30 yılı aşkındır akademideyim. 1990 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği'ne girdiğim günden beri de yaklaşık 36 yıl olmuş.
Hala istediğim gibi bir baltaya sap olamadıysam da namerde de muhtaç olmadım.
Kendi işimi kendim yaptım.
Araştırma ekibimi kurdum.
Onlarca araştırma projesi yürüttüm.
Milyonlarca euroluk fonlara ulaştım.
Uluslararası makaleler yazdım.
Milyonlarca euroluk uluslararası proje bitirdim.
Yabancı üniversitelerle ortaklık kurdum ve ders verdim.
Bu çalışmaların neticesinde erkenden profesör oldum.
Bunları ben yaparken elbette başka hocalar da yaptı.
Ancak liyakat dışındaki kriterlerle atananlar başarılı olamadı.
Karpuz gibi yatarak büyüme modelini seçtiler ki büyütmek bir yana dursun başladıkları noktadan bile geri düştüler.
Üniversitede bin kadar hoca vardı.
Bunlardan bazıları akademisyen çocukları idiler ki ailelerinden aldıkları genetik mirasın katma değeri ile ciddi değer yarattılar.
Bunların sayıları az olsa da başarılı bir grup oluşturdular.
Çoğu akademisyen çocuğu ise sadece genetik mirasın yeterli olacağını düşünerek değer yaratma yerine mirasla geçinmeye çalıştılar ve duvara tosladılar.
Cemaat torpili ile üniversitelere sızanların hali ortada.
Ellerindeki bıçakla ırzına geçmeye çalıştıkları öğrenciler, evlerinin camından dışarı atlıyor ki hayatta kalsın.
Ciddi performans sağlayarak tarafsız sınavlarla akademiye girenler ise Türk bilim dünyasının yükünü yalnız başlarına taşımaya çalışıyorlar.
İşlerine odaklanmışlar.
Sürekli bir yerdeler.
Bugün şehir dışında yarın Çin'de diğer hafta Amerika'da. Avrupa üniversitelerini su yolu yapmışlar ki maliye bakanlığı bir ara bu hocaların uçuşlarda kazandığı millerin peşine düşmüştü.
Sürekli geziyorlar, yeni yeni bağlantılar kurarak, araştırma ağlarını genişletmeye çalışıyorlar.
Sayıları yüzde otuz oranında olan bu hocalar tıpkı çok gezen arılar gibi kaliteli bal yapıyorlar.
Tek başlarına uluslararası bir kongrenin yayın kurulunu oluşturacak akademisyen ağına sahipler.
Alanlarında ses getirecek makale yazabiliyorlar.
Aldıkları organik atıflar ile görünür oluyorlar.
Öğrencilerine sadece üniversite eğitim süresince değil bir yaşam boyu fener oluyorlar.
İşin özü dördüncü kuşak üniversite modeline ayak uydurmak için sürekli gezen, farklı yükseltilerde yaşam kabiliyetine ulaşan ve değişik bitki florasında özümleme yapan arıları takip etmek gerek.
Çok Okunanlar
'Evde kalsın kızlar' paylaşımı tepki çekmişti
İnterpol’ün listesinde yer alan Iraklı IŞİD şüphelisi Eskişehir’de yakalandı
'Rasim Ozan bana bir kazık attı'
Tanju Çolak'tan Galatasaray yönetimine sitem
Plastik kutularda 21 cenin bulundu
Patronların sınırı ve gazetecilerin özgürlüğü
CHP 2 ilde oy kaybına rağmen birinci parti
Koç'un Bahçeli'ye hediye ettiği 'Bozkurtlu 5 lira'nın değeri ortaya çıktı
Hüsnü tabir ve son karar
Eşine fakirlik belgesi alan AKP'li vekilden yeni skandal