CHP’nin içine sürüklendiği sorunları üzüntüyle; Yeni Yol girişiminin toplumun geniş kesimlerinde yarattığı heyecanı ise umutla izliyorum. Ancak isterseniz “Sana ne!” deyin, isterseniz “Sırası mı şimdi, pişmiş aşa su katma.” diye çıkışın. Yine de başta kendiminki olmak üzere içinde yaşadığım toplumun aklına duyduğum saygı, söyleyeceklerimi dile getirmemi neredeyse zorunlu kılıyor.
Maalesef şimdi ismini unuttuğum bir anatomi dersi yardımcı hocamız vardı. İtiraf edeyim anatomi dersiyle aram hiçbir zaman iyi olmadı. Hocanın öğrettiklerinin büyük bölümünü yıllar içinde unuttum. Ama nur içinde yatsın, şu dediği kulağımdan hiç çıkmadı: “Çocuklar unutmayın, dikkat edin, işaret parmağınızı hışımla kızdığınıza uzattığınızda başparmağınıza da bir göz atın. Aynı anda, o da size dönmektedir.”
Galiba dün Sayın Özel partisinin CHP’nin ambleminde bulunan Altı Ok’a sonsuza dek saygılı olacağından da bahsetti. Güzel dedi. Ülkem Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik Laiklik ve Devrimcilik ’ten kesinlikle vazgeçmemeli. 1937 yılında zamanın anayasasına da girmiş bu kavramlardan hiç uzaklaşmamalı ancak acaba canım Cumhuriyetimizi, itiraf edelim görece kısa süreli geçmişinde, her nedense sık sık girmeyi başardığı çıkmazlardan uzak tutmayı becerecek salt bu ana kurallara uyum mu?
Aydınlanma çok özetle, aklın en üst değer olduğunu insanoğlunun sonunda anlamasıdır. Aydınlanmayla birlikte binlerce yıldır imparatorların, hükümdarların, soyluların ve din tüccarlarının boyunduruğundan kurtulan birey 18. yy başlarıyla birlikte aklının ve bedeninin, kısaca kişiliğinin değerini kavrar. Akıl ve bedenden oluşan bu kişiliğin kollanması ve korunması gerekir. Aklın en önemli ögeleri bilime saygı ve kuşkuculuktur. Kuşkuculuğun en önemli çıktısı ise Aydınlanmanın başta gelen düşünürlerinden I. Kant’ın da çok ısrarla vurguladığı ve rahmetli anatomi hocamızın da bize çok veciz hatırlattığı gibi özeleştiridir.
Kant’ı da yanıma alarak sadede geleyim. Cumhuriyet tarihimiz boyunca sıklıkla içine düştüğümüz açmazların ana nedeni birey hakları ve onun uzantısı olan birey sorumluluğuna vermediğimiz önemdir. Daha evvel de sık vurguladığım gibi, tekrarlayım. Adalet reformu yine gündemde. Lütfen, Yeni Parti kurucularına anımsatayım, eğer gün gelir de bu reformu yapmaya soyunursanız ilk iş her mahkeme salonuna asılı “Adalet mülkün temelidir.” deyişini oradan kaldırın. Bilmiyorum, galiba 100’ü aşkın hukuk fakültemizde hala öğretiliyor mu, adaletin temel görevi birey haklarını, hem de çoğu kez, onları çiğneyen devlete karşı, korumaktır.
Birey hakkına saygının temelinde her bireyin diğerinden biraz farklı olarak dünyaya geldiği bilinci yatar. Aydınlanma düşünürü JJ Rousseau, bir otobiyografi olan ünlü İtiraflar’ına, çok özetle, “Şimdi size, herkesten başka olan, kendimi anlatacağım.” diye başlar. Kim bilir belki bu nedenle de sık aktarıldığına göre Rousseau Atatürk’ün beğendiği düşünürlerin başında gelirmiş.
Toplum olarak özgünü yeğlemeyip süreğen başkasına benzemeye çabalamak o toplumda bireyin, onun haklarının ve sorumluluğunun gelişmesine ayak bağı olur. Biraz başka düşünen, giyinen, takılan insanları, nev-i şahsına münhasır diye, biraz kınarız. Bunun tam tersi, sevdiğimiz saydığımız insanları ise başkalarına benzetmek hoşumuza gider. Örneğin rahmetli babam için, yine onun gibi iyi tanınan bir Fenerbahçeli, İngiliz Centilmenine Benzerdi diye bir gazete yazısı yazmıştı. Kızmıştım. Babam, benim babamdı ve bana başkalarına pek benzememeyi öğretmeye çalışırdı.
Yıllarımı geçirdiğim üniversiteden de birkaç örnek vereyim. Ünvanı bol, bilimi dar ama ünlü bir cerrahi hocamız vardı. Kimi derse beline bir peştamal, başına da aynen aşçıbaşıların giyindiği bir kukuleta kuşanmış gelirdi. Rivayet ol ki, bu kıyafet ünlü bir Fransız cerrahi derneğinin üyelerine özgüydü.
1933 Üniversite Reformu Cumhuriyet tarihimizin ibretlerle dolu bir bölümdür. Bilindiği gibi bu reformlarla birlikte çok sayıda Alman bilim insanı ülkemizde çalışmaya ve Türk bilim hayatına çok büyük katkılarda bulunmaya başlarlar. Maalesef aradan geçen 13 yıl gibi çok kısa bir zaman dilimi sonunda bu bilim hazinesinin büyük bölümü ülkemizi terk eder dünyaya dağılır. Ancak bu arada grup yerli profesör yeni bir Üniversite yasası hazırlamışlardır (1946). Bu yasayla önde gelen değişikliklerden biri üniversite hocalarının Batıdaki meslektaşları örneği giyeceği cüppeler ve başlarına oturtacakları keplerdir.
Yeni Yola içten başarılar diyorum. Onların da iyi bildikleri gibi işleri çok ve zor. Dilerim öncelikleri kişilik hakkına kayıtsız şartsız saygı duyulan bireyler yetiştirmek, onların yollarını açmak olur. Böyle bireyler kendilerine duyulan bu saygıyı birey sorumlulukları ve türlü özgünlükleri ile topluma geri öderler. Böylelikle bir de bakarsınız yüzyıllardır peşinde olduğumuz çağdaş uygarlık düzeyine kavuşur ve hatta onu yüceltiriz.
Çok Okunanlar
Ürünlerinde ölümcül bakteri tespit edilen peynir markasından açıklama geldi
YENİ Parti'nin A takımı açıklandı
Gazeteler, Özgür Özel'in kurduğu YENİ Parti'yi nasıl gördü?
Ali Mahir Başarır'dan YENİ Parti'ye dair önemli paylaşım
İzmit Belediye Başkanı Hürriyet görevden uzaklaştırıldı
YENİ Parti öncesi İstanbul ve Ankara anketinden çarpıcı sonuçlar
Gülistan Doku soruşturmasında yeni gelişme
ABD Başkanı Trump: Çin ve Rusya İran'a silah satmayacak
Acun Ilıcalı'nın acı günü
Etnofeodal işgalden postmodern Hürriyet ve İtilaf'a