Çürüme, körlük ve eylemli umut
Ülkemizin içine çekildiği girdabı basitleştirerek anlatmaya çalışalım.
Hiç unutmam; birkaç yıl önce öğretmen bir arkadaşım, çok kitap okuduğunu ifade etmek için okuduğu kitap sayısını övünç dolu bir beden diliyle şöyle açıklamıştı:
“Saydım, tam 87 kitap okumuşum!”
Ve hayret dolu bir cümleyle sözlerine devam etmişti:“Vay be, 87 kitap!”
Belli ki bu sayıya kendisi bile inanamıyordu. Ayıp olmasın diye gülemedim. Demek ki arkadaşın çok kitap okuma eşiği 50 falandı…
Şimdi "Basitleştirme bunun neresinde?" diyebilirsiniz. Haklısınız!
Basitleştirme, bu olayın hayatın gerçeğiyle olan bağlantısında. Basitleştirme her insanın olayları ve olguları ancak kendi perspektifinden görebildiği kadar kavramasında.Ötesi körlük!
Bu körlük; kiminde 87 kitapla ölçülür, kiminde milyon dolarlarla… Kiminde yatlarla, katlarla; kiminde makamla, mevkiyle; kiminde şöhretle… Ama hepsi kendi gözünde en iyisidir: En çok kitap okuyan, en çok para kazanan, çıkar ağlarına yaklaşarak önünü en iyi açan, şöhret için olmadık şeyler yapan… Sonu yoktur bu döngünün.
Benim öğretmen arkadaşa bakışım, onun ölçme konusundaki körlüğüneydi elbette. Aksi hâlde onun amacı, yavaş da olsa kendini geliştirmekti. Özetle onun ulaşmak istediği şey öğrenmekti. Keşke içinde bulunduğumuz koşullarda çoğunluğun niyeti böyle olabilse… Çünkü o niyette bir çaba, olumlu bir istek var. Örneğin bu arkadaş; ömrünün çoğu savaş meydanlarında geçen, mücadeleden mücadeleye koşan Büyük Atatürk’ün 57 yıllık yaşam süresine binlerce kitap sığdırdığını bilseydi yine 87 kitapla övünür müydü?
Ülkenin kurucu önderi ile öğrenmeye çalışan bir öğretmen arasındaki mesafe bir yana; asıl tehlike çalmayı kazanç, yalanı zekâ sayan ahlak yoksunluğudur ve en büyük felaket de bu çarkı hâlen göremeyen körlüktür.
Oysa gerçek; yaşadıklarımız, nefes alışımız, sevinçlerimiz, umutlarımız, acılarımız ve mücadelemizdir. Peki, biz bunun ne kadar farkındayız? Koşullar ne olursa olsun gerçek her yerde bize bağırıyor, çırpınıyor: "Buradayım; beni gör, beni gör!" diyor.
Görenler mi? Çok az… Ama bakmayın az olduklarına, dünyayı değiştirenler de onlardır. Bakmayın öyle birilerinin hâlen boş atıp dolu tutmaya çalışmasına, havaya kurşun sıkmalarına! Gerçeği görenler, onun peşinde koşanlar ve onun için mücadele edenler hâlen var.
Tuz Bile Koktu!
Çürüme öyle bir boyutta ki kokusu her yanı sardı. Koku duyulmasın diye onu 1,5-2 metre derinliğindeki bir mezara da gömemiyorlar. Gömemezler, çünkü ölüm henüz gerçekleşmedi; bu, canlılıkla devam eden bir çürüme… O kadar ki yakında duran her şeye, herkese sıçrıyor.
Biraz daha basitleştirelim. Çeyrek asırdır ucube bir yönetimin, ucube kurallarının ve beceriksiz kadrolarının elinde yaşamdan uzaklaştırılmış, oluşturulan algılarla efsunlanmış bir halk… 25 yılın egemenlerinin liyakatsiz, kibirli, haksız ve hukuksuz yönetimi… Hedefleri ne pahasına olursa olsun iktidarlarını sürdürmek ve bunun için ne gerekiyorsa yapmak olan bir anlayış...
Bunun için içerideki çıkar odaklarını besliyor, dışarıdaki güçlere itaat ediyorlar.
Yoksulluğun, çaresizliğin ve yasakların pençesinde kıvranan bir toplum; tarikat ve cemaatlerin elinde heba edilen bir gelecek; emperyalizm ile feodalizmin, aşiret ağaları ve cemaatlerin kuyruğuna takılmış bir siyaset…
Bunun Adı; Öğrenilmiş ve Örgütlenmiş Körlüktür!
Yaşananlar bireysel bir duygu kaybı değil; toplumsal yapılar eliyle inşa edilen ve sürdürülen bir körleşmedir.
Tıpkı José Saramago’nun “Körlük” romanında olduğu gibi… Romanda herkes kör olur, sadece bir kadın görebilmektedir. Ardından karantina, tecrit, ahlaki yozlaşma ve düzenin çöküşü gelir. Şehir çöple ve ölülerle dolup taşar. İşte tam da o çürümenin zirve noktasında iyileşme başlar; körlük aniden biter ve görme yetisi geri gelir.
Bu sona inanmayanlar çok, biliyorum. Ama ne demişti Gazi Mustafa Kemal Paşa:
"Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır."
Elbette onun söz ettiği kuru bir umut değildi; eylemli, mücadeleci bir umuttu.
Saramago’nun dediği gibi: "Bizler aslında kör olmadık, zaten kördük. Gören ama görmeyen körlerdik..."
Şimdi; toplumsal yapılar tarafından sürece yayılarak inşa edilen ve toplumu 'gören ama görmeyen bir körlüğe' iten bu yapıyı geride bırakma vaktidir. Çürüme ne kadar derin olursa olsun eylemli umut, o çürümeyi yenecek kadar güçlüdür. Yeter ki görenlerin açtığı yolda yürümekten, insanca yaşama hakkımızı savunmaktan ve mücadele etmekten vazgeçmeyelim.