CIA’nın, yani ABD dış istihbarat teşkilatının kuruluşu 1947. Onu önceleyen kurumlar da var. Ancak kuruluşu itibariyle CIA, tam bir Soğuk Savaş kurumu. II. Dünya Savaşı sonrası oluşan yeni düzende ABD’nin emperyal çıkarlarına hizmet eden en önemli kurumlarından birisi.
CIA, neredeyse on yıl önce, gizlilik kararı kaldırılmış birçok istihbarat belgesini internet kullanıcıları tarafından erişilebilir hale getirdi.
Doğrudan bir klasör içerisinde değil ama çeşitli anahtar kelimelerle arama yapıldığında Türkiye’ye dair birçok belgeyle karşılaşılıyor. Soğuk Savaş’ın Türkiye açısından ilk dönemine, 1945-1960 arasına dair belge de azımsanmayacak ölçüde.
Gizlilik kararı kaldırılmamış olanları elbette bilemiyoruz. Üstelik erişilebilen kimi belgeler üzerinde de sansürlenmiş, okunması engellenmiş kısımlar az değil.
Belgelerin önemli bir kısmı açık kaynak istihbaratı niteliğinde. Ayrıca bunlar CIA’nın ya da ABD’nin ilgili konudaki nihai değerlendirmesi değil.Yine de satır aralarından ABD bakış açısını seçmek mümkün. Üstelik kimi özel görüşmelere dair kayıtlar mevcut.
CIA değerlendirmelerinde Türkiye’nin önemi, öncelikle Sovyetler Birliği’ne komşuluğundan, Boğazları kontrol etmesinden ve Doğu Akdeniz ile Orta Doğu arasındaki konumundan kaynaklanıyor.
1948 tarihli bir raporda Türkiye’nin temel probleminin Sovyet komşuluğu olduğu, Ankara’nın bu nedenle ABD ve İngiltere ile ilişkilerini sıkılaştırmaya çalıştığı belirtilmiş.
Belgeler her zaman istikrarlı ve öngörülü değil. 1949 tarihli bir çalışma belgesinde seçim reformu yapılırsa DP’nin seçimleri kazanmasının büyük ihtimal olduğu değerlendirilmiş. 1950 seçimlerinden hemen önce ise Amerikan gözlemcilerinin neredeyse tamamının DP’nin iktidara gelmesini beklemediği yazılmış.
DP’nin beklenmeyen zaferine rağmen CIA, iktidar değişikliğinin Türkiye’nin temel yönelimlerini değiştirmeyeceğini düşünmüş.
1950 öncesindeki değerlendirmede, CHP veya DP’den hangisi kazanırsa kazansın devlet kapitalizminin devam edeceği, DP’nin yalnızca özel teşebbüse daha geniş ve hızlı imkân sağlayacağı belirtilmiş. Celal Bayar’ın devletçi ekonomik yapıyı ortadan kaldıracağı düşüncesi yanlış bulunmuş; kendisinin bu yapının kurulmasında rol oynadığı hatırlatılmış. Böylece Amerikan analizinde DP, eski rejime bütünüyle yabancı bir güç değil, aynı devlet tecrübesinden gelen farklı bir yönetici kadro olarak görülmüş.
1950’lerin ilk yarısında Türkiye, CIA belgelerinde yalnızca korunması gereken bir ülke değil, Balkanlar ve Orta Doğu’daki Batı savunmasına katkıda bulunabilecek bir müttefik olarak değerlendirilmiş.
Türkiye’nin Yugoslavya, Yunanistan, Irak, İran ve Pakistan’la girişimleri; Orta Doğu savunma örgütlerinde yer alma isteği ve Bağdat Paktı’nı genişletme çabaları yakından takip edilmiş.
Ancak belgelerde Ankara’nın bölgesel iddiaları kadar sınırları da not edilmiş. Örneğin 1959’da Türkiye’nin Irak’a yönelik olası askerî hareketinin, Amerikan lojistiğine bağımlılık nedeniyle Washington’a danışılmadan gerçekleştirilemeyeceği değerlendirilmiş.
Başbakan Adnan Menderes’in ABD’den daha fazla destek talebi, özellikle Amerikan yetkilileriyle yaptığı doğrudan görüşmelerde görünür hale gelmiş.
Nisan 1955’te Adnan Menderes’in ABD Büyükelçisi Warren’a, Washington’un Türkiye’nin kritik önemini takdir etmediğini ve hükümetini sürekli enflasyon nedeniyle eleştirdiğini söylediği raporlanmış. Eylül 1956’da ise Menderes’in ABD’nin Orta Doğu’ya yeterince önem vermediğinden ve Türkiye’yi küçük bir ortak gibi gördüğünden yakındığı aktarılmış.
Ekonomik kriz, 1955’ten sonra Amerikan değerlendirmelerinde Türkiye’nin başlıca zayıflığı olarak görülüyor. Enflasyon, kredi ihtiyacı ve istikrar tedbirlerinin uygulanamaması yalnızca ekonomik göstergeler olarak değil, hükümetin dayanıklılığı ve Türkiye’nin dış politika tercihlerine etkileri bakımından ele alınmış.
1956’da Sovyetlerin ekonomik yardım teklifinin ardından Ankara’daki Amerikan temsilcileri, Türkiye’nin sıkıntıdan kurtulmak için Moskova ile görüşmeyi göze alabileceğini belirtmiş. Başka bir değerlendirmede Menderes’in kendi siyasi konumunu korumak amacıyla Sovyet yardımını kabul edebileceği öne sürülmüş. 1957’de ise kötü ekonomik durumun Sovyet tekliflerini ilgi çekici kılabileceği, fakat Türkiye’nin dış politika çizgisini değiştireceğine dair bir işaret bulunmadığı raporlanmış.
Belgelerde 6-7 Eylül 1955’te gayrimüslim vatandaşları hedef alan gösterilerin kendiliğinden gerçekleşemeyecek kadar iyi örgütlendiği değerlendirilmiş.Komünistlerin böyle bir güce sahip olmadığı belirtilerek hükümet ihtimaline işaret edilmiş.
Kıbrıs gerilimi de yalnızca dış politika konusu olarak izlenmemiş. 1958’de Menderes’in Kıbrıs üzerinden millî bir hava yaratarak parti içindeki muhaliflerini etkisizleştirebileceği yorumlanmış.
Menderes hakkındaki Amerikan değerlendirmeleri zamanla sertleşmiş görünüyor.
1955’teki kabine krizinde, Menderes’in DP içindeki muhalefetin büyüklüğünü hükümet istifa edene kadar fark etmediği yorumlanmış. 1956 tarihli “Bir Müttefik Olarak Türkiye” raporunda, muhaliflere karşı uyguladığı sert tedbirlerin ABD ve Batı’daki prestijini sarstığı belirtilmiş.
1957’den sonra radyo ve Anadolu Ajansı üzerindeki kontrol, Meclis tartışmalarının sınırlandırılması ve muhalefete yönelik baskılar, hükümetin siyasi denetimi artırma girişimleri olarak raporlanmış.
Ahmet Emin Yalman’ın, ABD basınından aktardığı bir yazı nedeniyle tutuklandığı da raporlanmış.Söz konusu yazının yazarının, Türkiye’nin anayasa ve cumhuriyet kurumlarına rağmen diktatörlükle yönetildiğini ve demokratik hayata müdahalenin olağanlaştırıldığını savunduğu aktarılmış.
1959 tarihli belgelerde CHP’nin DP’yi ABD’ye boyun eğmekle eleştirmeyi, Amerikan üslerinin denetiminin Türkiye’ye verilmesini ve Bağdat Paktı’ndan çıkılmasını gündeme aldığı; buna karşılık NATO’yu Türk dış politikasının temeli olarak görmeyi sürdürdüğü belirtilmiş.
Ayrı bir değerlendirmede ise ABD’nin hükümetin baskıları karşısındaki sessizliğinin CHP tarafından Menderes yönetimine verilmiş zımni destek şeklinde yorumlanabileceği kaydedilmiş.
Kürt meselesi ise Sovyet ve Irak propagandası, İran’la güvenlik teması ve bağımsız bir Kürdistan ihtimali üzerinden raporlanmış. 27 Mayıs sonrasında bazı ayrılıkçı Kürt liderlerin iktidar boşluğundan yararlanabileceği tahminleri belgelerde yer bulmuş.
27 Mayıs öncesi öğrenci gösterileri hakkında komünistlerin doğrudan belirleyici olmadığı ve eylemlerin Amerikan karşıtı bir nitelik taşımadığı özellikle belirtilmiş.
Mayıs ayında hazırlanan değerlendirmelerde DP içindeki hoşnutsuzluk, öğrencilerin eylemleri ve ordunun alt kademelerindeki hareketlilik birlikte ele alınmış.
23 Mayıs tarihli rapor, Menderes’in hoşnutsuzluğun boyutunu kavrayamadığını ve bunun askerî müdahaleyle sonuçlanabileceğini öngörmüş. Bu, darbeden yalnızca dört gün önce yapılmış isabetli bir değerlendirme gibi görünüyor.Ancak Nisan sonunda ordunun harekete geçeceğine dair işaret görülmediğinin yazılmış olması, Amerikan istihbarat değerlendirmelerinin müdahaleyi uzun süre net biçimde okuyamadığını da gösteriyor.
27 Mayıs sonrasında Amerikan değerlendirmelerinin merkezinde yeni rejimin dış politika yönelimi var. Millî Birlik Komitesinin müdahalenin yalnızca Menderes yönetimine karşı olduğu, ABD ile ortaklığın ve NATO bağlılığının süreceğini bildirmesi özellikle kaydedilmiş.
Devlet Başkanı Cemal Gürsel’in gerçek gücü ve kişisel kapasitesi konusunda kuşkular bulunmasına rağmen ABD karşıtı olmadığı belirtilmiş. Selim Sarper gibi NATO ve Birleşmiş Milletler tecrübesine sahip bir ismin Dışişleri Bakanlığına getirilmesi de raporlanmış.
İstanbul valiliği ve belediye başkanlığına atanan General Refik Tulga’nın daha önce ABD’de askerî ataşe olarak görev yaptığı ve aşırı ABD yanlısı olarak bilindiği ayrıca belirtilmiş.
Özetle dış politika devamlılığının sağlandığına ilişkin işaretler ön plana çıkmış.
Çok Okunanlar
Japonya'da bir AVM'deki patlama aracın kamerasına yansıdı
Özel İtalyan Lisesi Müdürü ‘persona non grata’ ilan edildi
Fed faiz kararını açıkladı
Can Özçelik'le kavga eden Selçuk Geçer'den olay açıklama
Beşiktaş'ın Midtjylland maçı kamp kadrosu belli oldu
Galatasaray’dan Mauro Icardi için veda seremonisi teklifi
Takılma Haluk Levent, kıymetli vaktini harcama, icraata devam
YENİ Parti'nin üye ve bağış kampanyası başladı
Atatürk'ün adı var ruhu yok
Airbnb kiralamalarına yeni kısıtlama yolda