İmkansızın yırtılan eşiğinde çürüme: Fon krizinde kural tanımazlığın ‘Adaleti’
“İmkânsız!” dediğimiz ne varsa tek tek yaşadık. Olmaz dediğimiz ne varsa oldu. Sonunda doğup büyüdüğümüz, vatan dediğimiz bu topraklarda, kendi evimizde birer sürgüne dönüştürüldük; kendi öz yurdumuza yabancılaştık.
Oysa yolculuğumuz insani ihtiyaçlarımızla başlamıştı…
Toprağımızdan Koparıldık, Zehirlendik
Ormanlarımız, denizlerimiz, su kaynaklarımız, yaylalarımız ve meralarımız; kısacası nefes aldığımız her karış toprağımız sermayenin insafına terk edildi. Maden ve orman yağmalarından doğa harikası koyların betona gömülmesine, yaylaların turizm adı altında yok edilmesinden sularımızın ağır metallerle zehirlenmesine kadar talanı yaşadık. Depremlerde enkaz altında günlerce kurtarılmayı bekleyerek can verenlerin, maden facialarında diri diri gömülenlerin ve yakınlarının isyanına tekme savuran bencilliği yaşadık. Acı çekenlerin acısını iliklerimize kadar duyumsadık.
Dijital ağlar üzerinden banka hesaplarımıza sızıldı. Hastanelerin, okulların ve tüm kamu alanlarının piyasalaştırılmasına; ‘Yenidoğan Çetesi’ dehşetinden meslek lisesi öğrencilerinin ucuz iş gücü hâline getirilmesine tanıklık ettik. Depremzedeye çadır satan, kayıp çocukları unutturan bir vicdansızlığın ortasında bırakıldık, ölülerimizi ağladık.
Yozlaşan Kurumlar, Ayrıştırılan Toplum
Derinleşen bu ağır tabloda, kamusal ve toplumsal düzlemde unutulduk.
Sahte diplomalarla, hak edilmemiş unvanlarla makam, güç ve para sahibi olanların düzeninin kurbanları olduk. Akademik etik ve liyakatin gölgesinde geleceğimizden koparıldık. Öylesine kutuplaştırıldık ki içtenliğe, güler yüze ve hakikate hasret kaldık. Baskı ve tehditler haber alma özgürlüğünün yerini aldı: "Yandaşa var, yurttaşa yok" anlayışının haksız uygulamalarına kilitlendik.
Adım Adım Kuşatma
Gemiciklerden filolara, tek bir yüzükten villalara uzanan lüksün yükselişini izledik. Ergenekon, Balyoz, Casusluk kumpaslarıyla ordunun; mühürsüz oylar, kayyumlar ve siyasi tutuklamalarla siyasetin; liyakatsiz atamalarla devletin saygınlığının tükenişini gördük. Tarikat ve cemaatlere tanınan sonsuz serbestinin uygulamalarıyla akıl ve bilimden koparıldık.
Maskeli Söylemlerin Gölgesinde, Yalnızlık
Barış ve demokrasi söylemleri maskesiyle terör odaklarına sağlanan tavizlerle bölündük. Ege adalarında dalgalanan Yunan bayraklarını, Kıbrıs’ın bölgesel güçlerin arka bahçesine dönüştürülmesinin sahipsizliğini yaşadık.
Nihayet devlet güvencesi altındaki bulunan fonların boşaltılmasına ve milyonların birikiminin buhar oluşuna göz yumanların insafına terk edildik.
Havuç mu, Sopa mı?
Hukuk ve adalet nutukları atanlar, yolsuzlukların hesabını sormak yerine yeni bir 'yargı pazarlığı' oluşturdular. Vurgunla elde edilen kazançlara eşik koydular; 10 milyon liranın üzerindeki haksız kazancın iadesini, iade etmeyenler hakkında hukuki işlem yapılacağını ilan ettiler.
Soralım: 10 milyon liranın altı haksız kazanç sayılmıyor mu, suçun ve dolandırıcılığın yeni alt sınırı 10 milyon lira ise eğer 160 milyon lira yatırıp 2,2 milyar lira çeken eski bakan aklanacak mı?
Yarın Neye Uyanacağız?
Bütün yaşananların derinliğinde ve yıkıcılığında yarın uyandığımızda banka kasalarının boşaltıldığına mı tanık olacağız, ya da e-Devlet’teki mal varlığımızın sıfırlandığına mı, yoksa sızdırılan verilerimiz yüzünden hiç ilgimiz olmayan bir suçtan ötürü kapımıza dayanan güvenlik ekiplerince mi uyandırılacağız?
Depremde ölen vatandaşların kimlikleriyle meslek icra edilen, milyonluk yargı pazarlıkları yapılan ve Epstein skandallarının cirit attığı bir dünyanın çürümüşlüğünde artık hangi felakete "imkânsız" olarak bakacağız?
Anahtar İçimizde: Milli Hafıza ve Öz Güç
Bir köşe yazısı bu kadar pesimist olmaz” demeyelim; imkânsızın yırtılan eşiğinin oluşturduğu yozlaşmayı görelim. Ulusunun lehine başarılmış, inanılması imkânsız Ulusal Kurtuluş Mücadelemizi anımsayalım.
Yarınlarımıza göz diken emperyalizme, onun yerli iş birlikçilerine, yalana, yağmaya ve yozlaşmaya asla geçit vermeyelim. Başarmanın kilidi ‘imkânsızda’ gizli; fakat yazı boyunca aktardığımız; yakan, yıkan, insanı ve insanlığı yok eden imkânsızda değil; insan için iyiyi, doğruyu, güzeli arzulayan, millî hafıza ve öz güçle yol alanimkansızda…
Başarmanın kilidi uzakta değil yakında; karmaşıkta değil basitte, bilinmeyende değil bilinende, soyutta değil somuttadır.
Ve o yakın, basit, bilinen ve somut olan; tam da içimizde, bizimle...
Unutma, unutturma!