristal küre yok; müneccim bardağından su da içmedim. Ama gazeteci olarak sokaklarda yurdum insanının nabzını tutabiliyorum. Taksicilerden berberlere, çarşı pazardaki amcalardan, teyzelerden, mahalle esnafına kadar hepsi benim için güvenilir birer kaynak.
Anketlerden bile çok daha fazla itibar ettiğimi söyleyebilirim.
Sokakların bugünkü havası anketlerin sonuçlarıyla örtüşmüyor.
CHP’ye dair bir hayal kırıklığı var.
ÖzellikleDEM'cilerin peşine takılması, Meclis'te, Öcalan istedi diye kurulan komisyona balıklama atlaması,ihanet sürecine destek vermesi,belediyelerde yaşanan skandallar filan seçmeni kararsızlığa itiyor. Kamuoyunun gerçekten nabzını tutanlar, yurdum insanının iktidardan sıdkının sıyrılmış olmasına rağmen, mührü gözü kapalı şekilde CHP'ye basmayacağını anlayabilir.
Devam edelim...
Bir anketin teorik amacı bellidir; en basit anlatımıyla toplumdaki eğilimi ortaya çıkarmaktır.
Ancak Türkiye’de bu işlev özelliğini çoktan kaybetti. Anketler artık nabız ölçmüyor; açık açık söyleyelim, nabzı bir güzel belirliyor. İnsanlara ne düşündüklerini sormak yerine, çaktırmadan ne düşünmeleri gerektiğini fısıldıyor.
Yurdum seçmeni her hafta farklı sonuçlar veren onlarca anketten hangisine güvenecek?
Aslında hiçbirine!
Maalesef her anket, araştırma yönteminden örneklemine, sorunun soruluş biçiminden verinin sunuluşuna kadar başlı başına bir kurgu içeriyor. Bu kurgunun, çoğu zaman bilimsel titizlikten çok siyasal ihtiyaçlara göre şekillendiği ortada.
Hatta parasını bastırdın mı, anket istediğin sonucu çıkarıveriyor. Türkiye'de maaşa bağlanmış araştırma şirketi o kadar çok ki. Hatta, biz de buradan biraz ekmek yiyelim, diyerek anket firması kuranlar bile var.
Bütün mesele, birilerinin eline “öndeyiz” algısını sağlayacak verileri tutuşturmak.
Muhalefet cephesinde sıkça gördüğümüz “anketlerde birinci partiyiz” söyleminin, partiyi eleştiriden, yönetici kadroyu sorgulanmaktan azade kılmaya yönelik olduğunu da çok iyi biliyoruz.
Kimse kimseyi kandırmasın.
Klasik, “muhalefete muhalefet etmeyelim” yaklaşımı, bir ön alma vaziyeti, stratejik bir savunma hattı; bunun üç temel işlevi var; iç muhalefeti bastırmak, parti içinde ya da seçmen tabanında yükselen eleştirileri “ama kazanıyoruz” argümanıyla etkisiz hale getirmek, sorgulamayı “hak” değil neredeyse ihanet gibi göstermek; liderliği tahkim etmek, siyasi başarı henüz sandıkta test edilmemiş olsa bile, anketler üzerinden “kazanan lider” imajı oluşturmak; psikolojik bir tahkimat yapmak.
Çünkü yurdum seçmeni, kazanan tarafta olduğunu düşünmek ister. “Öndeyiz” algısı, seçmeni elde tutmanın en ucuz ve en etkili yolu.
Literatürde buna “band wagon effect” deniyor, yani kazananın arabasına atlama eğilimi!
Türkiye’de anketlerin bu etkiyi bilinçli şekilde kullandığını söylemek abartı olmaz.
Çünkü amacın gerçeği bulmak değil, beklentiyi yönetmek olduğu çok belli. Beklenti yönetimi de siyasetin en güçlü araçlarından biri. İnsanların sadece mevcut duruma bağlı olarak değil, geleceğe dair beklentilerine göre siyasi pozisyon aldığı bir ülkede yaşıyoruz.
Eğer seçmen sürekli olarak kendi tarafının kazandığını duyarsa, bu onun motivasyonunu artırır. Tersi durumda ise çözülme başlar.
Daha düne kadar seçim sonuçlarıyla anketlerin ciddi şekilde çeliştiği örnekler hafızalarda tazeliğini koruyor. Buna rağmen aynı mekanizmanın her seçim öncesinde yeniden devrede olması psikososyal yönden ciddi anlamda izaha muhtaç bir vaziyet.
Anketlerin bu kadar etkili olmasının bir nedeni de medyanın rolü.
Veriler çoğu zaman sorgulanmadan, metodoloji tartışılmadan, bağlamından koparılarak sunuluyor.
Bir ekran düşünelim; alt bantta “SON DAKİKA: CHP BİRİNCİ PARTİ” cümlesi var. Ama o son dakikanın arkasında hangi şirket bulunmakta, kaç kişiyle görüşülmüş, hangi tarihte yapılmış, hangi sorular sorulmuş, örneklem nasıl seçilmiş…
Bilmiyoruz; hiç önemli değil, zaten bunlar çoğu zaman konuşulmaz. Kimse de zahmet edip üzerine düşünmez.
Sözüm ona “araştırmalar” bugün bir propaganda aracına dönüşmüş vaziyette.
Bütün bu arka planı aklımızda tutarak yazının başına dönelim ve soralım; üç vakte kadar Özgür Özel padoktan çıkar ve Cumhurbaşkanlığı adaylığını ilan eder mi?
Muhtemeldir!
Tayyip Erdoğan'ın karşısında rakip olarak Özgür Özel'i istediği sır değil. Çünkü tam dişine göre. Parmağını şıklatsa koşa koşa geleceğini ve karşısında el pençe divan duracağını biliyor. Bakmayın şimdi yağmasa da gürlemesine, CHP'yi parça pinçik etmesine ramak kaldı ama iktidarla yumuşamaya, normalleşmeye, ılıklaşmaya, öpüşüp koklaşmaya öteden beri pek meraklı!
Tayyip Erdoğan, eğer bugün, yarın CHP'nin boynundaki ilmiği gevşetirse anlayalım ki, Özür Özel'in elini kuvvetlendirip, adaylığını açıklaması için zemin hazırlıyor.
Hasılı kelam, siyaset önümüzdeki günlerde sürpriz gelişmelere gebe olabilir, diyerek yazımıza noktayı koyalım.
Çok Okunanlar
Tünelde düğün konvoyu ve kutlamasına 720 bin TL’lik rekor ceza
Altını olanlar ve borçlular dikkat
İran Meclis Başkanı Galibaf’tan halka birlik çağrısı: Düşmanın planı zayıflatmak
Bahçeli vites yükseltti, Saray sustu
AKP'de kulisler karıştı: Erdoğan yanlış bilgilendiriliyor
Seyyit Nezir: Şairin mafyalaşma ve dijital oligarşiyle kavgası
Havalimanlarında kağıt devri bitti
Güzellik merkezinde estetik operasyonu yüz felci yaptı
MHP kulislerine 'Butlan bitsin, süreç başlasın' mesajı
Meloni'den yapay zekayla üretilen fotoğrafına beklenmeyen yorum