Takvimler ilerledi ve her yıl olduğu gibi okulların açılma tarihi gelip çattı. 2026-2027 eğitim ve öğretim yılı 14 Eylül Pazartesi başladı.
Ömrünün yarısından çoğunu eğitim iş koluna vermiş biri olarak, böyle bir tarihte eğitim yazmalıyım diye düşünerek klavyenin başına geçtim.
Eğitim gelecekle ilgilidir. Dolayısıyla süslü sözler, amaca hizmet eden nicelikler, allayıp, pullanan görüntüler sonucu değiştiremez.Eğer sonucu iyileştirmek istiyorsanız süreçleri de iyileştirmek zorundasınız.
Her yıl olduğu gibi sene başı öğretmenler kurulu toplantıları yapıldı. Bu toplantılarda gerçekten öğretmenler mi dinlendi, yoksa merkezden dikte edilen iş ve işlemler mi öğretmenlere dinletildi?
Bu toplantılarda konuşulanların ne kadarı eğitimin yapısal sorunları ve eğitimin bileşenleriyle ilgiliydi?
Örneğin okullarda kadrolu destek hizmet personeli eksikliği, yetersiz okul bütçeleri, öğretmen özlük hakları, öğrenci sağlığı ve güvenliği,kalabalık sınıflar, ikili öğretimve bütün bunlara bağlı olarak velilerin katlandıkları ağır maaliyetler gündem konusu oldu mu?
Her eğitim öğretim yılı başında Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) bir genelge yayınlar. O genelge ile yeni öğretim yılına yön verilir. 2026-2027 yılında da2026/70 numaralı,44 maddelik bir genelge yayımlandı.
Genelgenin daha ilk maddesinde dönemsel siyasi söylemler göze çarpmaktadır. Metinde geçen “tavizsiz en temel öncelik…”,“…devlet idaresine uygun hareket etmek…”,“Türkiye yüzyılı…” gibi ifadeler okulları özgür bilgi üreten yerler olmaktan uzaklaştırıp ideolojik propaganda alanına dönüştürme amacını yansıtmaktadır.
Genelgede sözü edilen yıl boyunca bakanlıkça hazırlanacak uygulama kılavuzları doğrultusunda etkinliklerin yapılması bir uzmanlık mesleği olan öğretmen üzerinde vesayet kurma,özerkliğini elinden alma ve böylelikle merkezileşmiş, tek tipleştirilmiş bir yöntemidayatmaktadır.Bu durum çağdaş eğitim ilkeleriyle çelişmekte, ülkemizi çağından uzaklaştırmakta,ezberci, sınavcı, dinci ve piyasacı birey yetiştirmeyi amaçlamaktadır.
Genelgede yer verilmiş iş ve işlemler yapısal sorunları arkalamıştır. Örneğin sınıf mevcutları düzenleme görevi Milli Eğitim Müdürlüklerine (MEM) verilmiştir. Bu bağlamda MEM’ler: “Okul türlerinin değiştirilmesi, binaların takası ve alternatif çözüm önerilerinin geliştirilmesi tedbirlerinin alınması eğitim öğretim yılı içerisinde sınıf mevcutlarında azalma olması halinde ilgili sınıf şubelerinin birleştirilmesi ve öğrencisi kalmayan şubelerin kapatılması…” şeklinde talimatlandırılmıştır.
Dolayısıyla maddede sınıf mevcutlarının çoğalmasına ilişkin herhangi bir talimatayer verilmemiş,bu sorumluluktan doğacak sonuçlar MEM’lerin üzerine bırakılmıştır.
Genelgede öğretmenlerin önlük giymesi konusu; “Öğretmenlik mesleğinin saygınlığını, temsil sorumluluğunu ve öğrencilere örnek olma niteliğinin gözetilmesine…”şeklinde ifade edilmiş,düzenlemenin takibi görevi ise dün başörtüsünü getirebilmek için yönetmeliği görmezden gelmeleri istenen MEM’lere yüklenmiştir.
Süreçte kılık kıyafet konusu öyle bir hal almıştır ki okullarda sakaldan, takkeye, türbandan, şalvara, mini etekten, şorta kadar sınırsız bir kılık kıyafet yelpazesi oluşmuştur. Gelinen noktada amaç da gerçekleştiğine göre bu görüntüleri görünmez kılma ihtiyacı doğmuş olacak ki dün görmezden gelinen “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık Kıyafetine Dair Yönetmelik” raftan indirilmiştir.
Genelge ile öğretmenlere yüklenen ‘iş ve işlemler’den biri de bakanlıkça oluşturulan dijital platformlara öğretmenlerin veri girmesi zorunluluğudur. Bu uygulama ile öğretmene ders görevi dışında aşırı yük yüklenilmiş,öğretmenler merkezden izlenen nesnelere dönüştürülmüştür.
Bir başka kanayan yara norm fazlası öğretmenler konusudur. Genelgede bu öğretmenlerin herhangi bir takvime bağlı kalmaksızın ihtiyaç halinde atamalarının yapılacağı belirtilmiştir.
Düşünebiliyor musunuz, idarenin planlama hatası nedeniyle oluşan norm fazlası olma durumunun faturası yine öğretmene kesilmiştir.Dolayısıyla resen yapılacak bu atamalar ile öğretmenin aile bütünlüğünün bozulması, kişi hak ve özgürlüklerinin ihlali otorite tarafından uygun görülmüş ve kararın eğitim öğretim yılı başında öğretmenlere dikte edilmesinde sakınca görülmemiştir.
Gelelim; “okullarda kutlama, anma günü, mezuniyet ve benzeri etkinliklerde kullanılacak müzik, video, broşür, pankart vb.’nin ‘Eser İnceleme ve Seçme Kurulu’ onayı ile kullanılması, sosyal medya paylaşımlarında pedagojik ve etik ilkelere riayet edilmesi, mezuniyet etkinliklerinin toplumsal değerler ve öğrenci kimliğiyle uyumlu olacak ve velilere ilave yük getirmeyecek şekilde yürütülmesi…”düzenlemesine!
Bu maddeyi okuyunca gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Aklıma (3/2/2022-7354/10) tarih ve sayılı düzenleme ile mülga sayılan (yürürlükten kaldırılan) 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu 43.maddesi geldi. Maddede öğretmenlik mesleğine hazırlığın, genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon ile sağlanacağı belirtilmişti.
Demek ki neymiş?
Dün okullara tarikat ve cemaat mensuplarını sokabilmek için pedagojik formasyonu kaldıranlar, işlerine geldiği zaman hazırladıkları genelgede “pedagojik formasyon” diyebiliyorlarmış!..
Özetle 2026-2027 eğitim öğretim yılına cumhuriyet eğitiminden biraz daha uzaklaşarak başlıyoruz. Karşı devrim güçleri çağdaş, laik, bilimsel, kamucu eğitimin son kırıntılarını da temizleme yolunda çalışmalarını sürdürüyor. Piyasacı, gerici eğitim anlayışı geleceğimizi çürütüyor.
Çok Okunanlar
Avrupa Ligi'nde gecenin sonuçları belli oldu
İspanya Süper Kupa'nın İstanbul programı belli oldu
İstasyonlar tabelaya sığmayan fiyatı EPDK'ya sordu
Emniyet Müdürleri Kararnamesi Resmi Gazete'de
Gençlik ve Spor Bakanlığı'ndan Galatasaray açıklaması
Erdoğan-Trump görüşmesi New York’ta yapılacak
Ümit Özdağ'dan Diyarbakır'daki tabelalar için suç duyurusu
Seyirci tepkisi Tuzlu Kahve'nin yapım ekibine geri adım attırdı
Ünlü müteahhit 8 yıl sonra hakim karşısına çıktı... Ama nasıl?!
Kaşif Kozinoğlu bilmecesi!