Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Komünizm, kapitalizm ve bir su deposu

Gerek Adam Smith gerekse de Karl Marx, Trump’ın, aralarında elinde makinalı testeresiyle poz vermeyi marifet sayan Musk’ın da bulunduğu bir düzineyi aşkın milyarderle beraber Komünist Çin ziyaretini duyduklarında, mezarlarında değil dönmek herhalde takla atmışlardır diye düşünürüm.  Çıkarcılık ne tılsımlı bir illetmiş ki gün geliyor kapitalizmin ağababalarını komünizmin ağababalarıyla halvet ettiriyor derim. 

Bu arada, bu yaşıma gelene kadar bilmediğim, duymadığımdan gerçekten utanarak, öğrendiğime göre eski Atina’da derin bir fakir-zengin ayrışması varmış. O kadar ki Sokrat zenginler ve fakirler arasında, Atina örneği, derin uçurumların olduğu ülkeleri bir değil iki ayrı ülke gibi düşünmek gerektiğini söylermiş. Buradan giderek, öğrencisi Plato da ünlü Cumhuriyet başlıklı yapıtında “Bir ülkenin en zengini ile en fakirinin gelirleri arasında en fazla dört kat fark olmalı, zenginler bunu aşan gelirlerini devlete vermeliler’’demiş. Yine Sokrat, zenginlerin servet tutkusunu bir yandan bir türlü dolmak bilmeyen, dibi delik bir kâseye benzetir bir yandan da onları paranın köleleri olarak betimlermiş. Ayrıca öğreniyorum ki Sokrat’tan kabaca birbuçuk yüzyıl evvel yaşamış ünlü yasa yapıcı Solon, Atina’da borç nedeniyle köleliği yasaklamışsa da bu uygulama, demokrasinin beşiği olarak bize öğretilip durulan Atina’da sınıf kavgasının önüne geçememiştir. Elli yılı aşkın ve aralıklarla sürmüş Peloponez savaşları boyunca da önce zenginlerin üste gelmesiyle bir oligarşi, sonra fakirlerin üste geldiği bir demokrasi, daha sora da yine zenginlerin galip çıktığı bir oligarşi kurulmuştur. Bütün bunları DL Williams’ın “Elon Musk Aşırı Zenginler Hakkında Çok Eski Kuşkuları Doğruluyor” başlıklı, NY Times’da çıkmış yazısından öğreniyorum (Elon Musk Confirms Ancient Concerns About the Superrich, GOOGLE) yazar, ekonominin politikaya etkisine eğilmiş bir siyasal bilgiler profesörü. 

Benim de eşit dağılım konusuyla ilgili bir öyküm var. Bu öykü öyle Solon’lu, Sokrat’lı Plato’lu filan değil. Ayrıca, iç savaşlar, oligarşi veya demokrasiyle de ilgili olmadığı gibi ilk duyulduğunda, çoğunuzun gülüp geçeceği belki de konuyla vaktinizi aldığımdan dolayı bana kızacağınız bir olayın öyküsü. 

O akşam evimde iki misafir vardı. Biri ABD’de bana romatolojiyi ve bilimsel çalışmanın temelleri yanında kimi inceliklerini de öğreten PD Saville, öbürü ise ünlü İngiliz romatoloğu CG Barnes. O da benim gibi Behçet sendromuna meraklıydı ve bu konuda müşterek bilimsel yayınlarımız da vardı. Ayrıca yakın geçmişte ve onun ön ayak olmasıyla, o zamanki Avrupa Romatolojik Hastalıklarla Savaş Birliği üst yönetiminde birlikte çalışmıştık. Birkaç gündür bizde kalıyorlardı ve ertesi sabah da Cerrahpaşa’da konuşma yapacaklardı. 

Sıcak bir yaz günüydü. Yemekten sonra ufak balkonumuzda oturduk. Önce, bana güncel Türkiye konusunda birkaç soru yönelttiler ve daha sonra da ve sert bir geçişle İngiliz politikasına geçtiler. Barnes, rahmetli sonradan epey pişman olduysa da o günlerde koyu bir Thatcher yanlısıydı. Buna karşın Saville şiddetle önce Reagan sonra Thatcher karşıtıydı. Burada hocam hakkında ek bilgi vermem gerek. Saville köklü bir İşçi partili aileden geliyordu. Babası aynı partiden milletvekilliği yapmıştı. Dahası İngiltere’ye sağlık hizmetlerinde sosyalizasyonun öncüsü Lord Beveridge babasının yakın arkadaşıydı. İşin daha da ilginci İkinci Dünya Savaşı sonrası bu uygulamayla birlikte çok sayıda İngiliz hekimi ABD’ye göç etmişti ve hocam da bunlar arasındaydı. Ancak yıllar geçmiş, hocam bu kararından galiba biraz da pişman olmuştu. 

Saat onbire geliyor ve tartışma da giderek kızışıyordu. Araya girmem gerekti. “Tartışmanızı deminden beri ilgiyle ve öğrenerek izliyorum. Ancak artık yatmamız gerek. Yarın sabah saat 8:00 vapuruyla karşıya geçiyoruz. Duş almak isterseniz önce duşun yanındaki yeşil düğmeye basın. Bu su deposundan akımı başlatıyor.” Tartışmalarını birden kestiler ve ters ters bana baktılar. 

Böyle araya girmeme çok pişman olmuştum. Bana böyle ters bakanlardan biri sevgili hocam diğeri ise yaşça da benden büyük, ondan da çok şey öğrendiğim kıymetli bir meslektaşımdı. Tam affedersiniz diye devam edecektim, adeta bir ağızdan şöyle terslendim: “Hasan günlerdir yaşadığın şehirde su sorunu olduğundan söz edip duruyorsun. Böyle bir yörede sen evine bir su deposu nasıl koyarsın?”

Afallamıştım ama öğrenmiştim. O akşamki misafirlerimi rahmetle ve minnetle anıyorum.