Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

'Ekolojik Anayasa' çağrısı

Türkiye’de son yıllarda doğaya ve yaşam alanlarına yönelik saldırılar her geçen gün artarken, sömürge madenciliği uygulamaları vatandaşları isyan noktasına getirirken, dünyada ise “çevre” haklarından “doğanın haklarına” geçiş süreci başladı...

Yunanistan, Butan gibi ülkeler ormanlarının yüzde 60’ını “dokunulamaz” ilan ederken, Colombia gibi bazı ülkeler de madencilik konusunda çok ciddi sınırlamalar getirdi.

Dünya “Ekolojik Anayasa”yı tartışıyor... Ve tam da bu tartışmaların gölgesinde, İstanbul Barosu çok dikkat çeken uluslararası bir sempozyuma imza attı...

5-6 Haziran 2026 tarihleri arasında “Küresel Ekolojik Zorluklar Çağında Anayasacılık” başlığı altında gerçekleştirilen uluslararası sempozyumda, dünyanın dört bir yanından gelen akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri bir kez daha İstanbul’dan,    “suyuma-toprağıma ve havama dokunma” diye haykırdılar. Elbette bu haykırış bilimsel sunumlarla, konuşmalarla ve bu konuşmaları destekleyen görsellerle yapıldı.

Organizasyonun gerçekleşmesinde büyük payı olan ve açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu, iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ve geniş çaplı çevresel bozulma gibi küresel ekolojik sorunların artık dünyanın öncelikle sorunları haline geldiğini söyledi. Kaboğlu, dünyada ve elbette Türkiye’de son dönemlerde doğal ortama yönelik saldırılara dikkat çekerek, bir ülkenin ormanlarının, derelerinin ve topraklarının korunması ilkesinin anayasaların değiştirilemez hükümleri haline gelmesi gerektiğini vurguladı.

Ekolojik sorunların ve doğal yaşama yönelik şiddetini giderek yükselen saldırıların, siyaseti, hukuk sistemini ve kurumsal yapıları yeniden şekillendirdiğini söyleyen Prof. Dr. Kaboğlu,                 bu noktada mevcut anayasalar üzerinde de bir baskı oluştuğuna dikkat çekti. Kaboğlu, bütün canlıların en temel hakkı olan “yaşam hakkı” üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle, ekolojik yıkımın anayasaların yapısal değişimini zorunlu kıldığını vurguladı.

Polonya, İtalya, Nijerya, Fransa, Vietnam, Avusturya, Meksika, Kanada, ABD, Endonezya, Yunanistan, İspanya ve Türkiye’den akademisyenlerin, sivil toplum temsilcilerinin ve avukatların katıldığı uluslararası sempozyumda, bu ekolojik felaketlerin önüne geçebilmek için devletlerin yeni bir çevre sözleşmesine ihtiyaç duyduğu belirtildi.

ABD’li Akademisyen James May, ABD’de 1975 yılında çevresel konularla ilgili 64 makale yazılırken, artık her yıl binin üzerinde makalenin ve araştırmanın yayınlandığını ve bu durumun ekolojik krizlerin tüm dünyada olduğu gibi ABD’de de önemli bir sorun olduğunu gösterdiğini söyledi.

Ankara Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, Uluslararası Anayasa Hukuku Derneği (IACL) Başkanı Prof. Dr. Selin Esen çevre hakkının insan haklarının uzantısı olduğuna dikkat çekerken, Karşılaştırmalı Çevre Hukuku Uluslararası Merkezi (CIDCE) Başkanı Prof. Dr. Michel Prieur ise iklim krizinin ciddi bir sorun olduğunu ve çevre hukukunun belirlenmesinde gençlere güvendiğini ifade etti. Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği Başkanı (Anayasa-Der) Prof. Dr. Didem Yılmaz ise küresel ekonomik krizlerin insanlarda var oluş mücadelesini artırdığını belirtti.

Sempozyumun ikinci gününde, “Çevresel Adalet ve Savunma” başlığı altında gerçekleştirilen oturumda, “İliç-Çöpler Faciası Işığında Neoliberalizmin Şiddetini Giderek Artıran Ekokırım Uygulamalarına Analitik Bir Bakış” başlığıyla ben de bir sunum yaptım. Aşağıdaki linkten İstanbul Barosu’nun X hesabından ya da benim X hesabımdan bu sunumun tamamını izleyebilir ve dinleyebilirsiniz...

https://x.com/istbarosu/status/2063221670857281896

İki gün süren sempozyumun ardından,“ANAYASACILIK VE KÜRESEL EKOLOJİK MEYDAN OKUMALAR ÇAĞI” başlıklı bir de sonuç bildirgesi yayınlandı.

Temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre hakkı dâhil olmak üzere tüm insan hakları ve temel özgürlüklerin evrensel, bölünmez ve birbirine bağımlı olduğunun belirtildiği sonuç bildirgesinde, küresel ekolojik meydan okumalar çağında bu hak ve özgürlüklerin anayasal güvence altına alınmasından devletlerin sorumlu olduğu vurgulandı.

Şirketlerin ve kurumların o ülkede bulunan vatandaşların ve tüm canlıların temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına saygı göstermeleri gerektiğine dikkat çekilen bildirgede, çevresel yıkımın insan haklarıyla doğrudan ilişkili bir konu olduğu, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre konusunda Birleşmiş Milletler kararlarına vurgu yapıldı.

Anayasaların süreç içinde önce “demokratik anayasalara” evrildiğini ve gelinen noktada ise artık “ekolojik anayasalara” evrilmesi gerektiğine vurgu yapılan bildirgede, çevresel hukuk devletinin anayasa mahkemeleri aracılığıyla güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Doğa haklarını da kapsayan bir ekolojik anayasanın yapılması gerektiğine dikkat çekilen bildirgede,“ekokırımın” Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda uluslararası bir suç olarak tanınması çalışmalarına destek verildi ve çevre suçlarına ilişkin hazırlanmakta olan uluslararası protokolde ekokırım suçuna yer verilmesi gerektiği vurgulandı.

İbrahim Gündüz