Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
53,4536
Dolar
Arrow
44,7214
İngiliz Sterlini
Arrow
63,3513
Altın
Arrow
6093,2707
BIST
Arrow
10.729

Saldırı altındaki Karadeniz (2)

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Çayeli Paneli'ndeki konuşmacılardan birisi de yıllarca Çayeli Bakır Madeni’nde çalışmış ve emekli olmuş Mehmet Albayrak’tı... Bugün Cengiz Holding’in sahibi olduğu Çayeli Bakır İşletmeleri büyümek istiyor... Kapasitesini artırmak ve 24 köyü içine alan bir arazide açık ocak madenciliği yapmak istiyor...

Mehmet Albayrak’ın anlatımları önemliydi... Çünkü Albayrak yıllarca Çayeli Bakır Madeni'nde cevher işleme bölümünde çalışmış, tehlikeli kimyasalları yönetmiş, kullanmış ve madeni içeriden bilen bir isim. Yaşadıklarını ve Çayeli’nin, Karadeniz’in karşı karşıya olduğu tehlikeyi haykırmak istiyor. 

DOĞRUDAN KARADENİZ’E DÖKÜLEN ZEHİRLİ ATIKLAR

Bakır madenlerinde de an az “siyanür” kadar çok tehlikeli ve zehirli kimyasallar kullanıldığını belirten Mehmet Albayrak, kimyasal işlemler sırasında “kükürt dioksit” ve “hidrojen sülfür” gibi zehirli gazlar ortaya çıktığını ve tesislerde bolca da “sülfürik asit” kullanıldığını anlatıyor. Üstelik Çayeli Bakır İşletmeleri’nde ortaya çıkan zehirli atıklar doğrudan Karadeniz’e deşarj ediliyor. Deniz Deşarj Sistemi deniliyor... Saatte 650 ton, ayda 483 bin ton, yılda ise yaklaşık 6 milyon ton zehirli atık, (maden zenginleştirme işlemi sonrasında ortaya çıkan proses atık çamurları ve atık suları) Karadeniz’e dökülüyor. 

Borularla kıyıdan 273 metre açığa taşınan madenin zehirli atıkları, Karadeniz’in dibine gönderiliyor. Çözüm dedikleri bu! Bertaraf dedikleri bu! Neymiş efendim Karadeniz’de 200 metrenin altında yaşam zaten yokmuş. Evet Karadeniz’de 200 metrenin altında canlı yaşamına müsaade etmeyen zehirli bir gaz kütlesi olabilir... Peki siz zehirli gaz kütlesinin olduğu bölgeyi zehirli atıklarınızla doldurursanız, bu zehirli kütle yüzeye doğru hareket etmez mi? En temel fizik kuralı: Sıvı ve gaz kütlenin olduğu bölgeye yükleme yaparsanız, o sıvının veya gazın taşmasına neden olursunuz... Yani siz çözüm olarak sunduğunuz bu işleminizle, Karadeniz’in dibindeki zehirli kütleyi, yüzeye doğru itmiş oluyorsunuz...

Ayrıca milyonlarca ton sülfür içeren yani Asit Maden Drenajı dediğimiz sülfürik asit sızıntısına neden olacak tehlikeli pasa da Çayeli’nde derelerin, bahçelerin kenarına yığıldı ve yığılmaya devam ediliyor... 

Şimdi hem madeni büyütmeyi hem de açık işletme haline getirmeyi planlıyorlar... Yani ekolojik yıkım çok daha büyük boyutlarda yaşanacak. Murgul’da ne yaşanıyorsa aynısı Çayeli’nde yaşanacak... Adımlar atıldı... Ruhsatlar verildi... 

Çok uzak olmayan bir bölgede, Artvin’de yine Cengiz Holding’in işlettiği Murgul Bakır İşletmeleri’nde de benzer bir tablo yaşanıyor. Orada deniz deşarjı yapamadıkları için zehirli atıkları atık barajlarında tutuyorlar. O eninde sonunda sızdıran, taşan ve patlayan atık barajlarında... Murgul’da da 200 bin dönümlük bir alanda kapasite artışına gidileceği söyleniyor. 

FACİANIN EŞİĞİNDEN DÖNÜLMÜŞ

Mehmet Albayrak, Çayeli Bakır Tesisleri'nde bizzat şahit olduğu bir olayda nasıl facianın eşiğinden dönüldüğünü, o günü tekrar yaşar gibi heyecan içinde anlatıyor. Albayrak’ın anlattığına göre, madendeki kimyasal işlemler sırasında ortaya çıkan ve en az siyanür kadar zehirli bir kimyasal olan kükürt dioksidin (SO2) depolandığı tank patlamış... Büyük bir şans eseri o gün yağan şiddetli yağmurlar, patlayan tanktan saçılan zehirli gazların atmosfere yayılmasını engellemiş. Şiddetli yağmurlar nedeniyle kükürt dioksit gazı ortama yayılamadan asit olarak yere düşmüş... Normalde tesislerdeki kimyasal işlemler sırasında ortaya çıkan kükürt dioksit, suyla birleştirilip sülfürik asit elde ediliyor ancak bu işlem yapılamadan kükürt dioksit tankında patlama yaşanmış. 

Aynen şöyle diyor Mehmet Albayrak: “Bu yaptığımız kimyasal işlemleri bir de açık ocak işletmesi şeklinde 24 köyü de kapsayacak şekilde yaparsak hem doğa, hem deniz hem de hava şartları yaşanabilir olmayacaktır...” 

Hatta panele katılacağını öğrenen Çayeli Bakır İşletmeleri Genel Müdürü kendisini aramış ve panele katılımını engellemeye çalışmış. Çayeli Paneli aslında Çayeli Muhtarlar Derneği’nin katkıları ve muhtarların da katılımıyla Muhtarlar Derneği’nin salonunda yapılacaktı ama son anda iktidar kanadından gelen telefonlar ve baskılar nedeniyle muhtarlar panele olan desteklerini çekmiş. Çoğu muhtar panele katılmadı, katılmaktan çekindi... Hatta panel neredeyse iptal edilme noktasına gelmiş... Hikmet Eren’in çocukluk arkadaşı MHP’li Çayeli Belediye Başkanı İsmail Çiftçi’nin dik duruşu ve belediyenin bir salonunu tahsis etmesiyle panel yapılabildi...

Medyanın büyük bölümü ellerinde; devletin kontrolündeki yayın kuruluşları ve köpekleşmiş medyayla birlikte... Her türlü haberi yaptırıp, her türlü manipülasyonu uyguluyorlar... Yine de yetmiyor, gerçekleri anlatanların da ne yapıp edip sesini kesmek istiyorlar...

Panele dinleyici olarak katılan Rizeli siyasetçi, eski Milletvekili Mehmet Bekaroğlu da kısa ama çarpıcı bir konuşma yaptı:  

“Meraları, dağları böyle hallaç pamuğu gibi atmak, kıyıları, denizleri yağmalamak Anayasa’ya göre yasaktı... Geldiler, ‘Kenan Evren’in yargılanmasını sağlayacağız’ diyerek bir Anayasa değişikliği getirdiler. Hepimiz gittik, ‘tamam yargılansınlar’ diyerek destek verdik ama onunla beraber bütün bunların da yolunu açtılar... Bir kişi mera alanlarını yapılaşmaya açıyor, bir kişi ormanları madenleşmeye açıyor... Hepimiz suçluyuz... Çocuklarımıza yeşillik kalmayacak, çocuklarımıza temiz süt kalmayacak... Bu kadar yağma yapılıyor ve biz hiçbir şey bilmiyoruz. Mevcut Anayasa bile vatandaşın bilgilendirmesini emreder ama bilmiyoruz. Suçlu olan bunlardır... Bu ülkenin bu şekilde yağmalanmasına bunlar sebep veriyor... Trump neden bu kadar seviyor bunları... Nokta...” 

Çayeli’nde meşhur Hüsrev Lokantası’nda kuru fasulye pilavımızı yedikten sonra Yeşil Artvin Derneği’nden Eczacı Nursal Bülbül ve Uğur Karakuş’la birlikte Artvin yoluna düştük. Yol boyunca uçmuş, heyelana uğramış yerler gördük... Coğrafya çok sarp, kayalık ve dik yamaçlardan oluşuyor... Milyonlarca yılda cennet gibi bir bölge halini almış... Ağaçlarla kaplı, dereler, ırmaklar ve Akdeniz iklimini yaşatan vadilerinde tarımsal adacıklar... Bölge tam bir yaşam alanı... Korunması gerekiyor... 

Hatila Vadisi... Bir destan gibi... Milli Park statüsünde ve koruma altında ama artık milli parkların da korumaları sadece kağıt üzerinde... Anayasa’nın uygulanmadığı, yasaların uygulanmadığı bir ülkede bir imzaya ve bir ağızdan çıkacak söze bakılıyor... Hiçbir kişinin güvencesi olmadığı gibi hiçbir dağın, ormanın, köyün de güvencesi yok... Milli parkları küçültüyor, doğa koruma alanlarını yok ediyorlar... Böyle bir dönemden geçiyoruz...

Bu ülkeye 13 Şubat 2024 Çöpler Faciasını yaşatan şirket şimdi benzer bir madeni Hod Altın-Gümüş-Bakır Madeni’ni açmak için çalışıyor... Yeşil Artvin Derneği’nden Nur Neşe Karahan, Avukat Bedrettin Kalın, Eczacı Nursal Bülbül, Uğur Karakuş, Öğretim Üyesi Tolga Odabaş ve Artvin’den gazeteci arkadaşlarla birlikte iki araçla Hod Altın Madeni’ne gittik...

İbrahim Gündüz

(Yarın devam edecek)