Hikaye uzun ama kısaca anlatmaya çalışayım.
Osmanlıyı sayar severiz.
Dönemin şartlarında ayakları yere basan doktriniyle ciddi bir imparatorluk kurarak rakiplerini dize getirmiş ve Türkleri tarih sahnesinde önemli bir oyuncu yapmıştır.
Siz salça satıp, uydurma diploma ile Türk Devleti'nin gayrimenkulleri için icra dairesinde gezenlere bakmayınız.
Ne yazık ki sanayi devrimlerini iyi okuyamayan Osmanlı çöktü.
Zor da olsa, Osmanlı Paşaları Modern Türkiye'yi kurdu.
Atatürk’ün devrimleri sayesinde epey yol alınsa da yüksek lisans için Amerika’ya gitmek farz olmasa bile nafile sayılırdı.
Her ne kadar nafile olsa da 1994 yılında Amerika’nın yolunu tuttuk.
Stevens Institute of Technology’deki yüksek lisansımın ardından, sahibi İrlandalı olan bir inşaat firmasında ihale-teklif mühendisi olarak işe başladım.
Manhattan’ın biraz kuzeyindeki Mount Vernon’a her gün Lincoln tünelini geçerek gidiyordum.
Hem erken kalkıyor hem tünel parası ödüyor hem de sıkışık trafikte debeleniyordum.
Şikayet etmiyordum.
İş yerine olan mesafe yorsa da keyfim ziyadesiyle yerindeydi.
NewYork sokaklarında kravatlı geziyor, steak houselarda karnımı doyuruyordum.
Sosyal hayatı buraya yazmayayım, sonra evde cıngar çıkıyor, ne desek para etmiyor.
Firmanın İrlandali sahibi Jerry ile arada kahve içerdik.
Bir şantiye saha ziyareti sırasında laflarken, konu İrlandalıların Amerika’ya göçüne geldi.
Yük gemilerinin karinasında, farelerle birlikte çok zor şartlarda göç etmişler.
Ben de zor şartlarda yaşayan İrlandalıların yardımına, ilk Türklerin koştuğunu anlattım.
Nerde okuduğumu hatırlamasam da, Abdülmecid’in İngiliz Kralının baskısı altında ırzı ve namusu tehlikede ve de açlıktan ölmek üzere olan İrlandalılara ki, Mel Gibson’ın Brave Heart-Cesur Yürek filminde anlatılıyor, İngilizleri de atlatarak gizliden patates ve diğer gıda maddeleri gönderdiğini, hatta İrlanda milis kuvvetlerini de silahlandırdığını söyledim.
Jerry, şok olmuştu.
Ne diyeceğini bilemedi.
Is that right Gökhan, Is that right Gökhan diye kekeleyerek heyecandan gözleri fal taşı gibi parladı.
Belli ki hayatında ilk kez bir Türk ile karşılaşıyor ve ilk kez bu hikayeyi duyuyordu.
Dün akşam Trabzonspor ile dostluk maçına çıkan Drogheda United fotbol takımından da bahsettim.
Drogheda United’ın ambleminin ay-yıldız olmasının sebebi de Osmanlı Sultanı Abdülmecid’in yardımlarına karşılık bir jest olduğunu söyleyince, Jerry kafayı çekmiş Galata Külhanbeyi gibi beni sarılıp öptü.
Ertesi gün beni ofisine çağıran Jerry, İtalyan mahallesinin hemen arka sokağındaki şirketin evinde kalabileceğimi ve böylece trafik ve tünel parası sorunundan kurtulacağımı söyledi.
Eve baktığımda kirasının çok yüksek olacağını sanırken, Jerry kira ödememe gerek olmadığını söyledi.
Belli ki 1998 yılında kaldığım evin kirası, 151 yıl öncesinden 1847 yılında Sultan Abdülmecid tarafından ödenmiş.
Çok Okunanlar
ATM’lerde günlük para çekme limitleri değişti
Cristiano Ronaldo 6 ay men edilebilir
Trump’la hayırlı işler!..
Akran zorbalığı: Isladılar, darp ettiler, saçından tutup sürüklediler
Amerika'daki kiram Abdülmecid hamiline ciro edildi
Aynı ülke, iki ekonomik gerçeklik
Sedat Peker’den Perinçek paylaşımı
Sosyalist Enternasyonal’den CHP ve YENİ Parti kararı
Bülent Arınç’tan AKP'ye fon krizi tepkisi: Seçimler kaybedilebilir
Doğuda yeni dünya, batıda eski ezberler