Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

CHP, Türk siyasetinin omurgasıdır

Neden CHP’yi bu kadar çok tartışıyoruz?

Çünkü CHP, Türk siyasetinin omurgasıdır. Omurga kırılırsa, siyaset sakat kalır. 

CHP, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin aydınlanma meşalesini, devrimlerin ışığında sonsuzluğa dek taşımanın pusulasıdır. 

Pusula bozulursa Atatürk Cumhuriyeti kayalara oturur.

Bu nedenle Atatürk’ün iki büyük eserine Cumhuriyete ve Cumhuriyet Halk Partisine titizlikle sahip çıkmak, tüm vatanseverlerin görevidir.

CHP’yi kuruluş değerlerinden saptıranları eleştirmek, engellemek ya da doğru bir rotaya çekmek için çaba göstermek, Atatürk’ün emanetine duyulan bağlılığın gereğidir.

CHP, kendi kuruluş ideolojisine bağlı kaldığı süreçler içinde, iktidar olamasa da siyasetteki saygınlığını korumuş, “kurucu parti” olmanın ağırlığı ile siyasete yön vermiştir. CHP’ye rağmen rejimi al aşağı etmeye, laik devleti yıkmaya, üniter yapıyı tahrip etmeye hiçbir iktidar cüret edememiştir.

Ancak yaşanan son süreçte, Cumhuriyetin kuruluş ideolojisini hedef alarak,  Türkiye’den bir ılımlı İslam Devleti, bir Yeni Osmanlı Devleti, adem-i merkeziyetçi bir idari yapı yaratmaya heveslenenler, çözümü CHP’yi dönüştürmekte aramışlardır.

CHP’ye rağmen yapamadıklarını, CHP’ye yaptırmak için yeni projeler üretmişlerdir. Oy devşirme uğruna ideolojisinden ödün verdirerek, CHP’yi kimliksizleştirme stratejilerine  yandaşlar yaratmışlardır

CHP Genel Başkanı olduğu dönemde Kılıçdaroğlu, neo liberal kavramların peşinde yol almış, ideolojik tanımlara sırt çevirmiş, “yeni dünya düzeninin” bir numaralı savunucusu olmuştur.

Kılıçdaroğlu, en büyük ve kitlesel eleştiriyi, cumhurbaşkanlığını Erdoğan’a altın tepsi içinde sunduğu 10 Ağustos 2014 seçimlerinde, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstererek almıştır. Recep Tayyip Erdoğan’ın, düşük profilli bir kopyası ile seçime girmeye razı edilmesi, Kılıçdaroğlu’na ve CHP’ye kurulan büyük bir tuzaktı. CHP tabanı, içine sindiremediği bu aday nedeniyle ağır bir travma yaşarken, CHP’nin sağa kaydığına yönelik eleştiriler de baş göstermiştir.  Ancak Kılıçdaroğlu için sağ-sol gibi ideolojik ayırımların bir anlam taşımadığı da o günlerdeki açıklamaları ile su yüzüne çıkmıştır.

Kılıçdaroğlu; “Öncelikle sağdan ve soldan ne anladığımızdan, 21. Yüzyıl dünyasında ve Türkiye’sinde bu kavramlara ne kadar ihtiyaç duyulduğundan bahsetmek gerekir. Sağ ve ideolojik çatışmalarının temelinde yatan ‘emek-sermaye’ denklemi günümüz Türkiye’sinde hala gerekliliğini koruyor mu acaba ! Dünya hala emek ve sermeye olarak iki kutuplu mu? Yoksa eğitime, çağdaşlığa, ilericiliğe, bilime değer veren, ‘demokrat’ tanımı çatısında toplanmış halkı refah içinde yaşayan devletler ile yukarıda saydıklarımızı göz ardı eden otokratik yönetime yönelmiş, halkı sefaletten ezilen iki kutup haline mi dönüştü?”

Kılıçdaroğlu’nun “sosyal demokrat bir partinin genel başkanı olduğunu unuttuğu yukarıdaki açıklamalara yanıt vermek için bir kitap yazmak gerekir, diyerek geçelim…İdeolojilerin sonu kavramına destek veren bu  genel başkanın diğer görüşlerini paylaşalım…

Ancak, sağ ve sol kavramlarını reddetmesine rağmen, sağ seçmenin oylarını almak için kılıktan kılığa giren ve partisinin tüm değerlerini biçen bir kişi olması nedeniyle neden sürekli dini siyaseten kullandığını sormak da hakkımız olsun.

 HELALLEŞMELER…

İslami tanıma göre; “Helalleşme; ZALİM’in, mazlumdan üzerindeki hakkı bağışlamasını dilemesidir.”( Tecrid-i Sarih)

Demek ki helalleşme, bir zalim ile onun zulmünden zarar gören bir mazlum arasında gerçekleşmektedir.

Kılıçdaroğlu’nun helalleşmesinde ZALİM KİMDİR? CHP mi?

Helalleştiği Mazlumların listesi ise oldukça kabarıktır.

Kılıçdaroğlu’nun helalleşme zincirinin nerelere uzandığına bakalım:

Varlık vergisi alınan azınlıklarla, 6-7 Eylül mağdurları ile, Roboski, Kahramanmaraş ve Sivas katliamlarının mağdurları ile, 12 Eylül’de idam edilen gençlerle, Diyarbakır Cezaevinin mahkumlarıyla, 28 Şubat mağdurlarıyla, Uludere katliamında ölenlerle, Sulukule’de evleri gasp edilenlerle, Ali İsmail Korkmaz ve ailesi ile,  Soma’da maden kazasında ölenlerin aileleriyle, Ahmet Kaya’nın ailesiyle, Diyarbakır anneleri, Tahir Elçi’nin eşi ile…vs

Kılıçdaroğlu, yaptığı konuşmalarda “sizden af dilemeye geldik” diyerek, kapsama alanına Hafizeleri, Kuran kursu öğretmenlerini de alarak yoluna devam ederken bununla da yetinmemiştir.

17 Eylül 2022’de Hür Düşünce Hareketi Genel Kurulunda yaptığı konuşma ile bir başka helalleşme girişimini de açıklamıştır.

“Bir anektod paylaşayım, Said-i Nursi’nin kitapları yasaklandı. AYM’ye başvurduk. AYM iptal etti. …Neden kamuoyu ile paylaşmadın dediler. Dedim ki, kamuoyu ile paylaşırsak sanki biz oy için bunu yapıyoruz algısı çıkar. Biz oy için değil, bunu demokrasi için yapıyoruz. Kitap yasaklanamaz değerli arkadaşlar. 21. Yüzyıldayız. İnsanların inançlarına müdahale edilir mi? Allah’la kul arasına girmeye kimin hakkı var.  Kime bu yetki verilir?”

Said-i Nursi sadece dini yorumlayan bir “din adamı” değildir. Kendi siyasetini dini mesajlarla bütünleyen bir karşı-devrimcidir. 

Milliyetçiliği “zehri katil” (öldürücü zehir) olarak tanımlar ve Müslüman milletleri birbirinden ayırmayı hedeflediğini iddia eder. 

Laiklik Said-i Nursi’ye göre “ahır zaman fitnesidir.” Hilafetin ve şeriatın yeniden hayata geçirilmesini savunur. 

Atatürk’ü “Deccal” ve Süfyan” ( İslam dinini içerden bozmaya çalışan kişi) ilan etmiştir.

Kürdistan davasının önde gelen savunucusudur.

Özetle Kılıçdaroğlu’nun korumaya aldığı kitaplar, dini içeriklerle desteklenen, devrim karşıtı bir külliyattır. Fethullah Gülen’in de Nurcu olduğu dikkate alındığında, bu sözde demokratik hamlenin kimlere göz kırptığı ortadadır.

16.11. 2021’de “Geçmişte partimizin hataları oldu, helalleşme yolculuğuna çıkma kararı aldım” diyerek başlattığı kampanyada helalleştiklerinin acaba kaç tanesinin CHP iktidarları ile ilintili olduğu da ayrıca sorgulamak gerekir.

Bu anlamsız süreç ile CHP’nin onurlu geçmişini suçlu göstermeye yönelik bir algı operasyonun devreye sokulduğu son derece açıktı.

15 Kasım 2021’de Barış Yarkadaş çok yerinde olan itirazını Korkusuz Gazetesinde köşesine taşıdı. “Helalleşme gibi çok derin anlamı olan ve sonu reddi mirasa varacak olan bu çıkışı yapmasını doğru bulmuyorum. CHP son 70 yıldır iktidar bile olamamışken neyin hesabını verecek? Hangi suçu işledi; hangi hakkı yedi de helallik istiyor ?” dedi….

Oysa Kılıçdaroğlu’nun helallik istemesi gerekenler, Atatürkçüler, partileri ellerinden alıp, ilkesizleştirilen boyunu bükük CHP’lilerdi….

Onlar, Kılıçdaroğlu’nun  aklına bile gelmedi. 

Neden? Onlar mazlum değil Zalim kategorisinde miydi? …. Zaten haklarını da helal ederler miydi, bilinmez…

FETHULLAH GÜLEN VE CEMAATLER

Kılıçdaroğlu, Tarikatlara ve Gülen Cemaatine gösterdiği hoşgörüyü Atatürkçü sivil toplum örgütlerine göstermedi.

Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge Programında (19 Eylül 2016) Cemaatler konusunda yaptığı hataları düzeltmenin tam zamanıydı. 15 Temmuz Hain saldırının üzerinden 2 ay geçmişti.

Tarikat ve cemaatlerle ilgili değerlendirmesinde  onları “ İslam dünyasının gerçeği olarak” tanımladı. ”Devlette bir ayrıcalık olmadıktan sonra cemaate karışılmaz. Başımın üstünde yeri var. Hayatın gerçeği bunlar. İnançlar toplumsal zenginliktir” sözleriyle dipsiz ve karanlık kuyulara meşruiyet kazandırdı.

Aynı programda; “Bugün Fethullah Gülen’in kitapları yakılıyor. Hiç doğru değil, isteyen okur. Televizyonları niye kapatılıyor?” yorumunda bulundu.

Ahmet Hakan’ın  “Örgütün yayın organı mı olsun” sorusunu ise;

“ Ben o kanallarda bağımsız kişilerin yayın yaptığını biliyorum” sözleriyle geçiştirdi..

Y-CHP, FETÖ ile ilişkilerde AKP’nin boşalttığı yeri kapmak için büyük bir çaba göstermişti. 15 Temmuz öncesi, CHP milletvekilleri heyetler halinde ABD’ye giderek, örgütün yan kuruluşları tarafından ağırlanmışlardı.

Örneğin Washington’da yapılan Cemaat bağlantılı Türk Amerikan Birliğinin 3. Kongresinde AKP’liler ve CHP’li 5 milletvekili katılmıştı. O dönem de henüz Cemaat FETÖ olarak tanımlanmamıştı. 

Ancak haberi Barış Yarkadaş duyurdu; “Fethullah Gülen’in davetlisi olarak ABD’ye giden 5 vekilin 4’ünün ulusalcı olması dikkat çekicidir” diye yazdı.

Mayıs 2013’de Los Angeles’de yapılan Pasifik Enstitüsü toplantısına katılanlara Fethullah Gülen’le tanışıp, tanışmadıkları sorulduğunda, “görüşmedik” yanıtı verildi. 

Kılıçdaroğlu, “ABD’den hiçbir daveti reddetmediklerini” belirterek, “onlar bir davet gönderdi biz de gittik” diyerek açıkladı.

CHP’nin 2011 Seçim Bildirgesinde ; “Türkiye’de artış gösteren Amerikan karşıtlığını dengelemek için, Türkiye ile ABD arasında öğrenci, işadamı, yerel yöneticilerin değişimi, ortak kültürel, sanatsal etkinlikler düzenlenmesi gibi toplumsal güven artırıcı önlemleri hayata geçireceğiz” yazılıydı (s.126) Anlaşılan bu ziyaretler o kapsamdaydı !

CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, Cemaatle önemli yakınlığı olan bir kişiydi. 15 Temmuz Darbe girişimi sonrası ABD’ye kaçtı ve kendisi hakkında kırmızı bültenle arama kararı çıkarıldı.

İlişkiler sürerken Ergenekon, Balyoz davalarında  sahte delillerle tutsak alınmış Kemalist, yurtsever aydınlar, komutanlar  ve kamuoyu artık bu davalarda Cemaatin rolünü öğrenmişlerdi. Acaba bu konuda  Kılıçdaroğlu ne düşünüyordu?

Kendisine sorulan bir soruya verdiği yanıt şöyleydi;

“Yargıçların belli bir merkezden talimat aldığı ve o talimat çerçevesinde yola çıktığı söyleniyor. Ben bu talimatın siyasal iktidar tarafından verildiğini düşünüyorum. Yani bunu Cemaat’e değil, doğrudan doğruya iktidarın yargı üzerindeki baskısına bağlıyorum.”

15 Temmuz sonrasıydı. Adana’da miting yapıyordu. 

“Bir grup gazetecinin ismini okuyacağım. Hep beraber ‘burada’ diyelim tamam mı?” diyerek meydandakileri yönlendirdi. 

İsimleri okumaya başladı.  Ergenekon davalarında FETÖ  işbirlikçisi olan ve FETÖ’nün firari  Savcısı ile kartopu oynayan Nazlı Ilıcak, provokatör Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler başta olmak üzere tüm Ergenekon kumpasçılarına destek verdi.

Danışmanlarının sayısı 85’e yükselmişti. Aralarında CHP kökenli olan neredeyse yoktu. Cemaatçiler, Ülkücüler, Ülkü Ocakları eski başkanları, Turancı, Enver Paşacı, By-lock’çular, aşiretçiler, Abant Platformunun gözde isimleri, bölücüler, CHP’yi faşizmle, ulusalcılığı despotizmle tanımlayanlar, hatta  “Laikler maymundan geldi, hem de Atatürk Atamızdır diyorlar” diye tweet atanların yanı sıra Türkiye’ye ayak basmadan dolarları ceplerine indirenlerle dolu bir Y-CHP yaratılmıştı.

CHP HASTAYDI… HEM DE AĞIR HASTAYDI. 

Kılıçdaroğlu, CHP’ye ilk kez Ermeni kökenli bir milletvekili kazandırmanın mutluluğunu yaşarken, Selina Doğan; “ Adaylığının Ermeni Soykırımının 100. Yılına  denk gelmesinin simgesel bir anlamı olduğunu ve CHP’ye olumlu yansımalarının olacağını” söylüyordu. 

İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ise 24 Nisan 2012’de twitter’dan şu mesajı yayınlıyordu; “Tarihte bugün Ermeni Soykırımı başladı. Katledilen Ermeni vatandaşlarımızı anıyoruz”.

23 Nisan 2015 günü Genel Merkezde açıklama yapan Genel Başkan Yardımcısı Murat Özçelik ise, “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını okuyorum” diye başladığı konuşmasında “ 1915 yılında gerek Ermeni gerek Müslümanların hafızasında büyük bir travmaya neden olan bir trajedi, büyük bir felaket yaşanmıştır” sözleriyle ABD başkanlarınca kullanılan ve Ermenice soykırım anlamına gelen “büyük felaket” kavramını kullandı.

Daha sonraki röportajlarında da, “ Yüzleşme dediğimizde  ‘SOYKIRIMI KABUL ETMEM ANLAMINA GELMELİ’ DİYE BİR ŞEY YOK” diyerek 24 Nisan olaylarına nasıl baktığına açıklık getirdi.

CHP HASTAYDI, HEM DE AĞIR HASTA….

“Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı yasaklandı.  Ancak yasak, gerçek CHP’lilerden tepki aldı ve kısa sürede geri alındı.

CHP’ye gönül veren ve her koşulda onu destekleyen partililer, içleri yanarak, kimi kez görmezden gelerek bağlılıklarını sürdürürken, bu vefa duygusunu anlayan bir genel başkana 13 yıl boyunca hasret kaldılar.

Yaşadığımız süreç ise yeni bir krize gebe… 

CHP seçmeni şimdi AKP’nin yeni tuzağını, mutlak butlan davasının sonucunu bekliyor. AKP aparatlarının genel başkanken yerden yere vurdukları Kılıçdaroğlu’nu şimdi neden övgüye boğduklarını çok iyi biliyor.  

Ancak Eski Genel Başkanın yeniden koltuğa oturmak isteyeceğine inanmakta zorlanıyor. Eşi benzeri görülmemiş bir kumpasa tanık olmaktan korkuyor.

CHP kuruluşundan bugünlere kadar en ağır travmayı Kılıçdaroğlu ile yaşadı. Ama CHP’yi yaşatma azminden asla  vazgeçmedi.

CHP’liler sadece iktidarı değil, Atatürk’ün CHP’sini özledi.

Umutla beklemeyi her zaman sürdürecek.

Çünkü CHP TÜRK SİYASETİNİN OMURGASIDIR. 

Onu ayakta dimdik tutan ise Mustafa Kemal Atatürk’e yürekten bağlı  gerçek CHP’liler olacaktır.