“Üniversiteler, modern ve demokratik bir toplumda,öğrenci yetiştirmek, bilgi üretmek, üretilen bilgiyi ve dolayısıyla toplumların kültür miraslarını korumak gibi işlevler görürler. Bu işlevlerin gerçekleşebilmesi içinse, aynı kurumların, düşünülemeyeceği düşünmek, tartışılmayacağı tartışmak, karşı çıkılamayacağa karşı çıkmak özgürlüklerine gereksinim vardır.”
Kısa süre önce Yale Üniversitesi (ABD) Yüksek Öğrenime Güven başlıklı bir rapor yayımladı.Bir önceki paragraf bu rapordan. İtalikle vurgulamalar bana ait. Anladığım kadarıyla raporun hazırlanma amacı ise ABD toplumunun giderek üniversitelerden beklentisinin ve dolayısıyla onlara saygının azalması.
Raporu hazırlayan hocaların hepsi Yale Üniversitesi'nden. Rapordan yaptığım alıntı ise yine aynı üniversiteden bu kez 51 yıl önce yayımlanmış Yale Üniversitesi'nde İfade Özgürlüğü (Woodward Report, Google) başlıklı başka bir rapordan alınmış. Yarım yüzyıl evvelki raporun hazırlanma öncü dürtüsü ise zamanın ABD yönetiminin Vietnam savaşına karşı çıkan bir kısım öğrenci ve hocanın üniversitelerde başlattığı protestolar ve bunlara devlet müdahalesi. Bu arada vurgulayayım. Bu günlerde, ABD okur yazarları arasında, geçmişin Başkan Nixon yönetimiyle, günümüzde Trump’ın dediğim dedik, çaldığım düdük yönetimi arasında çok benzerlik olduğu konuşulup duruyor.
Ancak, girişte de az değindiğim gibi, eski ve yeni Yale raporlarının hazırlanma ana dürtüleri oldukça farklı. Eski rapor, öncelikle, üniversitenin,öğrencisiyle hocasıyla, ülke yönetiminin ifade özgürlüğüne gerekli duyarlılığı göstermediği hoşnutsuzluğundan hazırlanıyor. Ancak raporu hazırlayanlara göre ve çok doğal haklı olarak bu kınama, öyle etrafı yakıp yıkıp öğrenim ve araştırma işlevlerine engel olacak düzeylere boyutlara erişmemeli.
Yeni raporun hazırlanma ana nedeni ise oldukça değişik. Esas sorun Amerikan toplumunun giderek üniversitelerine hem kızmaya hem de güvenmemeye başlaması. Gittikçe kötüleşen ekonomik koşullar, artan sayıda aileyi çocuklarına yüksek öğrenim sağlamakta zorluyor, hem de üniversite girişlerinde çeşitli adaletsizlik ve eşitsizlikler var. Gittikçe artan sayıda öğrenci hem derslerin içeriğini hem de hocaların ders veriş yöntemlerini yetersiz buluyor.
Günümüz Amerikan üniversitesinde ifade özgürlüğü de oldukça sorunlu. Öğrencilerin ve hocaların büyük çoğunluğu liberal görüşlü. Ancak bu liberallik özellikle öğrenciler arasında muhafazakâr görüşe pek yer vermiyor. Aynı hoş görmezlik kimi durumda absürt bir hale ulaşabiliyor. Bilimsel yayınlarda bile kadın erkek cins farklarından söz ederken dahi he/she ayrımı yapmak hoş karşılanmayabiliyor.
Yine günümüz Amerikan üniversitelerinde öğretim üyelerinin durumu da pek iç açıcı değil. Tenürü (kural olarak az sayıda öğretim üyesine verilen kadro garantisi) olmayan öğretim üyeleri herhangi bir konuda aykırı görüş bildirmekten, işlerinden olurlar korkusuyla, çekiniyorlar.
Bakın üniversiteler, tamam, içinde bulundukları toplumun kaynaklarıyla kurulurlar. Ancak işlevleri gereği o toplumdan oldukça farklı olmak durumunda hatta zorundadırlar. En azından, herhangi bir konuda herkesin bir oy hakkı olması orada pek işlemez. Üniversitede meritokrasi, liyakat da diyebilirsiniz, demokrasiye galip çıkar. Toplumu, genelde rahatsız eden sivri akıllılık üniversitede çok aranan bir niteliktir. Çok özetle üniversiteler toplumları daha mutlu kılabilmek için yine aynı toplumların oluşturdukları ancak iç dinamikleri ve kuralları oldukça özgün, çok özel yapılardır. Her zaman eğitici, çoğu kez yaratıcı, kimi kez de deniz feneri görevi gören, uygarlığı öğreten, yaratan, ileri götüren ve çok kez de koruyan oluşumlardır. Kısa süre evvel yine bu sütunlarda yine gönderme yapmıştım (12punto, Üniversitelerimiz, Hasan Yazıcı, Google). Birinci Dünya Savaşı sonrası ülkesinin aldığı büyük yenilgi üzerine ünlü Alman asker ve devlet adamı Hindenburg şöyle der: ‘İyi ki üniversitelerimize dokunmadılar.” Öte yandan İkinci Dünya Savaşını Cambridge ve Oxford’un kazandığından söz edilir.
Katılırsınız, katılmazsınız. Bir de varsayımım var. Günümüz Beyaz Sarayında Trump’ın başrolünü, çok sayıda yerli ve yabancı aktörün de ikincil rol veya figüran görevi üstlendiği, trajikomik, insanlığın geleceği açısından da tehlikelimi tehlikeli bir orta oyunu oynanıyor. Konu ettiğim yeni Yale Üniversitesi raporunu okurken, oldukça kıdemli bir üniversite hayranı olarak düşünüp durdum.Düşünülemeyeceğin düşünebildiği, tartışılmayacağın tartışılabildiği, karşı çıkılamayacağa karşı çıkılabildiği üniversiteleri olan bir yörede böyle bir orta oyunu sahneye konamaz, konsa bile hepbir ağızdan yuhalanırdı.
Çok Okunanlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan, 'CHP'deki tartışmalarda yokuz' çıkışı
Myanmar'da patlama: 55 ölü, 70'ten fazla yaralı
Sömürge valisi Türkiye’de ne gibi 'Harika işler' çıkardı?!
Yağız'ın inanılmaz değişimi: 5 yaşında 90 kiloydu, 11 yaşında 40 kilo
TBMM, Özel'in yapacağı toplantıya onay verdi
İzmir’de TOMA’ya çıktığı için tutuklanmıştı: ‘Mücadele etmeye çağırıyor’
Yurdum insanı 'mutlak butlan'a pek takılmamış
Butlan'ın ardında neler gizli?
Megali İdea'ya karşı 'Mavi Vatan' yasa tasarısı
100 bin dolara sahte içerik üretme iddiası