Euro
Arrow
55,9329
Dolar
Arrow
50,1343
İngiliz Sterlini
Arrow
66,9399
Altın
Arrow
6568,1486
BIST
Arrow
11.483
Anasayfa > Yazarlar > Hatice Topçu > Siyasi yozlaşma, toplumsal çürüme ve çöküş

Siyasi yozlaşma, toplumsal çürüme ve çöküş

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 07.11.2026 06:00

Ülkenin içinde bulunduğu ağır tabloyu birkaç cümleyle özetlemek artık olanaksız çünkü:

Enflasyonun erittiği alım gücü, yurttaşın belini büken vergiler, milyonlarca emekli ile asgari ücretlinin mahkûm edildiği sefalet, işsizliğin sürüklediği çaresizlik…

Toplumcu ve kamucu sağlık anlayışının tasfiyesi, randevu krizleri; özellikle radyolojik tetkikler için verilen sürelerin aylarca uzaması…

Gerici ve piyasacı eğitim politikalarıyla varsıl ile yoksul arasında derinleşen uçurum; okullarda artarak devam eden şiddet sarmalı ve akran zorbalığı; Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında sermayeye peşkeş çekilen ve iş başında can veren çocuklar…

Diyanetin, Millî Eğitim Bakanlığına koşut, hatta ondan daha yetkili bir konuma getirilerek eğitime yön vermesi; holdingleşen tarikat ve cemaatlerin, vakıf ve dernek kisvesi altında eğitim sektöründe özel okul, yurt, pansiyon, kurs ve vakıf üniversiteleri ile büyümeleri ve "değerler eğitimi" kılıfıyla okullara sokulan manevi danışman adıyla vaizler, din hizmetleri uzmanları, Kur'an-ı Kerim kursu öğreticileri, müezzinler…

Adam kayırma, nepotizm, liyakatsiz atamalar…

Evrensel ilkelerinden koparılan adalet sistemi, yandaşa imtiyazlı, muhaliflere düşman hukuku uygulamaları…

Basına uygulanan sansür, kapatılan televizyon kanalları, erişime engellenen sosyal medya hesapları ve tutuklanan gazetecilere verilen haksız ve ağır cezalar…

Hazinede kalan son varlıklar; köprüler, yollar, parklar, hizmet binalarının satışa çıkarılması…

Halkın iradesinin kayyımlar, tutuklamalar ve siyasi transferler yoluyla gasbedilmesi…

Sermayeye peşkeş çekilen madenler, ormanlar, sahiller, meralar ve yaylalar; yaşanan çevre katliamları, ranta teslim edilen kentler ve deprem bölgeleri…

Çocuk gelinler, kadın cinayetleri, çocuk istismarları…

Ekilmeyen tarım arazileri, çoraklaştırılan topraklar, can çekişen hayvancılık…

Dış ticaret açığının bütçede oluşturduğu gedikler, kredi borçları, karşılıksız para basımları…

Kendi Çaresizliğini Yaratan Muhalefet

Peki bu tabloda Metropoll Araştırma Şirketi'nin yaptığı son ankette, iktidar partisi %31,9 oy oranıyla birinci konumdayken, ana muhalefet partisinin %25 oy oranıyla ikinci sırada yer alması niye?

Kısaca özetleyelim: Yıllarca iktidarın önünü açan Kemal Kılıçdaroğlu, siyasi bir operasyonla CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturtuldu. Partiden ayrılan çoğunluğun kurduğu Yeni Parti ise çerçeve yasa oylamasında yönetim kadrosuyla “evet” kararı alarak milletvekillerini serbest bıraktı. Yönetim kadrosuna göre bir “strateji”, geniş seçmen kitlelerine göre bir “dik duramama” olarak değerlendirilen bu tutum telafi edilemedi; çünkü tam bağımsızlık özünde kurulan bir cumhuriyette, terörün aklanması yönündeki oylamanın “strateji” olarak sunulması kabul edilemezdi. Böylece ana muhalefet partisi kendi çaresizliğini kendisi yaratmış oldu.

Öte yandan İYİ Parti liderinin kürsüdeki sert söylemlerine rağmen Anıtkabir'de çözüm sürecinin mimarıyla kol kola girmesi, seçmende derin bir güvensizlik yarattı.

Tüm bu tartışmaların gölgesinde, 'çözüm süreci' adıyla başlatılan süreç tehlikeli bir hız kazandı. Teröristbaşının özel bir konuta nakledilmesi ve sözcülerinin bu konutun 'koordinasyon merkezi' açıklamaları siyasi yozlaşmanın odağı oldu.

Yetmedi; 2 Kasım’da 24 farklı kentten Ankara’ya gelen ve kendilerine “barış annesi” diyen 300’ün üzerinde kadın, Meclis Parkı’nda toplanarak Öcalan’ın serbest bırakılması, hukuki statüsünün belirlenmesi ve cezaevindeki tutuklular için yasal adımların atılması çağrısında bulundu. Ardından Kurtuluş Parkı’na geçen grup, burada gece boyunca nöbet eylemi gerçekleştirdi. Eylem sürecinde DEM Parti yetkilileri grubu ziyaret etti; sonrasında TBMM Başkanı ve Adalet Bakanlığı yetkilileriyle görüşmeler yapıldı.

Yetmedi; 3 Kasım 2026 tarihinde DEM Parti grup toplantısında malum anneler konuşturuldu. Mesajları da “Öcalan’la el ele verin!” oldu. Sonrasında sırasıyla siyasi parti gruplarıyla (Yeni Parti, Yeni Yol Partisi, MHP, AKP ve CHP grupları ve temsilcileriyle) bir araya gelindi.

Bütün bunlar, Birinci Dünya Savaşı sonrası mağlup devletlere imzalatılan ve uygulanmayan tek antlaşma olan Sevr'i yırtıp atan ülkemizde yaşandı. 

Bu noktada yakın geçmişte özlük hakları için Kurtuluş Parkı’nda eylem yapan gazilere, İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüp basın açıklaması yapmak isteyen emeklilere ve bakanlıklara yürümek isteyen özel sektör öğretmenleri ile işçilere yönelik polis müdahalelerini ve yaka paça gözaltıları anımsayıp “Biz neredeyiz?” sorusunu soralım.

Biz ağır bir yıkımın ortasında, emperyalizmin yeni bölünme planı BOP’un eşiğinde ve bütün bunların yanında vurgun siyasetinin göbeğindeyiz.

Öyle bir vurgun ki İran Savaşı’nın ABD’ye maliyeti yaklaşık 47 milyar dolar, 2023 Kahramanmaraş merkezli depremin ülkemize maliyeti yaklaşık 35 milyar dolar iken biz 173 milyar dolarlık fon vurgununun göbeğindeyiz… 

Bu vurgun ile yukarıda sıraladığımız maliyetler daha da ağırlaşacak; krizin uzun vadeli etkileri derinleştikçe yurttaşın sırtındaki yük katlanarak büyüyecektir.

Tek Kurtuluş Adresi: Halk 

Artık yurttaş laf kalabalığı değil, somut ve gerçek bir çıkış istemektedir; tıkanan kurumsal mekanizmaların aşılmasını ve vurguncuların cezalandırılmasını beklemektedir. Hepsinden önemlisi, üniter ulus devletimize, laik cumhuriyetimize ve dil birliğimize yönelik saldırıların son bulmasını talep etmektedir.

Öyleyse bu vahim tablodaki gerçek seçenek, halk muhalefetidir. Bu çöküşten, kokuşmuşluktan ve egemenlik gasplarından kurtuluşun yegâne yolu -tarihsel birikimimizde olduğu gibi-halkın kendi azim ve vicdanında saklıdır. Özünü tam bağımsızlıktan ve ulusal egemenlikten alan tek kurtuluş adresi yine Cumhuriyet’tir.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları