Euro
Arrow
55,9329
Dolar
Arrow
50,1343
İngiliz Sterlini
Arrow
66,9399
Altın
Arrow
6568,1486
BIST
Arrow
11.483
Anasayfa > Yazarlar > Prof. Dr. Hasan Yazıcı > Bilimde Korporatizm

Bilimde Korporatizm

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 08.11.2026 06:00

Korporatizm sözcüğünü, birçok şeyi olduğu gibi, önce babamdan duymuştum. 27 Mayıs sonrası İstanbul Ticaret Odası başkanı iken o günlerin ünlü hukuk profesörlerinden biri onu ziyaret edip hazırlanan yeni anayasa hakkında görüşünü almak ister. Konu şudur: Anayasa çift meclisli, Temsilciler ve Senato’dan oluşacak ve sermayesi belirli bir meblağdan daha fazla olan ticari kuruluşlara birer senatörlük verilecektir. Babamın tepesi atar. “Hocam siz herhalde Beyazıt’tan buraya kaz adımı geldiniz. Lütfen derhal ve daha da hızlı, kaz adımıyla üniversitenize dönünüz. Öneriniz buram buram 1918 Mussolini faşizmi kokuyor.” der ve konuşma sonlanır. Hadi biraz da övünerek belirteyim, 1961 Anayasası’nın Senato yapısında böyle bir madde yer almaz. 

Sonraki yıllarda, özellikle sevgili arkadaşım rahmetli Prof. Taha Parla’nın konu hakkındaki derin ilgisinden de yararlanarak, korporatizm hakkında giderek bilgilendim. Korpus, Latince beden demek. Korpora, korpusun çoğulu, yani bedenler. Korporatizm ise, sosyal bilimcilerin 19. yy. sonuna doğru ortaya attıkları bir kavram. Burada kastedilen beden, toplumun bedeni. Devlet bu toplumun beyni. Çeşitli meslek grupları ise aynı toplumun değişik uzuvlarını oluşturuyor. Devletin, yani beynin, görevi bu çeşitli uzuvların toplumun, selameti açısından bir ahenk içinde yaşamını sağlamak. Bu selamet içinde zinhar öyle marksizmin sınıf kavgaları veya liberalizmin bencilliğine yer yok. Korporatizm savunucularına göre bu ahenk içindeki bedende grev hakları, anti-tröst yasaları benzeri abuk sabukluğa yer olmadığı gibi bu bedenin beyninin tanım üzere, şaşmaz şekilde ve her zaman doğru yolu göstermesine “Acaba?” demek depek olmuyor. Bu düzende “Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler” de hiç hoş karşılanmıyor. Kısaca bedenin simgelediği korporatist toplumda gerek tek tek bireyler gerekse de değişik toplum katmanların sesine soluğuna pek tahammül yok. Sosyal bilimci arkadaşlar hoş görsünler, bir hekim olarak, korporatizmdeki bireyin bedenlere hem de çoğaltılarak indirgenmesi kolay hazmedilecek bir aşağılama değil diye de düşünürüm.    

Haklısınız. Özetle korporatizm, faşizmden pek de farklı bir şey değildir. Faşizmin kelime kökeni Latince bir baltanın etrafına bağlanmış çubuklardan oluşan ve kuvvetin birlikten doğmasını betimleyen fasces denilen bir simge. İtalyan tarihi boyunca devletin kudretini göstermek amacıyla kullanılmış. Birinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan global ekonomik kriz ve bu krizi daha da ateşleyen komünist devrimi, önce İtalya sonra da Almanya’da, insanlığa uygarlık tarihinin belki de en karanlık günlerini yaşatmış faşist yönetimlerin palazlanmasına neden olmuştur. 

Faşizme bir yerde korporatizmin işi azıya almış şeklidir diyebileceğimiz gibi, daha soğukkanlı bir tanım olarak korporatizmi, özellikle meslek gruplarını, işçi-işveren ilişkilerini düzene koymaya soyunan, özetle toplumun ekonomik ilişkilerini düzenleme, daha doğrusu zapturapta almaya soyunmuş faşizmin ana yapı taşlarından biri diye de niteleyebiliriz. Ekonomide korporatist yapılanmanın önemli bir özelliği da aynı yapının beyninin, yani devletin, toplumun düzenini bozmama çabasında hemen her örnekte birikmiş veya birikecek servet yanlısı tutumudur. Örneğin güncel Trump yönetiminin önde gelen işbirlikçileri, değil ABD’nin dünyanın en zengin birkaç iş adamı ve onların anayurdu Silikon vadisidir.

Artık yazımın başlığına girebilirim. Toplumların meslek hayatı salt ekonomik, daha doğrusu ticari uğraşlardan, ilişkilerden oluşmaz. Bu ilişkilerden biri de bilimsel uğraştır. Korporatizm illetinin bilime nasıl bulaşabildiğini açıklamaya önce ülkemizle ilgili ve doğrudan tanıklığını yaptığım bir olayla başlıyayım.

Yıllar önceydi. İÜ rektörüyle birlikte Gebze’deki TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezini (MAM) ziyaret ediyorduk. Amacımız MAM’la üniversitemizin de yer alacağı bilimsel araştırmalar başlatmaktı. Daha evvel de daha ayrıntılı olarak anlattığım gibi (“Sana Ne Lan” dedi’’ Nobel Tıp Kitapevleri, 2022, s. 94-97) ziyaretimizden olumlu bir sonuç çıkmadı. Burada kısaca altını çizmek istediğim aynı ziyaret sırasında zamanın MAM yöneticisi hocanın, adeta iftiharla vurguladığı,başında bulunduğu kurumdasalt bilimsel merak amacıyla araştırma yapılmadığı yönünde yaptığı açıklamaydı. İtiraf edeyim aradan yıllar geçti, bilimde korporatizmin ne olduğu bağlamında bundan daha çarpıcı bir açıklama duymadım, okumadım.  

Unutmayalım. Yarım yüzyılı aşan YÖK üniversite düzeninin önde gelen muzırlarından biri de bilimde korporatizmdir. Ancak hemen vurgulayayım. Bilimsel uğraşın başat amacının parasal getirisi olan üretkenlik olduğu, çağdaş üniversite yönetiminin giderek iş idareci oluşuma dönmesi, manegerial university, esasında global bir olgudur. Aynı olgu bilimsel korporatizmin diğer bir uzantısıdır ve doğal olarak bununesas sorumlusu YÖK değildir. YÖK’ün günahı kanımca toplumsal ve kimi örnekte de olabildiğince zararlı olabileceğini bir türlü öğrenemediğimiz çağdaşlık saplantımızdan şaşmamaktır. 

Bilimde korporatizmle ilgili an azından Avrupa bazında global, yine kişisel bir gözlem sunayım. Eski adıyla Avrupa Romatizmayla Savaş Ligi (EULAR) 1947 yılında kurulmuş tıpta görece yeni bir bilim dalı olan romatolojiye gerek bilimsel araştırma gerekse de klinik uygulama alanlarında büyük destek olmuştur. 1996-1999 yılları arasında EULAR genel sekreterliği yaptım ve daha sonra da bu kuruluşun verdiği üstün hizmet ödülünü alıp gururlandım. Yine EULAR yıllar içinde ülkemizde romatolojinin kurulup gelişmesine de dolaylı destek sağladı. 

Ancak son yıllarda bu derneğin başına bir şeyler geldi. Önce, bundan beş yıl evvelismi, cin bir manevrayla kısaltması aynı kalarak, Avrupa Romatoloji Dernekleri Birliği oldu. Yani özetle derneğin ana amacı, bir günde,romatizmayla savaştan romatoloji derneklerinin birliklerini desteklemeye döndü. Daha açayım. Önemli bir EULAR önemli bir etkinliği belirli aralıklarla hastalık tedavi güncellemeleri yapmaktır. Geçmişte doğal olarak bu güncellemeler tüm dünyadan o hastalık konusunda en yetkili bilim insanları tarafından yapılırdı. Örneğin Behçet hastalığı konusunda önde gelen bilim insanları arasında bu hastalığın sık görüldüğü Uzak Doğu’danJapon ve Koreli araştırıcılar da vardır ve geçmişte Behçet hastalığı tedavi kılavuzları hazırlamada, bilimsellik gereği en baştabu araştırıcılardan da yararlanırdık. Artık işler öyle değil. Kılavuz hazırlama komitelerine sadece Avrupalı hekimler katılıyor ve bu katılımı planlamada Avrupaiçi coğrafi yöre kıstasları da var. Örneğin komitede İsveçlilerle İtalyanlar, Portekizlilerle de Romenler arasında bir denge kollanıyor. Üstüne üstlük aynı komitelerde, tüm etkinliğin kitabına uygun yürümesini kollayan, tabir caizse bilim komiserleri var.  

Güncel bilim korporatizmininaynen yukarıda ekonomik korporatizmde değindiğim gibi ultra zengin yandaşları da var. Diğer bilim dallarını bilmem ama romatolojide gözlediğim ve EULAR’la simgelenen korporatist yapıda özellikle kollanan yandaş, aynen Trump ve takımının çok sevdiği nitelemeyle mega, uluslararası ilaç endüstrisidir. 

Birkaç gün evvelki ABD araseçim sonuçlarının sizlere gerçekten üzülerek ve sıkılarak dile getirmeye çabaladığım bir global karanlığı aydınlatmaya başlayacaktır diye düşünmek istiyorum.  

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları