İzmir’in 35 dereceyi geçen sıcağından kalkıp Trabzon Havaalanına indiğimde doğup büyüdüğüm yeşil dünyanın bildik kokusunu çektim içime... Farklı bir dünyaya geldiğinizi hemen anlıyorsunuz... 35 derece sıcaklık birden 20-25 bandına çekiliyor... Gökyüzü sanki sizi bütün kötülüklerden korumak istercesine beyaz bulutlarla kaplı... Ve yağmur ise huzur veriyor; ruhunu yıkıyor insanın...
Avrupa’da aşırı sıcaklar nedeniyle binlerce insan hayatını kaybederken ve Türkiye’nin güneyi benzer sıcakların etkisiyle yanarken, 12-14 Temmuz tarihleri arasında üç gün boyunca sanki başka bir dünyadaydım...
Yormayan, dinlendiren, nefes aldıran ve seni hayata bağlayan bir dünya... Ama bu dünya, yani Türkiye’nin yeşil yüzü olan Karadeniz, zor günler geçiriyor...
Türkiye’nin yeşil yüzü, yemyeşil gözü saldırı altında...
Rize-Çayeli’nde 24 köyün arazisi üzerinde kurulmak istenen dördüncü grup altın-gümüş-bakır madeni için Çayelililer istim üzerinde... Daha doğrusu karşı karşıya oldukları tehlikeyi gören, görebilenler tedirgin ama Çayelililerin çoğu, bölgede ve Türkiye’de tam bir karartma uygulandığı için konudan bihaber...
Tehlikeyi gören ve hemşehrilerini uyarmak ve uyandırmak için çabalayan Aslı ve Hikmet Eren çifti, Karadeniz’in doğasını korumak için canla başla mücadele veriyor. Oluşumunda en büyük paya sahip oldukları “Karıncalar Birleşin Platformu” da bu mücadeleye güç veren önemli bir sivil toplum örgütü...

(Çayeli Panelinden)
Bu çerçevede 12 Temmuz Pazar günü Çayeli’nde düzenlenen panelde dilim döndüğünce gerçekleri anlattım... Türkiye’nin dört bir köşesinde yapılan bu bölgesel paneller ve konferanslar benim için de öğretici oluyor... Vatandaşları, köylüleri bire bir dinlemek, yaşadıklarını anlayabilmek doğru yorumları yapabilmek için büyük bir öneme sahip...
Artvin, Trabzon, Gümüşhane ve Rize’de çevre ve doğa koruma mücadelesinde ön saflarda yer alan Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu hocamız da panelin konuşmacılarından birisiydi ancak son anda yaşadığı küçük bir sağlık problemi nedeniyle aramızda yer alamadı. Buradan kendisine bir kez daha “acil şifalar” dileklerimizi iletelim...
Bugün Çanakkale’den Artvin’e, Erzincan’dan Muğla’ya, Uşak’dan Rize’ye Türkiye’nin dört bir köşesinden çığlıklar yükseliyor... Çanakkale-Bayramiç’in Hacıbekirler köyünden Gülferit Güven hanımda, Muğla-Milas İkizköy’den Esra Işık da, Çayeli’nden Aslı Kahraman Eren de, Artvin’den Nur Neşe Karahan da aynı şeyi söylüyor: Köyüme, toprağıma, tarlama, ormanıma, merama dokunma...
Türkiye’nin bütün dağları, ormanları, tarlaları, köyleri ve su kaynakları “meta” olarak görülüp satılığa çıkarılmış durumda... Önlerindeki tek engel yaşam alanlarını, tarlalarını, su kaynaklarını, ormanlarını korumaya çalışan köylüler ve vatandaşlar...
Ordu’nun dillere destan Perşembe Yaylası’na saldırı başladı bile... Bir tanesini koparmanın cezası 245 Bin TL olan “yayla orkideleri” ve sadece o bölgede yetişen “orman gülleri” dozerlerin ve kepçelerin paletleri altında yok ediliyor...
1980’lerde başlayan ve 23 yıldır da AKP’nin uyguladığı neoliberal politikalar tarımı küçümsemekte ve küçültmekte, toprak sahiplerini maden işçilerine çevirmekte; toprağın üzerinde tarım yapmak yerine, insanlar toprağın altına yönlendirilmekte...
Bugün Türkiye’de otoriter populism, ekstraktivizm yani sömürge madenciliği yani kaynak sömürüsü ve neoliberalizm politikaları uygulanmaktadır.

(Çayeli Panelinden)
Bu noktada 13 Şubat 2024 tarihinde yaşanan Erzincan-İliç’teki Çöpler Altın Madeni Faciası, vahşi kapitalizmin sömürge madenciliğinin en çarpıcı örneklerinden birisidir... Kâr ve rant uğruna, neleri yapabileceklerinin en acı örneklerinden birisidir... Fırat Irmağı’nın kıyısına inşa ettikleri 264 metre yüksekliğindeki liç dağına, kısa zamanda çok fazla altın elde etmek düşüncesiyle kapasitesinin çok üzerinde siyanürlü solüsyon yüklediler.
Bir başka deyişle bütün bakanlıkların ve devletin ilgili kurumlarının uyuduğu bir ortamda patlamaya hazır bir saatli bomba inşa ettiler. Ve o bomba patladı... 9 işçi tarifi imkânsız acılarla hayatını kaybetti...

(Çayeli Panelinden)
Refah ve ekonomik büyümeyi her şeyin üstünde tutmak, neoliberalizmin temel farkıdır. Bu yüzden nekropolitikaları (ölüme terk etme) uygulamaya başladılar... İnsanların nerede yaşadığı, nereye taşındığı veya nerede kaldığı önemli değil. Önemli olan, sömürücü politikalar ve kararlar.
Asıl mesele, kalkınma adı altında doğanın zehirlenmesini ve ekokırımı meşru gören anlayıştır... Altını, nadir toprak elementlerini “zenginlik” sayıp, suyu, toprağı ve insan sağlığını hiçe sayan zihniyet değişmek zorundadır...
(Yarın devam edecek)
İbrahim Gündüz
Çok Okunanlar
Oğuzhan Uğur gözaltına alındı
CHP'li Bülbül'den 'ikili hukuk sistemi var' eleştirisi geldi
15 Temmuz başarılı olsaydı!..
AKP'li Ok tayin için 'ricada' bulundu, imzasını taşıyan yazı ortaya çıktı
Haluk Levent tarafından duygusal ve maddi olarak istismar edilen kadınlar...
Dünya büyüyor, Türkiye kalkınıyor mu?
2023 seçimi sonrası kaldığı oteli gündeme getirdi
AKP'li Tayyar ekonominin suçlusunu işaret etti, yurttaş başını eğip sustu
DEM Parti heyetinden MHP Genel Başkanı Bahçeli ile görüşmeye ilişkin açıklama
Saldırı altındaki Karadeniz (1)