Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,8538
Dolar
Arrow
43,9178
İngiliz Sterlini
Arrow
58,9531
Altın
Arrow
7294,3106
BIST
Arrow
10.729

Süreç-Algılar ve olgular

Siyasetin algı operasyonları ile yol aldığı ve Milletimizden olguların gizlendiği bir SÜREÇ içinde yol alıyoruz.

Terörist Başının kendisini “baş müzakereci” ilan ettiği Bahçeli’nin ise el yükselterek “Kurucu Önder”liğe terfi ettirdiği PAZARLIK nereye gidiyor?

Öcalan neyi KURUYOR?  Milletten ne gizleniyor?

Algılarla Olguları karşılaştıralım mı?

ALGI 1. Öcalan PKK’nın silah bırakacağını ve kendini feshedeceğini kabul etti.

OLGU 1. ( İmralı Tutanakları)  Öcalan “ Bir grup silahları ile birlikte Süleymaniye’ye gelsin,  sağlık sorunları olanlar.  İkna edilerek gelmelerini sağlamak gerekir…. Sonra tekrar silahlanırlar. Engelleyen mi var? Eğer gereği yerine getirilmezse hemen ikinci hafta toplantı yapılır. Tekrar dağa çıkılır.”

Sonuç; 30 hasta terörist silah bırakma şovu yaptı ancak PKK “silahsızlanma” kararı almadı. Çünkü PKK’nın silah bırakması pazarlık masasında bazı koşullara, yani Öcalan’ın sözleriyle “gereğinin yapılmasına”  bağlanmak isteniyordu.

Hatta tam tersi oldu, PKK saldırıları devam etti ve Türk Milletinden gizlendi.

PKK tasfiye edilmiş miydi? Elbette Hayır ! Bunu Öcalan’ın sözleriyle açıklayalım;

Miadını dolduran bir örgüt yerine artık DEMOKRATİK KOMÜNLER BİRLİĞİ(KDKB) ADINI KULLANACAĞIZ.  Komünalizm nedir? Komünler nasıl kurulur? Ne kadar komün lazımdır? Gece gündüz çalışılacak…. Bunu geliştirmek size kalıyor. (DEM İmralı heyetine hitaben)”

Devlet yetkilileri ve Hükumet bunu biliyordu. Aldatılan Türk Milletiydi.

ALGI 2. Devlet Bahçeli 22 Ekim’de TBMM’de yaptığı açıklamada Öcalan’a “Örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin” demişti.”

OLGU 2. Konu pazarlık masasına yatırılmış  Öcalan/DEM/PKK tarafından önkoşullar oluşturulmuştu.

Aldatılan Türk Milletiydi.

ALGI 3.12 Mayıs 2025’de PKK Kongresi, PKK’nın  silah bıraktığını  ve kendini feshettiğini duyurdu.

OLGU 3.Kongre Duyurusu  Türkiye Cumhuriyetinin tüm kurucu değerlerini hedef alan hadsiz ve saldırgan bir üslup içeriyor ve şu sözlerle başlıyordu:

“ Partimiz PKK, kaynağını Lozan Antlaşmasından ve 1924 Anayasasından alan Kürt inkar ve imha hareketine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı…. Katı Kürt inkarının ve buna dayalı imha siyasetinin, soykırım ve asimilasyon politikalarının egemen olduğu koşullarda şekillendi. …

Önder Apo, Kürt-Türk ilişkilerinin sorunsallaştığı, Lozan Antlaşmasının ve 1924 Anayasasının ÖNCESİNİ referans alarak ORTAK VATAN VE KÜRT-TÜRK HALKLARININ KURUCU ÖGE OLDUĞU DEMOKRATİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ PERSPEKTİFİNİ Kürt sorununun çözüm çerçevesi olarak benimsedi.

Cumhuriyet tarihi boyunca gerçekleşen Kürt isyanları, bin yıllık tarihi Kürt-Türk ilişki diyalektiği ve elli iki yıllık Önderik mücadelesi Kürt sorununun ancak ORTAK VATAN VE EŞİT YURTTAŞLIK temelinde çözülmesinin kazandıracağını göstermiştir…..

Halkımızın yaşamın her alanında ÖZ ÖRGÜTLERİNİ oluşturması, DİLLERİ, KİMLİKLERİ ve KÜLTÜRLERİLE kendine yeterli olma temelinde örgütlenmesi, saldırılar karşısında kendini savunur hale gelmesi ve KOMÜNAL DEMOKRATİK TOPLUMU İNŞA ETMESİ hayati önemdedir…”

Öcalan sürecin başarısından mutluydu ve en önemli amacına ulaştığını şu sözlerle ifade ediyordu:

(İmralı tutanakları) Öcalan; Yani Kürt, eşittir PKK oldu mu? O da anlamlıdır ve başarılı bir özdeşlik ilişkisi kurulmuştur. Varlık bilinci edinilmiş ve kazanılmıştır… Fesih son değil, yeni örgütlenme ve mücadele sürecine geçiştir. Yeni mücadele süreci savaş değil, barış, ulus devlet değil, demokratik toplumu inşadır.”

Böylece Öcalan, yıllardır sürdürülen Kürt vatandaşların PKK teröründen soyutlanmasına ilişkin Devlet anlayışını yerle bir ettiğini ilan ediyordu.

Apo’nun neden “kurucu önder” olduğu ve neyi kurduğu anlaşılmıştı ancak Milletin bundan haberi yoktu. 

Sonuç;Türkiye’ye yeni bir kefen biçiliyor ve Türk Milleti aldatılıyordu.

ALGI 4.  Barış- Kardeşlik-Terörsüz Türkiye

En büyük ve reddi olanaksız algı operasyonu,  sürece verilen isimdir. Bunu reddedecek ve terör istediğini ifade edecek tek bir kişinin bile olmadığı bir toplumda süreci eleştirenlere yönelik tehdit mekanizmaları da devreye sokuldu. Son 40 yılını korku ve tehdit altında geçiren ve onbinlerce evladını yitiren bir Milleti suskunlaştırmanın en keskin yöntemi buydu.

“Kazan/ kazan”  siyaseti ile Milletimiz uyutulmaya çalışılırken süreç işletiliyordu.

OLGU 4.  Sözde barış karşılığında talep edilen neydi?

(İmralı tutanakları) Öcalan; “ Türkiye federasyondan çok çekiniyor. Bilerek “özerklik” demiyorum, yerel demokrasi diyorum. Ama bu da dünyanın her tarafında özerkliktir.Londra örneği böyledir, önemlidir. Seçilen belediye başkanı dışında ayrıca Vali yoktur. Yerel polis, yerel yapılar belediyeye bağlıdır. TÜRKİYE’DE DE BÖYLE BİR DEMOKRASİ ÇERÇEVESİ ÇİZECEĞİZ.”

“ Türkiye Cumhuriyeti ile Demokratik siyaseti entegre edeceğiz… Devletin böyle bir dönüşümle karşımıza çıkması gerekiyor. Kürtleri ister federe, ister bölgesel, ister kültürel bir kategori yerine “demokratik toplum kategorisi olarak cumhuriyete entegre etmemiz gerekiyor. 

Kürdistan ile doğrudan ilgili dört ulus devlet var. DÖRT DEVLETLE ENTEGRASYONA DAYALI BİR YAKLAŞIMLA BÜTÜNLEŞECEĞİZ.”

Öcalan’ın söylediği bu dört devlet;  Irak, Suriye, İran ve TÜRKİYE’dir.

Amaç çok açık bellidir. Büyük Kürdistan’a doğru yol alınmaya başlanmıştır.

Öcalan tarafından kullanılan “demokratik toplum” , “entegrasyon” ve “yerel demokrasi” kavramlarının içerdiği anlamlar Türkiye’de özerklik, etnik tanımlı vatandaşlık, Milleti tanımının değişmesi, Ulus Devletin yerini Federasyonun alması, komünal toplumun inşası ve Türk Milletinin tarihe karışmasıdır. Tek kimlikli, tek resmi dilli bir Ulus Devlet, Öcalan’ın projesinde hiçbir zaman yer almamıştır. Hatta Öcalan Türkiye Cumhuriyeti Devletine de yeni bir isim bulmuştur; “Demokratik Türkiye Cumhuriyeti !

Bu konularda asla geri atmayacağını, ana dilde eğitimin zaten gerçekleşeceğini tutanaklarda defalarca vurgulamıştır.

Yukarıdaki kilit kavramların ışığında Milletimizden gizlenen gerçeklerin 18 Şubat 2026 tarihli TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporundaki yansımalarına bir göz atalım mı?

Raporun 6. Bölümü: “ Toplumsal bütünlüğün güçlendirilmesi bireylerin tek tip düşünce ve kimlikler etrafında şekillendirilmesi anlamına gelmemektedir.. çoğulculuğun korunduğu siyasal rekabetin sürdürüldüğü bir yapıda toplumsal bütünlük güçlenir.”

“Komisyona sundukları raporlarında “bütünleşme” ya da “entegrasyon” kanunu önerilerine yer veren siyasi partiler eş zamanlı olarak demokratikleşmeye yönelik adımlarla birlikte sağlıklı bir çözümün ortaya çıkabileceğine işaret etmişlerdir.”

Rapor ne kadar gizlemeye çalışsa da tablo ortadadır.

Öncelikle soralım; tek tip kimlikten ne kastedilmektedir?  Türkiye’de “ Kürt’e Türksün” diyen yoktur. Ancak Anayasanın 66.maddesi ile  belirtilen tanımı ile “Türk Devletine, vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Her vatandaş, Türkiye Cumhuriyeti Kimliğini almaktadır. Buradaki tek tip kimliğe itirazın amacı da yeni Anayasada farklı etnik kimliklere yol açmanın hazırlığı mıdır?

Raporda vurgulanan “entegrasyon” kavramı üzerinde durmak gerekir. Entegrasyon TDK tanımına göre;  bir araya gelerek bütünleşme, farklı sistem ve uygulamaların ortak bir yapı içinde çalışmasını sağlama sürecidir.

Türkiye’de yüzyıllardır yaşayan ve TC Kimliği taşıyan Kürt kökenli vatandaşların entegrasyon ihtiyacı yoktur. Her meslek ve makamda etnik kimliğine bakılmaksızın rol almayı sürdürmektedirler. Yasalar önünde eşittirler. Siyasette Cumhurbaşkanlığına kadar yükselmenin örnekleri yaşanmıştır. 

O halde entegrasyonun muhatabı kimlerdir? Türk vatandaşı olan Kürtler olmadığı açıktır.

Muhatap, Türkiye sınırları dışında özerkliğini ilan etmiş bölgesel Kürt yönetimlerinde yaşayan Kürtler midir?

Türkiye’nin bütün Kürtlerin Devleti olması için düğmeye basılmıştır. Demirtaş’ın;

“Kürtler kendi kimlikleri, dilleri, kültürleriyle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin birinci sınıf yurttaşı, SAHİBİ olacaklardır” dedikten sonra “yurttaşlık temelinde entegrasyona zemin yaratılmalı” sözünün  zaten Türkiye Devletinin yurttaşı olan Kürtleri kapsamadığı ortadadır. 

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise  “Biz Kürtlere bir devlet vaat ediyoruz” sözleriyle çağrısını sadece yüz yıllardır Türk Devletinde yaşayan Kürtlerle mi sınırlı tutmuştur?

Cumhur İttifakı,  eski gücünü kaybetmiş, Türk Ordusu tarafından yenilgiye uğratılmış, sınırlarımız dışına kaydırılmış ya da Öcalan’ın deyimiyle “miadı dolmuş” bir terör örgütü için, Öcalan’ı “barış güvercini” ilan ederek, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu değerlerini neden pazarlık masasına yatırmıştır?

Bu tabloyu, Kürt oylarına ve seçime bağlamak çok kolaycı bir yaklaşımdır.

Havucun büyüğü torbadadır !

ABD kökenli, PKK destekli Büyük Orta Doğu Projesi son dönemde Osmanlı Eyalet Sistemi Modeli ile yeniden devrededir.

TBMM Komisyon Raporunda sürekli vurgu yapılan “Türkiye Modeli” nedir?

TÜRKİYE MODELİ: TÜRKİYE BÜYÜYECEK

Öcalan Sürecin başından beri değişime vurgu yapmaktadır. 

“PKK ve Kürtler değişecek, TC Devleti değişecek ve Türkiye ortamı değişecek, ORTADOĞU ve TÜM DÜNYA DEĞİŞECEKTİR”  

Bu mesajdaki değişimin arka planı üzerinde düşünmek gerekir.

Yoksa Tom Barrack’ın sürekli vurguladığı Osmanlı Milletler Sistemi projesi, “Türkiye Modeli” olarak mı sunulmaktadır?

Barrack Türkiye için “ Türkiye bunların merkez noktası olabilir” sözleriyle  Türkiye’nin bölgede lider ülke olduğuna vurgu yapmaktadır.

Trump’ın Erdoğan’a ve Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik abartılı övgüleri de dikkate alındığında Orta Doğu’nun en güçlü ülkesi olarak Türkiye’nin işaret edildiğine hiç kuşku yoktur.

Öcalan ise  yakalandığı günlerde Türkiye hamiliğinde bir Kürdistan yaratmaktan ve “Türkiye’ye bir Türkiye daha katmaktan” söz etmişti.

Dört parçalı Kürdistan tanımını sıkça seslendiren Öcalan’ın; Suriye, Irak, İran dışında en yoğun Kürt nüfusa sahip ülke olarak Türkiye’ye ayrıcalıklı bir rol biçtiği ortadadır.

Bu ülkelerin tümünde Kürt bölgelerinin bulunduğu ancak bunların birbirinden farklı coğrafyalarda yer aldığı bilinmektedir.

Ancak Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ve Doğu Kürdistan olarak tanımlanan İran Kürdistanı (Kürdistan, Kirmanşah, Batı Azerbaycan, Hemedan ve İlam Eyaletlerinden oluşan) , Kuzey Suriye’de Rojava ve yeniden şekillenen YPG’ye bağlı bölgenin Türkiye ile sınır komşusu olduğu dikkate alınmalıdır.  Bu ülkelerin tamamı petrol zengini ülkelerdir.

Öcalan’ın  2025 İmralı tutanaklarında “açılım ittifakının Türkiye’ye Türkiye katacağını ve Türkiye’ye zenginlik akacağını”  tekrar dillendirmesi boşuna değildir.

Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi projesinde  Türkiye himayesinde bir Kürdistan’ın hazırlıkları yapılmaktadır. 

Türkiye’nin himayesinde bir Kürt Eyaletinin aşamalı olarak kurulması, coğrafi sınırların büyümesi, petrol yataklarına erişim imkanları,  Yeni Osmanlıcılık hayalini kuranların, Öcalan’ı “Bebek Katilinden”,  “Kurucu Önderliğe”yükseltmelerinin geçerli bir nedeni olamaz mı?

Terörsüz Türkiye ile gündeme getirilen ve TBMM Komisyon Raporunda da sıkça kullanılan Türkiye Modeli gerçekleşirse, Türkiye önce büyüyecek sonra da Bağımsız Büyük Kürdistan’ın kurulmasıyla  hiç kuşkusuz küçülecektir.

Şimdi dikkatleri, kurgulanan yeni modelin ilk adımını oluşturacak olan “Yeni Anayasa Sürecine” odaklamanın zamanıdır.

Selden kütük kapmaktan vazgeçen bir siyaset duruşuna ve Atatürk’ün “Türkiye Modeline” sahip çıkacak bir muhalefet anlayışına ne kadar da muhtacız !