Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
36,0285
Dolar
Arrow
33,0551
İngiliz Sterlini
Arrow
42,9337
Altın
Arrow
2623,0000
BIST
Arrow
11.081

İstiklali yok eden adli kapitülasyon

İstiklal, Reşat Nuri Güntekin’in tek perdelik, günümüzde unutulmuş bir tiyatro eseridir. Ne zamandır yazmayı düşünüp ertelediğim, sonra da unuttuğum bu konuyu yurt dışında kaleme almak varmış. Osmanlının çöküşünün en önemli etkenlerinden biri de emperyalist devletlere tanınan ekonomik, mali, adli kapitülasyonlardır. Yazar, tek perdelik oyunda, devletin yargı tekelini yok eden Adli Kapitülasyonları işler. Büyük yazar, Osmanlı ülkesinde bulunan  yabancı uyruklu kişinin, Türk mahkemeleri tarafından yargılanamaması demek olan Adli kapitülasyonu bir perdelik oyunda ne kadar kadar güzel anlatmış. 

Biz oyunu kısaca anlatmaya başlayalım artık: Tek perdelik oyunda sahne, cezaevi müdürünün odasıdır ve hiç değişmez. Ege / Akdeniz bölgesinde bir sahil kasabasının Cezaevi Müdürü, odasında heyecanla birilerini beklerken, kendi kendine konuşmaktadır. Müdür, meslek yaşamında ilk kez bir idama tanıklık edecektir. Kasabanın bıçkınlardan Adalı Hüseyin’in, önceki vukuatlarında birkaç yatıp tahliye olduğu cezaevinden bu kez tabut içinde çıkacaktır. Odanın bir köşesinde sessizce bekleyen ihtiyar, oğlunun kanlısı ipte sallanırken seyredip yüreğini soğutmaya gelmiştir.

İlçe Kaymakamı, Savcı, Adliye müfettişi, ilçeye yaka silktiren Adalının hücresinden çıkarılmasını beklerken aralarında sohbet etmektedirler. Son vukuatında kasabanın sevilen bir delikanlısının canına kıymaktan yargılanan Adalı, idam cezasına çarptırılmıştır. İlçenin mülki amiri ve adli yetkilileri, kasabaya yaka silktiren püsküllü beladan biraz sonra kurtulacakları için memnundur. 

Cezaevi müdürünün kapısını çalan jandarmanın arkasından bir yabancı subay ile çevirmeni odaya girer. Bunlar hiç beklenmeyen konuklardır. Geliş nedenleri biraz sonra anlaşılır. Kasabanın karşısındaki Terma Adası, 5 yıl kadar önce Osmanlının elinden çıkarak, yabancı bir devletin egemenliğine geçmiştir. Hüseyin’in ağabeyi Resul Efendi, bu adanın Belediye Başkanıdır. Resul Efendi’nin, kardeşinin kurtarılması ricası üzerine Adadaki birliğin Kumandanı Galo, Osmanlı Valisine nota verir.  Nota’da, Hüseyin’in Terma doğumlu olması nedeniyle yurttaşları olduğu, Osmanlı ile imzalanan Adli Kapitülasyon hükümlerine göre Osmanlı mahkemelerinin yargı yetkisinin bulunmadığı hatırlatılarak, Hüseyin’in iadesi istenilmektedir.   

Kumandan Galo’nun notası üzerine Vali, infazın durdurulması ve Hüseyin’in gelenlere teslimi için Kaymakama acilen talimat yazar. Galo’nun yaveri binbaşının, kaymakama elden teslim ettiği talimatta, infazın hemen durdurulup, mahkumun gelenlere teslimi emredilmektedir. Valinin talimatını okuyan kaymakam, savcı ve müfettiş, namlularını kasabaya çevirmiş iki dretnot ile bir savaş gemisinin kasabanın açığında beklediği haberini de alınca, mahkumun gelenlere teslim edilmesinden başka bir seçenekleri olmadığını anlarlar.  

Oğlunun kanlısının biraz sonra ipte sallanacağı anı bekleyen acılı baba için bu kararın ikinci bir cinayetten farkı yoktur. İsyankar sözlerle bağırıp çağırdıktan sonra bir köşeye çekilip sessizliğe bürünür. Diğerlerine göstermeden kuşağında sakladığı bıçakla adaleti yerine getirmeye karar vermiştir. Hüseyin, yabancı subaya teslim edilirken kuşağına sakladığı bıçakla işini bitirecektir. 

Bu arada hücresinden çıkarılan Adalı, Jandarmalardan birini kulağını, birinin parmağını ısırmış, üçüncüsünün dişini kırmıştır. Zorlukla sokulduğu müdür odasında savcıya kaymakama küfürler yağdırmakta, ağzına geleni söylemektedir. İhtiyar ise, hançeri saplamak için uygun anı beklemektedir., Yılışık bir ifade ile araya giren tercüman, Terma kumandanı Galo’ya teşekkür etmesini, onun baskısıyla infazın durdurulduğunu, kendisini Adaya götürmeye geldiklerini söyleyince, Adalı kısa bir şaşkınlık geçirir. Meseleyi iyice anladıktan sonra sahnede bambaşka bir Adalı Hüseyin görürüz. Yabancı bir devletin baskısıyla infazın ertelenmesi, biraz sonra salıverilecek olması, yabancılar karşısında devletinin acizliği, onun ruhunun derinliklerine yaşayan milli gururunu derinden yaralamıştır.

Adli kapitülasyonlar sayesinde ipten kurtulacak olan Adalı, Terma’dan gelen binbaşı ile yılışık tercümana döner: “Benim bütün ahlaksızlıklarıma, pisliklerime karşı tek bir iyi tarafım vardır. Benim memleketimin, devletimin işine yabancıların dost olsun düşman olsun burnunu, parmağını sokmasına tahammül edemem. Benim devletim, benim kanunum beni ölüme mahkum ediyor. Haksız yere bile olsa benim devletimdir, benim milletimin kanunudur. Komutanına de ki; bu külhanbeyinin tahsili terbiyesi yok. Adamakıllı lakırdı etmesini hiç bilmiyor. Bir tek lügat biliyor: İstiklal !

Hüseyin’in tiradı, idarecilerimizi utandırmış, az önce caninin kanını içmek için fırsat kollayan babayı derinden etkilemiştir. Coşkulu konuşmanın ardından kelepçeleri takmaları için jandarmalara ellerini uzatıp sehpaya yönelen Adalı’yı yaşlı gözlerle izleyenler arasında baba da vardır.  O artık, az önceki kanını içmeye can attığı caniyi, milletini ve devletini küçük düşürmemek için ipe giden bir kahraman olarak görmektedir.  Az önce evladı için gözyaşı döken baba, ikinci evlat olarak gördüğü Adalının ardından sarsıla sarsıla ağlarken perde iner.